The first 200 lines.
Doğrusu, Robert'ın Londra'ya dönmek için
bizden ayrıldığı gün rahatsız olmuştum.
Gitmesini istemiyordum.
Nick doğduğundan beri birlikte çok az vakit geçirmiştik
ama onu ailesiyle işi arasında seçim yapmaya zorlamak istemedim.
Yani deniz vardı, güneş parıl parıldı
ama orada tek başıma kalmak istemedim.
ACİL SERVİS
Gidelim.
Gidelim.
- Bayım? İyi misiniz? - Sen, çabuk.
- Sağ olun. - Sağ olun.
Nicholas?
Tanrım.
Robert? Uyan.
Robert?
Robert, uyan.
Uyan.
Siktir ama.
Uyan.
Nick nerede?
- Ne halt ediyorsun sen? - Nick nerede?
- Bilmem. Bir arkadaşıyladır. - Peki. Nerede yani? Onu bulmalıyız.
Dün işe gitti, akşam yemeğe gelecekti
- ama ne olmuş? Adam 25 yaşında. - Hayır.
Sabah 04.00'te beni aradı ama şimdi ulaşamıyorum.
- Açmıyor. Telefonuma cevap vermiyor. - Kıçıyla aramıştır.
- Hayır, canım. Berbat hâldeydi. - Ciddi misin?
- Ağlıyordu. - Öyle mi?
Konuşmadı. Hiçbir şey demedi.
- Sadece ağlıyordu. - Cidden mi?
Selam Nick.
Evet, dostum. Ben baban.
Uyanınca beni ara. Sadece yaşadığını bilmek istiyorum.
Tamam. Seni seviyorum. Hoşça kal.
- Biliyor. - Neyi biliyor?
Ne anlattın ona?
- Hakkımda ona ne anlattın? - Hiçbir şey ama anlatacağım.
Biraz geç kaldın, değil mi?
- Biri önce davrandı. - Nasıl yani? Kim?
O siktiğimin kaçık manyağı ona ulaştı.
Ne? Nick'in canını kurtarırken boğulan oğlanın babası mı?
- Yani önce sikiştiğin... - Hayır.
...ve o, çocuğumuzu kurtarırken ölünce
tanıştığını inkâr ettiğin genç adamın babası.
O siktiğimin kaçık manyağını mı diyorsun?
- İnanılmazsın. - Anlamıyor musun?
Oğlumuz tehlikede Robert. Onu hiç o hâlde duymamıştım.
Korkuyorum.
Evet, kötü görünmekten korkuyorsun, değil mi?
Eninde sonunda öğrenecekti.
Keşke ona anlatan ben olsaydım.
Bu senin hatan, tamam mı? Sorumlusu sensin.
- Hata kimde fark etmez. - Ne bekliyordun ki?
Sence ne tepki verecekti?
Onun annesisin. Her şeyden sen sorumlusun.
- Onu umursamadın. - Şifresini biliyor musun?
Oyuncak ettiğin oğlana öyle dalmıştın ki
- daha yüzme bile bilmezken... - Şifresini biliyor musun?
- ...onu plajda yalnız bıraktın. - Şifresi ne?
Yüzemiyordu.
- Şifresini söyler misin? - Şifresini bilmiyorum
çünkü mahremiyetine saygım var. Basit ve dürüst bir şekilde ilgiliyim.
Peki, senin için ne düşünsün Catherine?
Onun annesiydin.
Aslında onu koruması gereken sendin.
Onu korumadın. Tek derdin...
Yine sigaraya başlamış. Biliyor muydun?
Yirmi yıllık yokluğunun ardından bana nasıl babalık yapacağımı anlatma.
Bu ne cüret?
Ne yaptığımı sanıyorsun?
- Tanrım. İşten atılmış. - Ne? Hayır, atılmadı.
İşte olduğunu sandığın bütün gün boyunca neredeydi o zaman?
Kiminle olabilir, bir fikrin var mı?
Arkadaşları?
Arkadaşı var mı, bilmiyorum.
Ya sen?
Bir kız arkadaştan bahsetmişti
ama kızla tanışmadım. Adını bilmiyorum.
Ben...
Kızın varlığından bile emin değilim Catherine.
Hayır.
Canım?
Nick mi?
Evet?
Nancy, Jonathan'la Catherine Ravenscroft arasında geçenleri
inanılmaz bir ayrıntı ve hassasiyetle tasvir etmiş olsa da
elbette bazı gerçeklerle oynamıştı.
Yazarlar böyle yapar.
Mesela Jonathan, Avrupa'ya kız arkadaşıyla gitmişti.
Nancy bu gerçeği değiştirmedi
ama Sasha'nın erken dönüşünün nedenini değiştirdi.
Güneş tutulmasını hatırlıyor musun?
İngiltere'de tam güneş tutulması yüzyılda bir görülür
ve bulutlu bir günde oldu.
Ne yazık.
Çok İngilizlere göre. Umurunda bile olmadı.
Görmek için son şansımdı.
Bir sonrakini görmeye çalışabiliriz.
- Geziye çıkabiliriz. - Madagaskar'a mı?
- Neden olmasın? - Saçmalık.
Kesinlikle çok saçma.
Bırak oyalanmayı da şu kahrolası buzdolabını hallet.
Beni deli ediyor.
- Alo? - Merhaba Nancy.
Merhaba Emma. Sesini duymak ne güzel.
Anlıyorum.
Hayır, bilmiyordum. Hayır.
Bence farklılıklarını çözmek onlara kalmış.
Bence abartmayalım Emma.
Orada neler oldu, bilmiyoruz.
Hayır. Kızının bunu abarttığı açık çünkü...
Saçmalık.
Hayır, bu cidden çok aşırı Emma.
Hayır, buna gerçekten gerek yok Emma.
Peki, Emma, iyi ki konuştuk. Aradığın için sağ ol.
Güle güle.
Ne?
Ne?
- Ne oldu? - Sasha'nın annesi Emma'ydı.
Sasha Londra'ya dönmüş.
Ne zaman...
Jonathan'la tartışmışlar ve kız basıp gitmiş.
O kızın hâli fena.
Şu sinir bozucu sesi durduracak mısın?
Sasha'nın teyzesi ölmemişti.
Eve bu yüzden dönmedi.
Kitap kurgusaldı
ama gerçeği safrasından salıp
yüzeye çıkmasına izin verdi.
Taramalara göre enfektif endokardite bağlı felç...
Ne, felç mi geçirdi?
- Felç mi? - Damardan uyuşturucu alanlarda
- oldukça yaygındır. - Tanrım.
İyileşecek mi peki?
Durumu şu anda stabil
ama uyandırmadan hasarın boyutlarını belirlemek için
- henüz çok erken. - Hasar mı? Ne...
- Nasıl yani? - Nörolojik hasar, varsa.
Ne tür bir nörolojik hasar?
Motor, bilişsel, konuşma ama tahminde bulunmayalım.
Bu noktada durumu istikrarlı ve buna odaklanmalıyız.
Doktor?
- Üzgünüm, ben... - Peki, ne zaman...
Ne zaman uyandırmayı planlıyorsunuz?
Bugün bazı yeni testler yapacağız ve sonuçları iyi çıkarsa
yarın uyandırmayı deneyeceğiz.
- Ama iyileşecek, değil mi? Tamamen. - Evet. Olabilir. Evet.
Olabilir dediniz ama ihtimaller ne?
Yani başka vakaları düşününce doktor?
Her vaka farklıdır ve çok üzgünüm,
yapılacak tek şey, beklemek.
Catherine ve Robert sonuçsuz olduğunu bildikleri
sorular sormaya devam ediyor
ama farklı bir cevap almayı ummakta ısrar ediyorlar.
- Duymak istediklerini. - Doktor.
- Çok üzgünüm. Benim... - Evet.
- Sağ olun. - Sağ olun.
İstersen onunla önce sen kalabilirsin.
Nicholas erken bir ölüme karşı hep böyle savunmasız mıydı diye
merak ediyorsun.
Daha önce bir kez kurtarılmıştı
ama bu sefer o kadar şanslı olmayacak diye korkuyorsun.
Robert'ın şaşkın kafası darmadağın.
Nicholas'ın hastanede olması, yoğun bir suçluluk ve endişe duygusu yaratıyor
ama bu duygular, karısıyla ilişki yaşayan,
sonra da çocuğunu kurtaran genç adama karşı hissettiği
kıskançlığı bir kenara itemiyor.
Erkekliğini sonsuza dek hadım eden bir şehit.
Stephen Brigstocke'la önceki gece yaptığı konuşmayı da düşünüyor.
Adamın tevazu ve basitliğini
ve devasa anlayışı ve merhametini
ve Stephen'la karısının istediği tek şeyin
oğullarının kurtarırken boğulduğu çocuğu görme isteği olduğunu.
- Buldun mu? - Evet.
- İyi misin? - Yani...
Kullanıcı adınla şifreni girdim bile.
Sadece yardım merkezine, 'hesabımı nasıl silerim'e bas
ve sonra hesabını kalıcı olarak sil.
Tamam. Neden hesabınızı silmek istiyorsunuz diye soruyor.
Ne diyeyim?
Herhangi bir şey. Önemi yok.
Tamam, mahremiyetim hakkında endişeleri seçeceğim.
Bu silme işlemi nihaidir diyor.
Evet. Yazık oldu. En iyi işlerimden biriydi.
Şifreni bir daha gir.
"Lütfen onaylayın." "Silmek istediğinizden emin misiniz..."
ÜZGÜNÜZ, BÖYLE BİR SAYFA YOK.
Jonathan'ın Instagram hesabını kapattığıma üzgündüm
ama ortalığı toparlama vaktiydi. Parmak izlerimi silmeliydim.
Gitti.
Evet.
Tamamdır.
Kolay.
ARAYAN ROBERT RAVENSCROFT
- Bu senin Tommy. - Sağ ol.
Kendine yeni arkadaşlar alırsın.
- Alo? - Bay Brigstocke.
Ben Robert.
- Evet. - Robert Ravenscroft.
No comments yet. Be the first to leave one.