The first 200 lines.
- Selam anne. - Merhaba yavrum.
Sağ ol, kalmama izin verdin. Cidden minnettarım.
Nasılsın?
Tanrım. Her şey birbirine girdi.
Bilirsin, inşaatçılar ve Robert'la.
Robert yine Amerika'da mı?
Evet. Yine Amerika'da.
Sana yemek hazırlayayım mı?
Hayır, sağ ol. Aç değilim. Hatta midem biraz kötü.
Saat 20.00'ye geliyor. Bir şey yemelisin.
Yok, migrenim tutacak gibi.
Acaba biraz uzanabilir miyim?
Senin yaşında benim de başım tutardı.
Evet.
Annen bunuyor.
Zaman ve mekân algısı, doğrusallığını yitirmiş durumda.
Kötü kokuların tuhaf karışımını
ve bunu bastırmak için kullanılan sahte çiçek kokularını duyabiliyorsun.
Bir yaşlı evinin kokusunu.
Annenin yatağında en son ne zaman yattın, hatırlayamıyorsun.
Bir zamanlar babanın yattığı yatak.
Uyumayı başarabilirsen daha net düşünebileceğini sanıyorsun.
Başına gelenleri anlamlandırmaya başlayabileceğini.
Sağ ol anne.
Justin'in öğrencisi Tommy, Jonathan'ı hayata döndürmeme yardım etti.
Facebook'u sadece yaşlıların kullandığını anlattı,
biz de Instagram'ı kullandık.
...bir şey olmuyor.
Ekranı kullan. Klavye o. Ekrana dokun.
Anladım.
Fotoğraflar eski görünüyordu, filtreledim.
İyi görünüyorlar.
Olağanüstü.
Sağ ol. Bence en sevdiği müziği de paylaşmalıyız.
Ne dinliyor? Biliyor musun?
Hayır, bilmiyorum. Kylie Minogue olabilir.
Kylie. Evet. Seksi.
Başka şeyler de eklemeli. Mesela Drake ve Tyler, the Creator.
Post Malone ve benzeri.
Birkaç paylaşımımı ona iletirim.
Tabii. Peki ya kitaplar?
Kitaplar mı?
On sekizinde, bence Demian olur.
Hermann Hesse.
Evet, ben duymadım.
Harry Potter olabilir
ama ben olsam kitap paylaşmazdım.
Uzman olan sensin.
Evet.
Şimdi şu yorumlarla ilgilenmeliyiz.
Jonathan'ı ergen olarak tuttum.
Sonsuza dek genç, sonsuza dek üniversite öncesi
bir yıllık tatil döneminde.
Şimdi oğlumuzun bir geleceği var.
Robert, eşiyle ilişki yaşamış
ve çocuğunu kurtarmış, ölmüş genç bir adamı kıskanıyor.
Onunla birlikteyken Catherine'in kaç kere bu oğlanı
düşündüğünü merak ediyor.
Seksi kaç kere karşılaştırdı?
Onunlayken numara mı yapıyordu? Ara sıra mı? Her zaman mı?
Nicholas yemekten sonra mutfak işinde babasına yardım etmeli, biliyor
ama istemiyor.
Babası neşeli sohbetini sürdürmeye devam ederse delirecek.
Babasıyla kalmak kolay olmayacak, biliyor...
...ama buna değer.
Para biriktiriyor.
Babası sigaranın kokusunu alamıyor, biliyor
ama alsa bile bir şey diyeceğinden emin değil.
Babası, aralarındaki özel bağın kopmasından korkar.
Anne babası arasında bir sorun olduğunun farkında.
Akşamın başında annesine üzüldü
ve daha önce onun için üzüldüğünü hatırlamıyor.
Annesinin o şekilde gidişini görmek ona küçüklüğünü hatırlattı,
iş için uzaklara gidişini.
Sonra annesinin eve dönünce
etrafında çırpınıp ona ne kadar özlediğini söyleyişini.
Bunu hiç gerçekçi bulmadığı için annesini günlerce yok sayardı.
İyi geceler.
İyi geceler.
- Yarın işe gidiyor musun? - Evet.
- Erkenden mi? - Geç.
- O zaman akşam yemeğinde görüşürüz. - Evet.
İyi geceler.
İyi geceler.
Anne babası onu tanımıyor.
Annenin yüzünü inceliyor,
öldüğünde nasıl görüneceğini çözmeye çalışıyorsun.
Kayıpların üzüntüsüyle boğulmuş durumdasın.
Çocukluğun ve çocuğunun çocukluğu.
Annenin gücü
ve o gücün iliklerine işlediğine, her şeyin üstesinden gelmen için
annenin sevgisinin sana güç verdiğine olan inancın.
Biliyorsun, annenin adı Helen
ve Helen keder, yalnızlık ve acı çekmiş olmalı...
...ama aslında gerçekten bilmiyorsun
çünkü senin için Helen her zaman annendi.
Anne.
Anne, bir şey oldu.
İnşaatçılar yüzünden gelmedim.
Muhtemelen hatırlamıyorsundur ama yıllar önce...
Aslında yaklaşık 20 yıl önce
çünkü Nick beş yaşındaydı.
İtalya'ya tatile gitmiştik
ve şey peşindeydim...
Robert'a anlatamadığın her şeyi annene anlatıyorsun.
Her şeyi.
Utancını ve suçluluk duygunu.
Bu süre boyunca annen sessiz
ve merak ediyorsun, bir şey duyabiliyorsa,
ona anlattıkların rüyalarına sızarsa
sonra bir kısmını hatırlayabilir mi.
- Evet. - Elvis'i arıyorum.
- Sen kimsin? - Ben Nicholas. Daha önce gelmiştim.
Tamam.
- Ne kadarlık? - Beşlik.
Kalırsan bir beşlik daha.
On beşim var, değil mi?
- Evet çünkü kartı koydum. - Yapma evlat.
Marş marş.
Nicholas buraya sadece birkaç kere gelmişti.
Alışkanlık hâline gelsin istemiyor
ve durumu çok iyi idare ettiğinden emin.
Rahatlamak için ara sıra azıcık bir şey
ama asla çok değil.
Annen huzur içinde horlarken her şeyi anlattın
ve sonuna doğru bitkin düştün,
rahatlayıp derin bir uykuya daldın.
Hikâyeni kelimelere dökmek
büyük acılar çekmene neden olan kötü huylu bir tümörün
çekirdeğini dürtmek gibiydi
ve artık anlıyorsun, başkalarına da acı çektirdin.
O sabah, ofisi açılmadan erkenden gittim
ve Asyalı kızın gelişini bekledim.
Bir şey oluyor gibi.
Alt kadrodan olmalıydı.
Catherine Ravenscroft'la yürürken gördüm,
onun öğle yemeğine davet etmesinden onur duyduğu belliydi.
Bence bugün...
Pardon. Bayan, pardon.
Özür dilerim. Siz...
Catherine Ravenscroft'la çalışıyorsunuz,
- değil mi? - Evet.
Acaba biraz vaktinizi alabilir miyim?
- Paketleri resepsiyona bırakabilirsiniz. - Hayır. Oldukça önemli bir mesele.
Sen gidebilirsin. Adınız neydi?
Evet.
Özür dilerim.
Evet, adım Stephen Brigstocke.
Benim adım da Jisoo Kim.
Yukarı çıkıp konuşalım mı Bay Brigstocke?
Hayır. Burada kalmayı tercih ederim.
Tamam. O zaman şuraya otursanız ya.
Peki.
Kısa sürede gelmeyeceğine emin misiniz?
Catherine mi?
Hayır, aradı. Bugün gelmiyor.
İşte burada. Selam Jisoo. Nasılsın? İyi misin?
- Catherine'e... - İyi. Evet.
...göster diye gönderdiğim e-posta ne oldu?
- İzin verir misin? - Pardon.
- Meşgulsün. - Evet.
Nasılsın? İyi misin?
- Bak, çok önemli. - Biliyorum.
Bugün olursa çok sevinirim.
Hırs kötü kokar, saklamak imkânsızdır
ve Jisoo Kim'in her yerine sinmişti.
Kariyer yapabileceği bir anı yakalatacak harika bir hikâyeyi
araştırma fırsatının kokusunu aldı.
Catherine Ravenscroft'la uzun zamandır yakın çalıştığı belliydi
çünkü Catherine'in insanların açılmasını sağlayan numaralarını bende denedi.
Peki, mesele nedir Bay Brigstocke?
Zor bir mesele. Burada olmalı mıyım, bilmiyorum.
Güvendesiniz.
Konuşabiliriz
ya da isterseniz numaramı veririm, istediğiniz zaman ararsınız.
Catherine Ravenscroft beni taciz ediyor.
Üzgünüm Bay Brigstocke.
Daha açık olur musunuz?
Beni sürekli tehdit ediyor.
Sizi neden tehdit ediyor?
Yazdıklarım yüzünden.
Ne yazdınız Bay Brigstocke?
Kitap mı?
Yazar mısınız Bay Brigstocke?
Hayır ama dünyaya gerçeği anlatmak zorundaydım.
KUSURSUZ YABANCI E. J. PRESTON
Mahlasla, kendi paramla, kendim yayımladım.
Sizin ve çalışanlar için kopyalarından getirdim.
Tüm dünya Catherine Ravenscroft gerçekte kim, bilmeli.
Sürekli dağıtımımı engellemeye çalışıyor.
Bu korkunç.
Bunu duyduğuma üzüldüm.
Telesekreterime tehdit mesajları bıraktı.
Ama Catherine neden kitabınızın bilinmesini engellemeye çalışıyor?
Çünkü yıllar önce olan bir şeyi anlatıyor.
Yıllar önce ne oldu Bay Brigstocke? Bana anlatabilir misiniz?
Biriyle ilişki kurdu ve adam sorun hâline gelince...
...ölmesine izin verdi.
Bu korkunç.
- Ama nasıl... - Gitmeliyim. O...
No comments yet. Be the first to leave one.