The first 200 lines.
Evet.
Evet, tam orası.
Tadın benimki gibi.
- Öyle mi? - Evet.
Yarından sonraki gün Londra'ya dönmem gerek.
Roma'ya gitmeye mecbur musun?
- Neden? - Bir gün daha kalsana.
- İstiyor musun? - Kalırsan çok sevinirim.
Yarın bütün gece seninle sikişmek isterim.
O zaman kalmam lazım galiba.
Tanrım.
Dur.
- Ne? - Bekle.
Ne yapıyorsun?
Bekle işte. Bekle.
Hayır.
- Hayır. - Evet.
- Hayır. - Giy şunları.
- Şaka yapıyorsun. - Hadi. Yolculuk planımı değiştiriyorum.
- En azından bunu yap. - Resimleri kendine saklasan iyi olur.
Sadece benim masum gözlerim görecek.
Bir de Üçüncü Sayfa.
Jonathan. Hayır, ciddiyim.
Yarın gün boyunca birbirimizi görmezden geleceğiz.
Seksi olacak.
Seni bikinili görürsem karşı koyamayabilirim.
Koymalısın
ve sonra gece buluşup patlayacağız.
Nicholas'la da yakınlaşma.
Annesinin yeni dostunu babasına anlatsın istemem.
Peki. Bana bak.
Dinliyor musun? Bu iş ciddi. Tanışmıyor gibi yapmalıyız.
Ya yapamazsam?
O zaman seni öldürmem gerekir.
Seksi.
Otur.
Tamam ve göğüslerine dokun.
Evet.
- Şimdi de sütyeni çıkar. - Şimdi giydim.
Çıkar. Lütfen.
Tamam. Peki, memelerini sıkıştır.
- Ne? - Sıkıştır, şey gibi...
Evet.
Tamam. Bacaklarını aç. Arkana yaslan. Bacaklarını aç.
Peki. Ellerini donuna koy.
Evet. Bir parmağını sok.
Kendine dokun.
Buraya gel.
Bu hissettiğim de ne?
Çok çekicisin.
Evet.
Siktir.
Robert okumayı kesmek zorunda,
kendisini rahatsız eden yoğun bir histen midesi bulanıyor.
Karnını delen kaygı ve kızgınlık aşağılara ilerlemiş,
yarasını şişirip apış arasındaki ereksiyona dönüştürmüştü.
- Güzel kitap mı? - Hayır.
- Bir kahve daha? - Evet, sağ olun.
Hayır, yani istemem, sağ olun. Hesabı alabilir miyim lütfen?
- Evet, tabii. Hemen geliyorum. - Sağ olun.
Sadece bu basılı kelimelere güvenebilir
ve içinde, karısı hakkında onu tanıyabileceği kadar çok şey var.
Ayrıca daha önce göremediği şeyleri de gösterdi.
Her zaman istediğini elde eden bir kadın olmuştu.
Hep canının istediğini yapmıştı.
Jonathan ölünce Nancy mahvoldu.
Zihni küçük, karanlık bir şeye dönüştü
ve tek düşünebildiği, oğlumuzun yokluğuydu.
Ölümünden iki ay kadar sonra
nihayet onu yürüyüşe çıkmaya ikna edebildim.
Giyinmek için üst kata çıktı.
Nancy!
Nancy, çıkmalıyız artık.
Beni neden çıkardın?
İntihar etmeye çalışmıyordum.
Sadece bilmek istedim.
Ne hissettiğini bilmem gerekiyordu.
Acı çekmedi dediler.
Ölmeden önce bayılmıştı dediler
ama nereden biliyorlar?
Nasıl?
Acı çekmediğini nasıl bilebilirler? Canının yanmadığını.
- Bunu nasıl bilebilirler? - Nancy, seni şu soğuk sudan çıkaralım.
- Nasıl bilirler? Senden nefret ediyorum! - Gel.
Hadi.
Otur canım. İşte oldu.
Nancy.
Deniz ne kadar genişti, hatırlıyor musun?
İşte oldu.
- Küvette aynısını yapamadım. - Hayır.
Yapamadım.
- Ne de çok korkmuştur... - Evet.
- ...ve çok yalnız kalmıştır. - Evet.
Anne, Sandy'yi bulamıyorum!
Sandy'yi buldum!
Selam meleğim.
İğrenç kokuyor.
Evet, sanırım... Karnım ağrıyor. Pizzadan galiba.
Benim de. Osurdum.
- Öyle mi? - Pizzadan.
- Sandy’yle bana bot alabilir miyiz? - Bot mu istiyorsun?
Sandy’yle bana.
Herkes geldi bile.
Yardım Kurumları Komisyonu'nundan Bayan Stephenson mesaj bıraktı.
Asistanından anladığım kadarıyla çok kızgın.
Hadi ama. Toplantıdan sonra arayacağımı söyle.
- Bir Alka-Seltzer lazım. - Getiririm.
Üzgünüm.
Gece geç saatlere kadar bu belgeleri inceledim.
Hazine Seçilmiş Komitesi, kurumun mütevellilerinin başını ağrıtıyor,
bizim işimiz de devlet yardımlarının, kurumun projelerinde
kullanım şeklinin asla şüpheli görülmemesini sağlamak.
Unutmayın, en kötü ihtimalle, beceriksizlik, şüpheden iyidir.
- Anlaşıldı mı? - Evet, anladık.
Peki, Charles, saha hakkında bize bilgi verir misin lütfen?
- Sağ ol. - Sağ ol, Robbie.
Peki, sahadaki durum, şöyle...
Kafa karıştırıcı.
O ülkeden bize gelen fonlar
devletin şartlarına uymanın dışında...
Bu kurumlardan biri yoğun şekilde inceleniyor.
...dayatılan...
Robert, kurumun suistimallerinden haberdar
ama kanunun destekleyebileceği bir öykü yaratmak zorunda.
...devletin şartlarına tabi ama...
Ona bilgi veren insanlar olmasından memnun.
Bir şey yapması ya da konuşması gerekmiyor,
sadece gözlemliyor ve bunu bile zor başarıyor.
- Başka bir şey? - Tamam.
Yaptırım mevzuatında yer alan istisnaların
bize uygulanabilmesi için belirli...
Çünkü o ses ne kadar dayanır bilmiyoruz.
Belki bir hafta dayanır, anlıyor musun? Sorun bu.
Robert, fotoğraflarla seninle yüzleştiğinde
yaşadığın şok seni yeniden yarıp geçiyor.
Cezalandırılmanı istiyor. Hak ettiğini düşünüyor.
İşe dönüp sonra yeniden toplanmamız gerekiyor, olur mu?
Catherine.
Brigstocke emekli olduktan hemen sonra
Rathbone Koleji'nden ayrılan müdür vardı ya?
Cambridge'ten arkadaşlarmış. Numarasını buldum.
- Hikâye yok. Boş ver. - Arayayım mı peki?
Geri bas Jisoo, hikâye yok dedim!
Bak, üzgünüm. Sadece oradan hikâye çıkmaz, tamam mı?
Bak, unut gitsin. Stephen Brigstocke'u unut.
- Çay ister misin? - Evet, lütfen.
Robert'tan bazı yönlerini sakladığını biliyorsun
ama onun hakkında ne az şey bildiğini şimdiye dek fark etmemiştin.
Kızgınlığının her yeri doldurmasına izin verdi
ve söyleyebileceğin her şeye sağırlaştı.
- Her şey yolunda mı Cathy? - Evet.
Yolunda, iyi, sağ ol.
- Derler ki taşınmak... - Süt?
...boşanmaktan daha stresliymiş, değil mi?
- İyi misin? - Kesinlikle. İyiyim, sağ ol.
- Hayır. Beklemelisin. - Al bakalım.
- Tamam. Evet, pardon. - Tuvalet yolunu kapattın. Sağ ol.
Robert Ravenscroft'un ofisi.
- Emily. Selam. Ben Catherine. - Catherine.
Robert şu anda ofiste mi, merak ediyordum.
Çağırmamı ister misin?
Yok. Konuşmama gerek yok.
Sadece bir şey bırakacaktım.
Buralarda...
Çok rahatladım.
- Çağırayım mı? - Yok, pardon. Ne şapşalım.
Çok sağ ol.
Hoşça kal.
Sırrını yıllardır saklaman Robert'ın seni suçlu bulmasını sağladı.
Yanlış şekilde sessiz kalma hakkına sahip olduğuna inanman seni mahkûm etti.
- Kapıyı açabilir misin? - Ben... Kilitli!
Nancy işten ayrıldı. Artık çocuklarla olamıyordu.
Ben de hayatı devam ettirmek için ikimiz adına da çalıştım.
Nancy?
Nancy?
- Nancy? - Şunlara bak.
Şunlara bak.
Ona verdiğim yeni kamerayla deneyler yapıyormuş.
Bak.
Zumla çekilmiş, çok soyut, yakın çekimler.
Gözü iyiymiş. Çok iyiymiş.
O ne?
Benim. Seni şapşal.
- Şurası. - Evet.
Tabii. Tabii.
Bunu çektiğini fark etmedim.
Bak. Bahçıvanlık dergisi okuyan annesine gizlice yaklaşmış.
Anne kalkıyor.
Şuna bak!
Anne bulaşık yıkıyor.
Yine bulaşık yıkıyorum.
Benim hiç resmim yok.
- Seninle ilgilenmiyordu. - Hayır, çok belli.
Bunu hatırladım.
Jonathan'ın kendisine bu kadar odaklanması Nancy'yi memnun etti.
Onu her zaman benden çok sevmişti.
Burada birkaç kontak baskı var.
İtalya'da bulduğu filmi o zamana dek bastırmadığına eminim
ama filmi aklına getiren bu fotoğraflar mıydı merak ediyorum.
Yine kendi fotoğrafları olduğunu varsaymıştır.
No comments yet. Be the first to leave one.