200 dòng đầu tiên.
--AE-- İlk hidrofobi vakası MÖ 2300'de kaydedilmiştir.
Bu hastalığa yakalanan hayvanlar su gördüklerinde delirir.
48 saat içinde müdahale edilmezse tedavisi mümkün olmaz.
Hidrofobi, günümüzde daha çok "delilik" anlamına gelen
Latince sözcükle anılmaktadır: Rabies.
Kuduz.
Selam Ben. Doktor Lambert geldi.
Merak etme. Sana atıştırmalık getirdim.
Pekâlâ.
Selam dostum.
Pek iyi hissetmiyorsun galiba.
Ben de aynı durumdayım dostum.
Dün gece benzinlikten suşi alma gafletine düştüm.
Bugün cezasını çekiyorum.
Merak etme Benjy.
Kendini daha iyi hissedeceksin.
Doktor ayağına geldi.
Hiç canın acımayacak.
Ne o, dün gece biraz fazla mı kaçırdın?
Nazlanma, daha önce de iğne oldun.
Tamam, doktoru dinliyoruz.
Ayıcığa sarıl, iğneyi ol.
İnan, daha iyi hissedeceksin.
Hadi.
Hadi dostum.
Gel dostum.
O'AHU'LU PROFESÖR ŞEMPANZEYİ SAHİPLENDİ
ŞEMPANZE 300'ÜNCÜ KELİMESİNİ ÖĞRENDİ BEN'LE SOHBET
SIRADAN BİR ŞEMPANZEDEN DAHA MI ZEKİ?
UZUN SÜRE KANSERLE MÜCADELE EDEN PROFESÖRÜN ACI VEFATI
PRİMAT
36 SAAT ÖNCE
-Babam nerede? Ona ulaşamıyorum. -Bu yüzden mi aradın?
Yapma yahu, üstüme gelme. Gelip beni alması lazım.
-Almak mı? Nereden alacak? -Havaalanından.
-Şu an uçaktayım şapşal. -Eve bugün mü geliyorsun?
Hay aksi.
-Pardon. -Suç bende.
Benim hatam. Dur, ben...
Amma şirinmiş.
Pardon.
Kusuruna bakma. Gerçek bir kızla hiç konuşmadı.
-Öyle demesene. -Şaka mısın?
-Pardon, nerede peki? -Babam mı?
-Selam. -Sence nerede?
Tahmin edeyim.
-Ofisinde, tüm gün çalışıyor. -Tam isabet!
Ayrıca haftaya iş toplantısına gidecek, yani yüzünü bile göremeyeceksin.
Kitabının filmini çekmek istiyorlar. Kim bilir?
Bu yaz onu görebilecek miyim?
Asıl bu yaz ben seni görebilecek miyim?
Tabii ki göreceksin.
Kapatmam lazım ama yakında görüşürüz, tamam mı?
Tamam. Öyle olsun.
Erin bana bozuk atıyor.
Açıkçası onu suçlayamam.
Şeyden beri eve gitmedim...
Kendine haksızlık etme Luce. Çok şey atlattın.
Ailecek çok şey atlattınız.
Ama yanındayım kızım. Tamam mı?
Tamam.
Senin gibisi yok. Seni seviyorum.
Ne haber millet?
-Ahbap! İşte sana bahsettiğim. -Tatile hazır mıyız?
-Ne yapıyorsun? -Selam.
-Çantanı yerleştireyim mi? -Olur, tabii.
Centilmenlik ölmedi demek.
Onu bu yaz benimle kalması için davet ettim de.
-Öyle mi? -Eğlenceli olur.
Tabii.
Çok heyecan verici!
Kusura bakma ama sanırım orası benim yerim.
Yer değiştirsek mi ki?
Hem böylece ikinizle de konuşurum.
Ortada oturmak kötüdür ama ben katlanırım.
Çok incesin. Evet. Yerleş bakalım.
Teşekkürler. Ay, pardon!
Tamam. Pardon. Hadi yine iyisin!
-Ne demezsin. -İyi ki geldin!
Abim gelmiş! Nick!
Eve hoş geldin kardeşim!
HAWAII'YE HOŞ GELDİNİZ
-Okul nasıldı? Yoksa atıldın mı? -Finaller çok kastı.
Eve dönmek çok güzel.
Hannah, değil mi?
-Katie'nin dilinden düşmüyorsun. -Salaklık etme.
Lucy-Lou!
-Selam. -Nihayet eve döndün.
-Abin yakıyor ha. -Kes sesini.
-Demek baban seni almaya gelemedi. -İşi varmış.
Bir saniye.
Baban şehir dışında mı olacak demiştin?
Evet.
-Siz de aklımdakini mi düşünüyorsunuz? -Parti mi?
-Sende toplanıp kafayı bulsak mı? -Parti!
Eviniz bu mu? İnanılmaz.
İşte geldik.
Sen bir de verandadan manzarayı gör. Aklın çıkar.
Kitap imza faslından sonra sana Walter Friedkin'le bir görüşme ayarladım.
Sessiz Ölüm'ün ön satışları nasıl gidiyor?
Henüz çok erken Adam.
Onu kafana takma. Sadece çık ve kendini göster.
Yarınki kitap tanıtımı çok ses getirecek.
Burası inanılmaz bir yer. Tamam. Buraya gel.
Bu anlaşmaya ihtiyacımız var.
Seni bir daha göremeyeceğiz diye endişelenmeye başlamıştık.
Finaller nasıl geçti?
İyi.
Sadece "iyi" mi yani?
Seni görmek güzel.
Seni de öyle.
-Hannah. -Pardon.
Selam!
Tanıştırayım, bu Hannah.
Hafta sonunu
Lucy'yle geçireceğiz.
-Hadi yerleşelim. -Görüşürüz.
-Evi gezelim. -Tamam.
Valizlerini açacaklar.
Merhaba Bay Pinborough.
Kızlara göz kulak olmaya geldim.
Bizi koruyor.
Alexandra'yla aranız nasıl?
Alex mi? Onunla ayrıldık.
Ayrılmışlar.
Fırsat bu fırsat, sahne senin.
Çok üzülmüş.
Sorun değil.
Seni bekleyen birisi var.
Geri gelmene çok sevindim.
Üzgünüm, iş için gitmem gerekiyor ama birkaç güne dönerim.
Sorun değil baba. Alıştık artık.
Selam.
Erin. Ne haber çatlak?
Ne oynuyorsun? Seni yenebilir miyim?
-Senden çok daha iyi oynarım. -Kes şunu.
Kes dedim!
Erin meşgul.
Lucy, yaramaz.
Lucy özür diliyor.
Bir gittin, pir gittin.
Artık döndüm ama.
Burada çok yalnızdım.
Kusura bakma.
Bak.
Bu ayıcığı birine getirdim.
Ama muhtemelen istemiyor.
Selam Ben.
Selam canım.
Lucy...
...döndü.
Ben özledi.
Lucy, Ben'i özledi.
Gitmek mi istiyorsun?
Baksana, Kate bir arkadaşını getirdi.
Biraz eğlenmek ister misin?
Ne? O şey ne ya?
-Gel buraya. -Dışarıdan falan mı girdi?
Ne var? Ben ciddiyim.
İnanmıyorum.
Ne bu böyle?
Ben bu.
-Bir de adı mı var? -Evet.
Ailemizin bir ferdi.
Ne diyorsun sen?
Elini sıkmanı istiyor.
-Ne? Elimi mi sıkmak istiyor? -Evet.
-Şirin aslında. -Tabii ya.
Selam Ben. Merak etme.
Adı Ben mi?
Yeni arkadaş!
İnanılmaz.
Beni de uyku tutmadı.
Lucy'nin annesine ne oldu?
Geçen sene kanserden öldü.
-Çok üzüldüm. Bilmiyordum. -Hayır. Önemli değil.
Yani önemli tabii.
Zor bir dönemdi.
Ben'le tanıştın galiba.
Evet, Ben'le tanıştım.
İnsanın aklı almıyor, değil mi?
-Evet ya, o işin aslı tam olarak ne? -Lucy'nin annesi dil bilim profesörüydü.
İnsanlarla şempanzelerin iletişimi için uğraşıyordu.
Bir gün Ben'i eve getirdi.
Öyle işte.
Al.
Jet-lag için.
İyi geceler.
Korkuttun beni Ben.
Ben?
Ben?
Ben, yapma! Bırak!
Ben, canımı yakıyorsun!
YABANCILARIN YANINDA TUHAFLAŞIYOR
"Yabancıların yanında tuhaflaşıyor." Tamam, evet.
Tamam. Güle güle.
Siktir.
Yine komşularla kavga mı ettin?
İnkâr edersin tabii.
-Hayır, gerçekten. -Dur.
No comments yet. Be the first to leave one.