İlk 200 satır.
The Resort'un Önceki Bölümlerinde...
"Pasaje" nedir?
Orada olduğuna göre önemli olmalı.
Illán Iberra kim?
Bu duvar resmiyle anılarımı korumaya çalışıyorum.
Hasiktir.
Siktir.
- Ne yaptın Alex? - Ne yaptım?
- Ne yaptın? - Ne yapmışım?
Ne yaptığımı söylesene amma koyayım!
Bu son değil.
İkinci yarı kalbini kırar dostum.
Çeviri: yosunlumakarna İyi Seyirler!
Baltasar, hafıza dedektifim
işler çabucak paramparça oluyor.
Benim hangi zamanda ve senin hangi zamanda olduğunu bilmiyorum.
Tanrım, umarım çok uzaklaşmamışımdır.
Alexander Vasilakis.
Bu kadar aptalca bir
ismi nereden buldun?
Oceana, Oceana.
30 beden.
Ha!
Bu da neydi?
Bence kaçmalıyız.
- Pantolonum ne olacak? - Sikeyim pantolonunu.
Tamam ama tek pantolonum o.
Hadi.
- Siktir. - Tamam.
- Siktir. - Hadi.
Nereye gittiğinizi sanıyorsunuz?
Siktir.
- Sanırım bizi çiziyor. - Sakin ol.
Sallama bacağını. Geriliyorum.
Yapamam.
Tuhaf kokuyor adam, değil mi?
Tam ne olduğunu anlamıyorum.
Küflü peynirle silhat otu karışımı gibi.
Tanrım, kusacağım galiba.
Lütfen kusmamaya çalış çünkü kusarsan ben de kusmaya başlarım sonra ikimiz de...
Konuşmayın.
SAM 32 YAŞINDA?
SAM 37 YAŞINDA?
Gördüğünüz üzere benim araştırmam.
O işe yaramaz Silverio'dan çok da karmaşık ve ciddi.
Ve öncelikle bu saçma yer yüzünden özür
dilemek istiyorum ama
otelin toplantı salonu rezervli o yüzden
çocuk bakım merkeziyle idare edeceğiz.
Her şeyin var.
Evet, ödevimi yaptım.
Çözmemiz gereken ilk soru şu...
Bir tür hafız kaybı olan bir adamın 15 yıl önce
yaptığı resimde siz nasıl varsınız?
Evet. Nereden başlayalım?
Sam'in telefonundan başlayalım.
Onunla ilgili bir şey hatırlıyor musunuz?
O fotoğraf dışında
çok önemli bir şey yoktu sanırım
çünkü flörtüz mesajlar vardı...
Birkaç kedi resmi vardı.
Evet... bir de kafa.
Sam'in kafasını yaralamıştı.
Kaykay yaparken kaza olmuştu.
Evet ve bence o...
Bizce kız arkadaşı onu aldatıyordu.
Telefonunda bir penis görmüş müydünüz? Hatırlıyor musunuz?
Hayır, hayır, hayır.
Öyle bir şey görsek hatırlardık bence.
Evet.
Sam uçakla gelirken
bir penis resmine bakıyormuş.
Kız arkadaşının yattığı adamın penisi
olduğuna inanıyorum ben.
- Biliyordum. - Pekala, pekala.
- Seksi eşofmandı... - Pekala, pekala.
Dediğim gibi.
Bütün bu olayların, o penis resmiyle
başladığına inanıyorum ben.
Pardon, bir an çok uygunsuz geldi de.
Telefonu nereden buldunuz?
Ormanda. ATV turuna çıkmıştım.
Naranjal yolunda.
- Görebilir miyim? - Evet.
Nasıl buldun?
ATV'mi çarptım ve uçurumdan düştüm.
Yanına düşmüşüm.
Orada başka bir şey buldunuz mu?
Daha fazla kanıt bulmak için bölgeyi aradınız.
Biz şey yapacaktık...
Öyle yapmak mantıklı...
Silverio'dan sonra... - Sanırım...
- Ama biz düşündük ki... - Tanrım!
Aman Tanrım, berbatsınız! Korkunç dedektiflersiniz!
- Hey, hey, pekala. - Aman Tanrım.
Pekala, tamam, iyi, evet.
Ama yani 15 yıl sonra orada bir
şeyler kalma ihtimali çok düşük.
Yapma ya, öyle mi? Öyle mi dersin?
İnanmak bu kadar zor mu ya?
Bir ayakkabı, bir kondom.
Plastik bunlar. Sonsuza dek orada kalacaklar.
Tamam, oraya yarın gideriz.
Tamam, tamam, devam edelim.
Devam edelim.
Onun telefonda olduğunu biliyoruz.
Nerede ve nasıl bulduğunu da biliyoruz.
Ama şimdi neden bulduğunuzu çözmemiz lazım.
Bence bir nedeni yok.
Hayır, her zaman nedeni vardır.
Ve sebebini anlamak için
sizleri daha iyi tanımam lazım.
Kimsiniz siz?
Alex her zaman "Cevaplarımız, anılarımızdır." derdi.
- Sam, kılıç var. - Ne?
Git kılıcı al. - Kılıç mı?
Gizlice gidip saldırabiliriz.
Ve sonra da kaçarız.
Kılıcımla mı oynamak istiyorsunuz?
"Hayata ya da ölüme olan bağlılığa üstün
gelen, egosuz bir sahvermişlik vardır.
Sizce bu ne demek çocuklar?
Odamda ne işiniz var?
Sadece kaykayımı geri almaya çalışıyorduk, o kadar.
Bence sevişmeli hırsızlık
yapmaya çalışıyordunuz.
- Ne? - Sevişmeli...
Beni soymaya çalışıyordunuz.
Seni soymaya çalışmıyorduk.
Hayır!
Otelimde ne işiniz var?
Ben ailemle tatildeyim.
Evet, ben de.
Babam çok itici bir adamdır.
Ve muhtemelen şu an beni arıyordur.
- Evet. - Gerçekten gitmem lazım.
Hiç sanmıyorum. Dinleyin...
Buranın nesini seviyorsunuz?
Harika bir oteliniz var.
- Bayıldık. Cidden mi?
Gerçekten.
Evet, burası...
Neyini sevdiğinizi söyleyin... sizi bırakayım.
- Yemekleri. - Ben de yemek diyecektim.
- Yemekler, değil mi? - İçecekler.
Çocuklar, bana yalan söylemeyin ulan. Yemekler berbat.
- Kötü olduğunu biliyorum. - Korkunç.
Ama açıkçası... Pek harika değil.
İçecekleriniz harika.
Tamam, her neyse.
Ama neyine bayılıyorsunuz?
Onunla tanıştım.
Birbirinizden hoşlanıyor musunuz?
Elbette hoşlanıyorsunuz.
GAP kotun meni kokuyordu.
- İğrenç dostum. - Evet.
Hadi.
Keşke sizin gibi genç olup
tekrar aşık olabilsem.
İşimize dönelim.
İnsanlar eşyalarımı çalıyor.
O yüzden ikiniz de dökülün.
Çantalarınızı, kol çantanı neyiniz varsa boşaltın.
- Hadi. Tamam.
Tamam, bakalım.
Hanna kim?
Ona resim yollasak mı?
Lütfen yapma. - Evet.
Hadi.
Yaklaşın.
"Haneye tecavüz" deyin.
Evet, bunu unutmak istemiyorum.
Bir gün işe yarayacak bu.
Pekala, çantanın içine bakalım.
Çantamda bir şey yok aslında.
Çantanda bir sürü şey var gibi duruyor.
Benim şeylerim var. Senin değil.
Olabilir.
Sen ne...
Harika.
- Bu nedir? - Biz bir şey çalmadık.
Onu geri alabilir miyim?
Ne?
Hayır, sadece korkuyorum!
Tempus exhaurire denen bir hastalık.
Pasaje nedir?
Bunu nereden buldun?
Her şeyi bilmem lazım. Önemli olan her şeyi.
Mesela ne zamandır birliktesiniz?
Bunun ne önemi var? - Evet.
Ne kadardır birliktesiniz?
Basit bir soru, değil mi?
Evet, tamam. 10 senedir evliyiz.
Ve 15 sene önce tanıştık.
Sam ve Violet de 15 sene önce tanışmıştı.
Nerede tanıştınız?
Birbirinizi ilk gördüğünüzde ne hissettiniz?
- Ne alakası var şimdi? - Pekala.
Pekala hanımefendi, size bir şey göstereceğim.
15 yıl önce yapılan lanet bir resimdesiniz.
No comments yet. Be the first to leave one.