İlk 124 satır.
Os iusti meditabitur sapientiam
Tartmalıdır ki bilge sözlerini çıkmadan ağızdan...
Et lingua eius loquetur indicium
...teveccüh etsin istikameti adiliyeti.
Beatus vir qui suffert tentationem
Dirayet gösterip şehvetin cazibesine kanmayandır
Quoniam cum probatus fuerit accipient coronam vitae
fani hayatın tacıyla mükafat bulacak.
Kyrie, ignis divine, eleison
Yaradanım ateşinden merhamet et
O quam sancta, quam serena
Ne kadar mutlu, ne kadar sakin
Quam benigma, quam amoena
Ne kadar güzel, ne kadar hoş
O castitatis lilium
Kutsal saflığın zambağı
Çeviri: ClauseOver
Yapma!
Kisaragi-san, Müdür Kurama'nın sekreteri olmak çok zor olmalı.
Neden böyle düşünüyorsunuz?
Gözlerine bakınca bile insanın içi ürperiyor.
Korkutucu, değil mi?
Ne? O çok nazik biridir.
Ama ben hep çok sakar olduğumdan ona pek yardımcı olamıyorum.
Ama elimden geleni yapmaya çalışıyorum!
Olağanüstü hâl ilan edilmiştir.
Yeraltı Araştırma Tesisi 60 saniye içerisinde mühürlenecektir.
Tüm personelin derhal alanı boşaltması gerekmektedir.
Tekrar ediyorum. Olağanüstü hâl ilân edilmiştir.
Yeraltı Araştırma Tesisi 60 saniye içerisinde mühürlenecektir.
Tüm personelin derhal...
Telaşlanmayın!
Kılavuzda iki metre mesafe olduğu sürece güvende olacağımız yazıyordu.
Yere bir şey düşürmememiz gerektiği de yazılıydı değil mi?
Kisaragi!
Müdür Kurama! Özür dilerim! Yine yaptım...
Kaç Kisaragi!
Burada ne oluyor?
Uzaklaş oradan, çabuk!
Yapma, Lucy!
Vurun onu!
Ateş edin! Tereddüt etmeyin!
Kurşunumuz bitti!
Seni fahişe!
Yaklaşma!
Acil çıkış kapısına yöneldi!
Kapıyı indirip kilit altına alın!
Dış kapı mı açıldı?
Ne saçmalıyorsun?
Bahanelere ihtiyacım yok! Hemen bir keskin nişancı istiyorum!
Tek atışta işini bitir.
Vurmak için ikinci bir şansın olmayacaktır.
Bu 50 kalibrelik bir Tanksavar Tüfeği.
Onun vektörleri bile bunu durdurmaya yetmeyecektir.
Başına nişan al!
Anlaşıldı.
Kahretsin! Bu yeterli olmadı!
Kohta-kun, değil mi?
Şey...
Ben Yuka, kuzeninim.
Yuka-chan?
Tanrım.
İstasyonun her yerine baktım ama seni bulamadım.
Özür dilerim.
Ama burada olmana şaşırdım.
Kohta, buradan okyanusu izlemeyi severdin, değil mi?
Çok iyi hatırlıyorum.
Küçük bir çocuk olduğum zamanlardan bahsediyor olmalısın.
Aynı üniversiteye gidebileceğimizi hayal bile edemezdim.
Buraya kadar geldik, hadi okyanusu seyretmeye gidelim!
Ne yapıyorsun?
Mızmızlanma! Orada birçok defa oynamıştık!
Burada hep oyun oynardık, değil mi?
Gitmeden önce de gelmiştik, Kanae de vardı.
Kanae-chan...
O...
...hep buradaki deniz kabuklarını toplardı.
Ağabey!
Bir sürü deniz kabuğu topladım! Bak! Bak!
Bunlar hiç de güzel görünmüyor.
Kohta!
Ne oldu?
Şu tarafa baksana!
Bu da ne?
Ben nereden bileyim?
Nyu...
Şey...
Hey...
Kohta, hemen üstündekileri çıkart!
Ne?
Uzatma da çıkart işte!
Sanırım söylediklerimizi anlamıyor, değil mi?
Baksana! Çok kötü yaralanmış.
Başındakiler aynı boynuza benziyor, değil mi?
Olamaz! Bunlar başına yapışık görünüyor!
Yalancı...
Kohta...
Kohta...
Sana söylüyorum, Kohta!
Ne oldu?
Onu evine götürmemiz gerektiğini söylüyorum.
Evime mi?
Buradaki kalacağın yere diyorum.
Çünkü onu burada bırakamayız.
Sorun yok. Endişelenme!
Tamam mı?
Nyu?
Ailenin evini bana kiraya veriyorsun. Öyle mi?
Eskiden bir restorandı ama artık kullanılmıyor.
Annem eve temiz baktığın sürece kiraya gerek olmadığını söyledi.
Şey...
Ne oldu?
Bu evde kaç oda var?
Yanlış hatırlamıyorsam on oda olması gerek.
Yani hepsini tek başıma mı temizlemem gerekiyor?
Tabii bahçeyi de.
Diğer bir deyişle, beni bu eve bakıcı olarak mı tuttu?
Şey, aslında boş bir evin çok daha çabuk eskidiğini söylemişlerdi sanırım...
Nyu?
İçeri geliyoruz
Vay. Bu gerçek bir antikaya benziyor.
Kurdum ama çalıştıramadım, bozulmuş olmalı.
Hay aksi.
Kohta, şimdilik bu odayı kullanabilirsin.
No comments yet. Be the first to leave one.