200 บรรทัดแรก
90'LARA DÖNÜŞ
Hadi beyler, acele edin.
Seçmeler üç saat sonra Niye sabah 6.00'da kalktık ki?
-Sence Take That öğlene dek uyuyor muydu? -Hiç hâlim yok.
Dün uyanık kalıp Grammy'yi izlediğin için.
-Doğru. -Ortak kararımızdı o.
-Tabii. -Aynen öyle!
-Oli nerede sahi? -Güzel soru.
-İşte geldi. -Günaydın.
-Kusura bakmayın, bayağı kuyruk vardı. -Yine o kızla flört ediyordun.
-Yok ya, o benimle flört ediyordu. -Eminim öyledir.
Of ya, pembe şekerlemeli donut yok.
-Onlar Peter'ın en sevdikleri. -Üzgünüm, kalmamıştı.
Umarım keyfi yerindedir.
Üzgünüm Peter. Şekerlemeli donut kalmamış.
Teşekkürler.
-Hadi arkadaşlar. -Evet, tamam.
HEARTVILLE ÜNİVERSİTESİ MÜZİK FAKÜLTESİ
DANIEL WEBER'İN ANISINA
TRAJİK ASANSÖR KAZASINDA HAYATINI KAYBETTİ
Mızmızlanmayı kesip kendimize gelelim.
Provada bası iyice kökleyelim.
Doğru yaklaşım budur.
-Uyku çok abartılıyor. -Ne acayip adamsın.
Bunca zaman Bir anlam yüklemeye çalıştım
Yine kendi etrafımda dönüp duruyorum
Bilinmeze giden sarsıntılı bir yolculuk bu
Uyum sağlaması imkânsız Hadi öyleyse
Eşi bulunmaz tüm o gecelerde
Gittikçe daha da yükseliyorum Dünya'dan uzaya doğru
Bu varoluşsal bir arayış O kadar acı verici ki
Durun, hayır.
Beyler!
-Ne oldu? -Şarkıyı bu şekilde söyleyemeyiz.
Nasıl yani?
Bir şey eksik. Şarkının ruhu yok. Bir numarası yok.
-Yine mi aynı şey? -Ben, gösteri yaklaşıyor.
-İlerleme kaydetmeliyiz. -Beyler, bu şarkı sözleri. Gerçekten.
Başa dönüp duruyoruz.
-Dostum, sözler harika. -Hayır Matteo!
Bana sadece birkaç dakika verin.
İnanılır gibi değil.
-Biraz ara verelim. -Her an olabilir…
Her şeye yeniden başlayıp sil baştan yaparsak…
Sözlerin hepsi, koreografi, akorlar…
Bu ay kim bilir kaçıncı kez aynı şey oluyor.
Her seferinde şarkıyı çöpe atıp sıfırdan başlayamayız.
Yine defterine yazıyor. Bir cacık olmayacak.
-Her şeyi değiştiriyor. -Anlamadım ki.
-Selam. -Merhaba.
-Artık iş ciddiye biniyor, değil mi? -Evet. Aynen.
Şimdi çuvallarsanız sonra yıldızların karşısında şansınız kalmaz.
Öyle.
Selam Sky. N'aber?
Merhaba.
Merhaba Sky.
-Çantan Ben. -Şarkı nasıl gidiyor?
-Biraz gerginim. -Sky, n'aber?
İyidir, senden?
-Herkesi büyülemeye hazır mısın? -Bakalım.
Kesinlikle.
Matteo sesini nasıl tarif etmişti?
Beyoncé ve DaBaby'nin çocuğu olsa böyle olurdu.
Debbie Harry, DaBaby değil.
Tanrım.
Cidden ama.
-Gidip sözleri tekrar çalışayım. -Aynen.
-Harika iş çıkaracaksın. -Bol şans.
Görüşürüz millet.
-Günaydın. -Mal mısın sen?
Günaydın.
-Herkese günaydın. -Günaydın.
Gösteriye birkaç gün kaldı, yeteneklerinizi gösterme şansınız geldi.
Unutmayın, müzik sektörünün profesyonelleri orada olacak.
-Bayan Robinson Synk'e mi çıkmış? -Taylor Swift'ten çok Grammy'si var.
İşi ciddiye alırlar.
Aynen kanka. Onunla çalışmak manyak olurdu.
Her şeyini vermeye hazır müzisyenler görmek istiyorlar.
Sahneye adım attığınızda mazeretler biter.
-Tamam mı? -Tamam.
Güzel, hadi başlayalım.
Odanın köşesindesin seni görüyorum
Sen yakındayken Kalbimin ritmi bozuluyor
Ah, keşke fark etsen
İçimin nasıl aydınlandığını
Bir yerlerde
Sınırsız zarafetle dolu bir dünyada
Ben sadece bir yüzden ibaret değilim
Sadece bir yüz
Yani bu…
Skyler.
Skyler, dur.
-Boş versene. -Lütfen dur.
Özür dilerim.
Sözler üzerinde çalışmam gerekiyordu ve köprü kısmı henüz tam oturmadı.
-Bizim elamanlar anlamıyor ki… -Ben.
Sorun değil.
Olay şu ki senin dünyan, bu mükemmeliyetçiliğin…
Benden bu kadar.
Buraya kadarmış.
Umarım bir gün tekrar bir şeyler hissedersin.
Ama…
Hadi, sıra bizde.
Ben!
Hadi.
Tamam. Şarkımız maalesef henüz tam bitmedi.
Doğru ama gösteriye kadar hazır olacak.
İyi misin sen?
Grubumuzun adı 5G, şarkının adı da "Gotta Make It Work".
Umarım bir gün tekrar bir şeyler hissedersin.
Ne oluyor?
-Ben. -Nereye gidiyorsun?
Ben?
Hadi dostum. Hiç değilse bir konuşalım.
Sakin ol. Az önce bayıldın.
-Olur böyle şeyler. -Anlamıyorsunuz.
-Senin sorunun da tam olarak bu. Sen… -Beni yalnız bırakın!
Buraya kadar. Ben bırakıyorum.
Hadi beyler. Üstüne gitmeyin.
Of beyler, of.
-Hâlâ olmuyor. -Lanet olsun.
-Onsuz nasıl olacak bu iş? -Kendimizi kandırmayalım.
O olmadan olmuyor. Gerçek bu.
Her şeyi öyle çöpe atamayız. O zaman hepsi boşa gider.
-Tekrar deneyelim. -Sen, ben…
-Molaya ihtiyacım var. -Benim de.
Berbat bir durum.
Takipçim bir TikTok hesabının linkini yolladı.
Çok sağlam 90'ların B-yüzü parçaları var.
-Cidden çözümün eski B-yüzü parçalar mı? -Bir dinlesene. Çok iyi.
Seni hâlâ duyuyorum
Gecenin serinliğinde
Sesin rüzgâr gibi, fısıldanan
Bir duanın sesi
Açıkçası şu an çaldıklarımızdan kat kat daha iyi.
-Böyle bir parça nasıl yapılır? -Keşke bilsem.
Selam ezikler!
Ne istiyorsun Alisha?
Sizin adınız 5G değil mi?
-Peki neden dört kişisiniz? -Dik dik bakma!
-Sus be Oli. -Ben'siz bir hiçsiniz.
Beyler, haksız sayılmaz.
Chris.
Ne oluyor?
Büyük Heartville Üniversitesi gösterisi bu akşam.
Jüriyi kim büyüleyecek? Müzik tarihine kim geçecek?
Ancak bu tarih Heartville'deki bazı kötü anıları da akla getiriyor.
Otuz yıl önce, 6 Haziran 1995'te, tam saat 18.00'de,
-asansörün halatı kopunca… -Gösteri bugün. Sana ihtiyacımız var.
-Lütfen ara. -…çakıldı ve Daniel Weber vefat etti.
Anısına saygı olarak asansör yıllarca kullanılmadı
fakat kısa süre önce tekrar açıldı. Olayın anısına bir pirinç levha asıldı…
Umarım babasının nutku yakında biter. Gitmemiz lazım.
Evet.
Bunu ikinci söyleyişin. Ama yine de…
-Hoşça kal baba. -Güle güle canım.
Görüşürüz. Hoşça kal Matteo.
-Güle güle. -…ama hâlâ değişen bir şey yok.
"Hoşça kal Matteo" mu?
Burada prova yapmak hakkında ne demiştim?
Tamam, özür dilerim. Bir daha olmayacak.
Önemli değil.
Zaten buna vaktin olmayacak. Nedenini biliyor musun?
Heartville'e kabul edildin. Tıp okumak için.
Sevindin mi?
Evet ama yıl daha bitmedi.
Chris.
Müziğin ve tüm bunların senin için ne kadar önemli olduğunu biliyorum ama…
Ya başaramazsan?
Bu güvenli bir gelecek.
Bu şansı tepip sonra pişman olma diye söylüyorum. Anlıyor musun?
O hâlde bunun bir yere varacağından emin olmam gerekiyor.
Sen…
Ben gençken aklımda böyle saçma şeyler yoktu.
Lütfen yine başlama. Gitmem gerek.
Bu öğleden sonra Dr. Mehackerberg'le görüşmen var.
Tamam.
-Tam vaktinde orada ol. -Peki.
-Ne oldu? -Boş ver.
Yine nutuk çekiyor işte.
Önemli kişileri davet ettik. Çok heyecanlıyım…
Yine geç kalırsanız atarım sizi. Son performansınız da…
Özür dilerim, prova yapıyorduk.
Bayan Robinson geç kalınmasını sevmez.
Bayan Robinson?
Gösteride o da olacak.
-Arkadaşlar, hapı yuttuk. -Ne yapacağız?
-Bu işi kesin halletmemiz lazım. -Hadi.
Tabii, gidin. Burada ders yapmıyoruz zaten.
-Siz delirdiniz mi? -Ben, bizimle gelmelisin.
-Hiçbir şey yapmak zorunda değilim. -Bayan Robinson gösteriye geliyor.
Ne olmuş yani?
"Ne olmuş" mu? Bu bizim şansımız. Sensiz başaramayız.
-Beni alakadar etmiyor artık. -Hayır, ediyor Ben.
Bunu birlikte inşa ettik. Hepimizi ilgilendirir.
Delirdin mi? Her şeyi çöpe mi atacaksın?
-Bütün şarkılarımızı? -Onu bana ver.
Bir dinle bizi. Neyin var senin?
Söyledim ya. Benden bu kadar.
-Bu işe başlamamızın sebebi sensin. -Ben…
No comments yet. Be the first to leave one.