200 บรรทัดแรก
Mekânlar, kişiler, kurumlar,
durumlar ve olaylar kurgu ürünüdür.
Çocuk oyuncuların sahneleri
güvenli şartlarda çekilmiştir.
The Manipulated
Bir daha
öyle saçma laflar etme diye seni aşağı çekmek istiyorum.
Bekle biraz.
Senin için geliyorum.
The Manipulated
ASANSÖRLERİ SİPARİŞ TESLİMİ İÇİN KULLANMAYIN
Siparişiniz geldi.
Hızlıydı.
-Afiyet olsun. -Sağ ol.
Bunları da çıkarmamı ister misiniz?
Olur, çok teşekkürler.
-Afiyet olsun. -Sağ ol.
Nasılsınız?
Bu olması lazım. İyi günler.
Gidelim.
Taejin, akşam yemeği yedin mi?
Sana yemeni söylemiştim.
Düzgün ders çalışmak için yemen lazım.
Bu kez sonuçlar güzel olur mu?
Tamam.
-Lezzetliydi, değil mi? -Evet.
-Aman! Deli misin sen? -Kusura bakmayın.
İyi misin?
Hayır, canım acıyor.
Arka tarafta kanalizasyon çalışması var. Etraftan dolaşman lazım.
Tamam. Bu arada burası ne zaman self servis oldu?
Dün self servis makinesi kurdular.
-Bu, değil mi? -Ne?
Lanet olsun.
Gerçekten inanılmaz.
İşte bu!
Ne oluyor?
Delirdin mi? Çekilsene yoldan!
Yemeğin parasını ödemeniz lazım.
Bunun için.
-Öde gitsin. -Lanet olası…
Teslimat ücreti de ayrı.
Baksana.
O spor arabanın sahibiyle görüştüm ve yemeğin parasını aldım.
Parayı sonra sana atarım.
Tamam.
Pekâlâ. Benim kapatmam lazım.
Taejin!
Taejoong!
-Sonra görüşürüz. -Güle güle.
Çok lezzetli görünüyor.
Ye hadi. Neden sürekli öğün atlıyorsun?
Genelde buralara sipariş getiriyor musun?
Bugün özel bir işim vardı.
Kardeşinle ilgilenmek konusunda bir şikâyetin var mı peki?
O kadar çok var ki nereden başlayacağımı bilmiyorum.
Cidden.
Doğru ya. Dükkânın tasarımı nasıl gidiyor?
Göstereyim. Bak.
Yakında açılacağız. Bak. Çok güzel, değil mi?
Gerçekten zevkleriniz anneminkiyle aynı.
Böyle şeyler de kalıtsal oluyor mu?
Bunun nesi kalıtsal olabilir?
Annemi yardım ederken çok izlemiştim.
Sen o zamanlar yardım etmek yerine aylaklık ediyordun.
İyi, tamam. Ben aylaklığı bırakıp eve gideyim.
-Gitmeden önce şunu bitir. -YouTube izlerken yiyeceğim.
Saatten haberin yok mu? Ders vakti!
-Sınav tarihin yaklaştı. -Dırdır etmeyi bırak.
Beş saatçik izleyeceğim sadece.
Ne? Beş saat mi?
Saatten haberin var mı senin?
Neyse ne. Sınavı geçemezsen sen kaybedersin, ben değil.
Ben gidiyorum.
Sınavı geçeceğim. Kalmam, güven bana.
Ne demek kalmazsın?
Ben yokken sırf YouTube izlemiyor musun?
Ders de çalışıyorum. Ayrıca şuna biraz reflektör yapıştır.
-Gece görünmen zor böyle. -Tamam.
Bu arada
bu yıl annemin yıl dönümünde tekim.
Neden? Ben de gitmek istiyorum.
Hadi oradan. Senin önemli bir sınavın var.
Sersem seni. Git de ders çalış.
Hafta sonu uğrarım.
Tamam.
HESABINIZA 500.000 WON GELDİ PARK TAEJOONG
BİRLİKTE DERS ÇALIŞALIM BEŞ SAAT
Hadi başlayalım.
Hadi.
Öleceğim sanki.
Çok güzel.
-Bir dakika. -Ne oldu?
Aralıklı dikmeniz lazım.
-Neden? -Uzak olsunlar. Bırak.
-Nasıl yani? -Hayır, öyle değil.
Birbirlerine çok yakın dikmemeniz lazım.
Besini büyükleri alır, küçükleri ölüp gider.
-Ayrı olsunlar. -Tamam.
Biraz daha.
-Ben de çıkıyorum. -İyi mi?
-İyi. -Taejoong!
Bir dakika. Merdivendeyim.
Küçük saksı nerede?
Arkada depo var.
-Ama sanırım… -Geciktim, kusura bakmayın.
-Suji, hoş geldin. -Önce yemek yiyelim.
Acıkmaya başlamıştım.
-Yemek yiyelim. -Olur.
-Yemek. -Önce yemek.
Elektriği veriyorum.
Vay canına, çok güzel!
Çok güzel oldu.
Hesap bilgilerinizi atın, ücretlerinizi yatırayım.
Gerek yok. Arkadaş değil miyiz?
Arkadaş olsak bile gerekeni yapmamız lazım.
Kaç para vereceksin?
-100.000 won. -Sadece 100.000 mi?
-Ayıp. -Hadi ama.
-Göndereceğim parayı. -Bir şey gönderme.
-Çok güzel. -Evet.
Harika iş çıkardın.
Bugünlerde konsept kafeler moda.
-Fotoğraflar… -Kuryeliğe ne kadar devam edeceksin?
Bilmiyorum.
Burası düzene girene kadar sanırım.
Kredi faizi ödenecek daha.
Tüm gün çalışmak zor olmalı.
Taejin'in okulunu bekleseydim keşke.
Biraz acele etmiş olabilirim.
Ama seni sen yapan bu ya.
Öyle durup beklemenin bana hiç faydası olmadı.
Biz gidiyoruz.
-Dikkat edin. Sağ olun. -Görüşürüz.
İpleri eline alıp
elinden geleni yapmanı seviyorum.
-Ben seni daha çok seviyorum. -Yapma!
-Gidelim. -Tamam.
Ne?
Ne yapıyorsun?
Gitmiyor musun?
Gitmiyorum.
Burada kalabilir miyim?
SSU SALATA
Kapı kapanıyor.
Bekle! Lanet olsun.
YAPRAKLARININ KURUMAMASI İÇİN BU BİTKİ TAM GÜNEŞ ALTINDA DURMAMALI
Pardon delikanlı.
Yardım eder misin?
Bir saniye hanımefendi. Geleceğim.
Nereye götüreyim?
Şuraya çıkarır mısın?
-Oraya mı? -Evet.
Tabii.
TON BALIĞI & MAYONEZ
Pekâlâ.
Ne…
Alo…
Alo?
Alo? Çok şükür.
Ben telefonu kaybeden kişiyim. Neredesiniz şimdi?
Şeydeyim…
Belediye binasının önündeki marketteyim.
Kusura bakmayın ama telefonu buraya getirebilir misiniz?
Şu an çalışıyorum, o yüzden meşgulüm.
Marketin tezgâhına bırakayım.
Telefonu bana getiremez misiniz?
300.000 won veririm.
300.000 won mu?
Annemin bacağı sakatlandı, buradan çok uzaklaşamam.
Çok makbule geçer. Getiremez misiniz?
Tamam, adresi gönderin. Hemen geliyorum.
-Tamam, sağ olun. -Pekâlâ.
300.000 won mu? Uça uça gelirim.
Ne oluyor?
Lanet olsun.
Alo?
Alo? Geldiniz mi?
Evet, tünelin önüne geldim.
Neredesiniz?
Annem birden kötüleşti.
Tünelin içinde acil durumlar için bir telefon var.
Telefonu oraya bırakır mısınız?
Adresinizi verirseniz yanınıza getiririm.
Burası biraz tekinsiz duruyor.
Bir erkeğin evime gelmesini hoş bulmuyorum.
Lütfen telefonu oraya koyun.
Tamam, kutunun içine. Pekâlâ.
Anladım, teşekkürler.
Tanrım.
Neden böyle bir yer…
ACİL DURUM TELEFONU
Gidelim şimdi.
Vay arkadaş ya.
İnsan var burada. Düzgün sürmeyi öğrensene.
Ödüm koptu.
Anne.
Bugün yemeğini Taejin olmadan benimle yiyeceksin.
Ders çalışsın diye gelmemesini söyledim.
Kızmadın, değil mi?
No comments yet. Be the first to leave one.