The Courier

The Courier

Turkish வசனம் பதிவிறக்கம்

வெளியீட்டு விவரம்

The Courier 2020 UHD BluRay 2160p DTS-HD MA 5 1 HEVC REMUX-FraMeSToR
கருத்துரை வழங்கியவர் tailor

குறிச்சொற்கள்

BluRay
HEVC
TS
HD
REMUX
வெளியிடப்பட்ட தேதி: 2024-01-12
பதிவிறக்கங்கள்: 61
காது கேளாதோருக்கானது: No

Turkish வசனங்களின் மாதிரிக்காட்சி

முதல் 200 வரிகள்.

Bu film gerçek olaylara dayanmaktadır.

1960 senesinde nükleer silahlanma yarışı şiddetini artırmıştı.

Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği...

insanlığı silebilecek güçte silahlara sahiplerdi.

Kruşçev ve Amerikalı karşıtları karşılıklı tehditler savururken...

pek çok insan dünyanın sonunun yaklaştığına inanıyordu.

Emperyalistlerin devri yakında son bulacak.

Öyle bir konuşuyorlar ki...

sanki bizi korkutmak ister gibi.

Ama sadece kendilerini korkutuyorlar.

Farkındalar...

nükleer silahlarımızın...

gün geçtikçe güçlendiğinin farkındalar.

Ve daha önce de söyledim.

Şimdi yine söylüyorum.

Biz...

onları...

gömeceğiz!

MOSKOVA, SSCB - 12 AĞUSTOS 1960

Restorana geri dönüp bir saniye durup sigara alalım mı?

-Tabii, olur. Sonra? -Bu akşama bilet alabiliriz.

Senfoniyi izleyebiliriz.

-Çok geç bitecek. -Son trene yetişebiliriz.

Babacığım, tokamı buldum.

Küçük Ekimci’yim.

Şuraya tak.

Kalbinin yanına.

Biraz dışarı çıkmam lazım.

Seni uyandırmam.

Uyandırabilirsin.

Affedersiniz, ateş verebilir misiniz?

Evet, tabii.

-Siz Amerikalısınız öyle değil mi? -Evet efendim. Yaz gezisindeyiz.

Bunu elçiliğinize götürün lütfen.

Çok önemli.

-Başka çarem kalmadı. -Hadi.

-Gidelim buradan. -Otelinize geri dönmeyin.

Hemen elçiliğe gidin.

Bunu sadece büyükelçi yardımcısına verin.

Anladınız mı?

Amerikan vatandaşıyım.

KURYE

A.B.D. NÜKLEER BOMBA SIĞINAKLARININ SAYISINI ARTIRIYOR

MI6 GENEL MERKEZİ, LONDRA, İNGİLTERE DÖRT AY SONRA

Teşekkür ederim.

Emily, hep çok tatlısın.

Mekânı aydınlatıyorsun.

-Teşekkür ederim. -Emily.

-Efendim. -Lütfen otur.

Size bir hediye getirdim.

Teşekkür ederim.

Rachel, dışarı çık.

“Nükleer savaşın yaklaşmış olmasından korkuyorum...

ve engellemenize yardımcı olmak istiyorum.”

Benim dikkatimi çekti.

Akıllı adam.

Kopyaları sadece bizde olan bir fotoğraf koymuş.

Birkaç sene önce Türkiye’deki elçiliğimizde çekilmiş.

Karşınızda Albay Oleg Vladimirovich Penkovsky.

Kod adı Ironbark.

Savaşta topçu birliğindeymiş.

On üç kere şeref madalyası almış.

Artık Moskova’da, hükûmetin bilimsel araştırma komisyonunun başında.

Ama bu örtbas için.

Aslında Sovyet GRU ajanı.

Bu bilgiyi bize neden veriyorlar ki?

Böyle bir bilgiyi kendime saklardım.

Çünkü iletişime geçmek için başka yolları yok.

Popov’la yaşanan felaketten sonra CIA Moskova’da güç kaybetti.

Haksız mıyım?

Sayımız çok az.

Yardımınıza ihtiyacımız var.

Onu bir dinleyelim. Elçiliğimizde birkaç iyi ajan var.

İçlerinden birini Penkovsky’yle doğrudan görüştürüp bu işi hallederim.

Bir fikrim var.

Kendisi Sovyet GRU albayı. Çok göz önünde.

Sırf iletişime geçerek bile Penkovsky’yi açık etmekten korkuyorum.

O hep olan bir risk.

CIA bize başka ne yaptırabilir ki?

Bilemiyorum.

KGB şüphelenmesin diye elçilik dışından birini kullanabiliriz.

Mesela dünyanın o tarafını gezmek isteyen bir iş adamı.

Bu işe uygun birini mi tanıyorsun?

Sizi uyarayım, bununla ilgili içimde çok iyi bir his var.

Lanet olsun.

Greville, bu gördüğüm en üzücü şey.

Hak ettiğimi buldum. Çenemi kapatmalıyım.

Bunu telafi etmeliyiz.

Bize göstermek istediğin broşürlerin vardır.

Önce içelim bence.

Şanımı duymuşsunuzdur.

Duymanızı istediklerimi işte.

Pazardaki en iyi malları satan en büyük imalatçıları temsil ediyorum.

Siz beyefendiler de işinizi bildiğiniz göre,

uzun uzadıya anlatmaksansa sadece dinleyeyim.

Bana sorunlarınızı anlatın,

ben de çözüm sunabilecek bir müşterim olduğunu düşünürsem...

etraflıca konuşalım. Yoksa içmeye devam edelim.

Söyleyin, neye ihtiyacınız var?

-Teşekkürler, Greville. -Hoşça kalın.

Hâlâ aklıma yatmıyor.

Yani, atladığın bir şey vardır belki.

Mesela, elde var dört.

-Doğru ya. -Doğru ya.

-Nasılsın? -Çok iyi.

Oğlumuzun, ödevine yardım etmemi ödevini benim yapmam sanması dışında.

-Günün nasıl geçti? -Her zamanki gibi.

İçi boş iltifatlar, bariz yağcılıklar...

Cidden, beni görmeliydin.

Golf tarihindeki en kötü golf vuruşuyla...

bir düzine torna tezgâhı sattım.

İğrenç hissediyorum.

Olamaz, kötü golf oynamak zorunda kaldın demek.

Buna alışmamış mı?

Şöyle düşün, yirmi üç sene daha böyle devam,

sonra hayat standardımız yükselecek.

Ya da erken emekli olabilirim.

Andrew, üniversiteye gitmek istemiyorsun, öyle değil mi?

-Pek değil. -Mükemmel.

İkinize de yemek yok.

Neye gülüyorsun, anlamıyorum.

Senin emekli olmana en az elli sene var.

-Greville Wynne, lütfen. -Evde mi, bir bakayım.

-İşten arıyorlar sanki. -Hayır.

Oturduğumu söyle.

Evet, içeri şimdi girdi.

Greville Wynne.

Greville, ben Ticaret Bakanlığından James Dobbing.

-Geçen sene tanışmıştık. -Evet, Whitehall’daki resepsiyonda.

James, sesini duymak ne güzel.

-James merhaba. -Greville.

Sakıncası yoktur umarım.

Arkadaşım Helen Amerikalı bir danışman.

Neden çağırmayayım diye düşündüm.

-Greville Wynne. Çok memnun oldum. -Helen Talbott. Aynı şekilde.

James Doğu Avrupa’da çalıştığınızı söyledi.

Hem de nasıl. Çok fazla imkân var.

Çok fazla talep, sıfır yerel üretim.

Çekoslokavya, Macaristan.

Yemekleri berbat.

-Peki ya Sovyetler Birliği? -Yani, henüz değil. Belki bir gün.

Ortalığın biraz durulmasını bekliyorum.

Aslında şu an tam zamanı olabilir.

Gerçekten mi? Neden? Ne haber aldın?

Helen’la benim bu işin sonucunu merak eden iş ortaklarımız var.

Büyük Britanya’ya gerçekten hizmet etmiş olacaksın.

Ve dünyaya.

Affedin, ben biraz...

Affedersiniz. James, Ticaret Bakanlığında...

ofisin olduğunu söylemiştin.

Ama aslında kraliyet hükûmetinin başka bir alanında çalışıyor olabilir misin?

Aman tanrım.

Yani, bunu beklemiyordum.

Ama özür dilerim, anlamıyorum. Ben sadece bir satışçıyım.

Kesinlikle.

Hükûmetle hiçbir bağlantısı olmayan sıradan bir satışçı.

Bakın, bu çok etkileyici ve ajanlarla yemek yediğime inanamıyorum.

Ama...

Ben şey yapamam ki...

Ne yapmamı isteyebilirsiniz ki?

Tehlikeli ya da yasadışı bir şey değil.

Hep yaptığın şeyler.

Üzgünüm, anlayamadım.

Sizin alanınızda Sovyetler Birliği’nde iş yapmayı umut eden biri...

işe nasıl başlardınız?

Moskova’da hükûmetin bilimsel araştırma komisyonuyla...

bir toplantı ayarlardım sanırım.

Kulağa harika geliyor.

Yani Moskova’ya gitmemi istiyorsunuz, peki sonra?

İş yapmanızı.

Bu kadar gizlilik saçma gelebilir...

ama seni temin ederim, sana yardım etmek için.

Olduğun gibi, sıradan bir iş adamı gibi davranmanı istiyoruz.

Detayları bilmezsen çok daha kolay olur.

Pekâlâ ama kendimi tehlikeye mi atacağım?

Bu detayı bilmem lazım.

Greville, nazikçe anlatayım.

Sen biraz fazla içen orta yaşlı bir iş adamısın.

Pek formunda değilsin.

Savaş sırasında rütben erdi, çatışma bile görmedin.

Demek istediğim, bu görev birazcık bile tehlikeli olsaydı...

sen göndereceğimiz son adam olurdun.

Bu kadar nazikçe anlattığın için teşekkür ederim.

Bunu Moskova’da mutlaka tak.

Ne işe yarıyor, zehirli dart mı fırlatıyor?

Çok teşekkür ederiz, Greville.

İyi bir adamsın ve...

sır saklaman konusunda sana güvenebileceğimizi biliyorum.

Günün nasıl geçti?

Fena değildi.

Benimki muhteşemdi, sorduğun için teşekkürler.

Çok özür dilerim. Kafamın içinde sözleşmeler dönüyor.

Sen Tamara’yla dışarıda değil miydin?

Evet, kulüpte yardım yemeğine hazırlanıyorduk.

Eğlenceliydi.

Sen sormadan önce söyleyeyim, gelmen gerekiyor.

Elime iyi bir fırsat geçmiş olabilir.

-Gerçekten mi? -Sovyetler Birliği’nde iş yapabilirim.

Çalışma kamplarından uzak dur, hayatım.

Keşke böyle anları yaşamak zorunda kalmasaydık.

More Turkish subtitles for The Courier

கருத்துகள்

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left