The first 200 lines.
Doğruyu söylemem gerekirse ne yaptığımın farkında mıydım bilmiyorum.
Geylerin hayatına dair bir oyun yazdığımı biliyordum.
Bu oyunu yazmaya başladığımda,
önemli pozisyonlarda yer alan pek çok kişi
bu konuda yazmamamı tavsiye etti.
Sosyal DNA'nızın bir parçası olan bazı tarihî unsurlar var
ve sizden önce yaşananları bilerek daha iyi biri olabilirsiniz.
Bence The Boys in the Band'e aşina olmayan genç insanlara
eskiden işlerin ne kadar zor ve acı verici olduğunu hatırlatacak.
Oyunun kendisi çok aydınlatıcı ve emsalsizdi.
Kimse daha önce böyle bir şey görmemişti.
1968'de, Stonewall'dan hemen önce.
STONEWALL, KARŞI KOYMAKTIR
HERKESE SİVİL HAK
Haber, New York Times'ın sayfalarında kaybolup gitmişti.
18. ya da 19. sayfadaydı.
Çok garip bir başlığı vardı.
"Village'daki barda tatsızlık" gibi bir şeydi.
Özgürleşme çağını tanımlayacak bir olaymış gibi değildi.
Kıvılcımla başlayan şey
yangına dönmüştü.
Yaşadıkları tüm hüsran ve çaresizlik
yüzeye çıkmaya başlamıştı.
Gey olmak yasal değildi, kabul görmüyordu.
Erkeklerin birlikte dans etmesi yasaktı.
Gey erkek gruplarının bir araya gelmesi yasa dışıydı.
Sosyalleşmek için tutuklanma riskini göze almalıydınız.
Ya çok aptal ya da çok gençtim.
Risk aldığımı düşünmemiştim bile.
Bir oyun fikri bulmuştum.
Bir doğum günü partisindeki dokuz gey adam.
Bu görevi üstlenen ilk kişiydi.
Tamamen ticari bir yapımda, gey erkeklerin hayatlarını anlatmıştı.
Çok büyük bir olaydı.
Gey seyircilere, görünür olduklarını hissettirmişti.
Sonra, nasıl görülmeleri gerektiğine dair tartışmalar başladı.
Bu oyunun harika yanı,
çok iyi yaratılmış birçok gey karakter olması.
Basmakalıp değiller.
Bence gerçekler çünkü Mart onları öyle yazmış.
Tüm iyi karakterler ve iyi insanlar gibi de kusurlular.
Bu, gey karakterleri oynayan,
kendileri de açıkça gey ve gururlu bir ekipti.
Farklı bir dostluğumuz var.
Dokuz gey erkeği bir araya getirince
farklı bir enerji oluşuyor.
Bunu izlemek çok güzel.
Başrol erkekler, "Ben buyum ve hâlâ çalışabiliyorum."
ya da "Buna rağmen değil, bu sayede çalışıyorum." diyorsa
işler değişmiş demektir.
Zamanın ruhunun değiştiğini gösterir.
Bu işte benim neslimin çok aşina olduğu bir şey var.
Tarihin bir parçası olmakla ilgili
ve dünyada hiç değişmeyecek bir tür ruha hitap ediyor.
Harold'ın çok kıvırcık siyah saçları var.
Bu ise neredeyse kel.
Sağ ol ve siktir git!
Oyunu satarken
bir komedi-dram olarak pazarladım.
Komedi unsuru, oyunu sattırdı.
Ve…
…komedi…
…dramı hafifletti.
Gerçi ruhumu hiç görmedim
ama annemin hahamından anladığım kadarıyla harikaymış.
Umarım altında saklı olan
ciddi içeriğe kulak verirler.
Çok uzun zaman oldu ve çok yol katettik.
Bugünkü durum daha iyiyse ki umarım tüm dünyada öyledir,
bu gibi şeyler ve böyle anlar sayesinde.
Elli yıl sonra bugün, herkes açık olabiliyor
ve geçmişe bakıp diyoruz ki
"Eskiden öyleydi ama şimdi buradayız.
Bizi buraya getirenlere teşekkür edelim."
Merhaba.
İçeri gelin. Evime hoş geldiniz.
Mart'ın oyunu yazma süreciyle ilgili anılarını paylaşması
çok yardımcı oldu.
Esinlendiği kişilerle ilgili özel anılarını anlattı.
Tanıdığı insanlara dayanıyor.
Onlar gerçekten onun arkadaş grubu
ve onlara hayal gücü sayesinde,
büyük bir yaratıcı risk alarak hayat vermiş.
Gördüğünüz gibi burası tam bir New York galerisi,
tek seferde sadece bir kişinin fotoğraflara bakabileceği kadar geniş.
Bunların hepsi arkadaşlarım.
The Boys in the Band prömiyerini Broadway dışında yapmıştı.
14 Nisan'da.
Paskalya Bayramı'na denk gelmişti
ve "Yumurta kapıya dayandı." diye şakalaşmıştık.
30 Nisan 2018'de oyun yeniden sahnelendi.
Elli yıl sonra.
Bu fotoğraf, Broadway'deki oyunu…
…tanıtmak için kullanıldı
ve orijinal fotoğraf örnek alınarak yaratıldı.
Bu fotoğrafta ekip ve ben varım.
Menajerlerinin tavsiyelerine rağmen
o rolleri kabul eden aktörlerin cesaretini
takdir ettiğimi söylemek isterim.
Bunun onlara ve kariyerlerine ne yapacağı konusunda
çok büyük bir korku vardı.
Ve bu oyunu hayata geçirdikleri için
hepsi kendi içinde çok cesurca davranmış.
Bu, kariyerleri açısından düpedüz intihar olurdu.
Çıkıp açıklasalar ve…
Gey olduklarını açıklamalarını kastetmiyorum
çünkü bazıları gey değildi.
Bu versiyondaki tüm oyuncular açıkça gey ve başarılı kişiler
ama orijinalini canlandıran oyuncuların altısı gey,
üçü heteroseksüeldi.
Yine de hepsi çok şeyi riske atmıştı.
Gey toplumu yasaklıydı, o yüzden kimse bu konuda konuşmazdı.
Tabii geyseniz ve gey olan birini tanıyorsanız iş başka.
O zaman kendi çevrenizin sınırları içinde…
…konuşurdunuz ama çıkıp da kamu duyurusu yapmazdınız.
Şuradaki de The Boys in the Band setindeyken
Billy Friedkin ve ben.
Bu, Peter Harvey'nin orijinal set tasarımı.
Mart'a e-posta yazdım
ve hepsi çok iyi yazılmış bir dizi cevap mektubu aldım.
Onu etkileyen tüm filmleri çok güzel anlatmış.
"Şu filmi şu ülkede gördüm." diyor.
Çünkü o da Michael gibi biri.
Hep bir orada bir buradaymış.
Bu sigara kutusu, oyuncular ve ekipten bir hediyeydi.
Tiffany's'den almışlar…
…ama Tiffany's gravürü işlemeyi reddetmiş çünkü oyundan bir replik varmış.
"Sağ ol ve siktir git."
Nesin, biliyor musun Michael?
İnanılmaz bir insansın.
Sağ ol ve siktir git.
Bu, Donald'ın dayandığı gerçek kişi.
Arkadaşım Douglas Murray.
Oyunu da Doug'a
ve Howard'a adadım.
Birbirlerine katlanamıyorlardı.
Bu benim vaftiz kızım ve elinde…
Elinde oyunda hediye edilen fotoğrafın ta kendisini tutuyor.
Toplumun bu oyun hakkındaki algısı
pek çok kez değişti.
Sevildi ve beğenildi
çünkü gey erkekler ilk kez sahnede böyle tasvir ediliyordu.
Daha sonra insanlar gerici olduğunu düşündükleri için kötülendi.
İyi olan şey ise 50 yıl sonra
tekrar ele aldığımızda şöyle diyebilmemiz:
"Bu, tarihimizin bir parçası."
Bu resmi çok seviyorum.
Bir ucunda Joe,
diğer ucunda Ryan var,
ben de buradayım.
Projedeki tüm aktörlerin açıkça gey olması
ne denli yol katettiğimizin
ve herkesin kendi olabildiğinin harika bir göstergesi.
"Bunu hatırlıyorum.
Hikâyemizi anlattığınız için sağ olun." diyenler oldu.
Genç insanlar da "Bu anlattığınız, benim hikâyem." dedi.
Hıçkırarak ağlayan biri vardı, şöyle dedi,
"Çok gurur duyuyorum.
Açıkça gey olduğum için gururluyum."
Benim yaşlarımda olanlar,
"Artık öyle değiliz." diyordu.
Diğer yandan…
…en genç olanlar, "Biz hâlâ böyleyiz." diyordu.
52 yaşında gey bir erkek olarak
zarafetle yaş almak denen şeyi bilmeniz pek mümkün olmayabilir.
Mart, benim için, nelerin başarılabileceğinin bir örneği.
Bu, birlikte kazandığımız Tony Ödülü.
Kazandığımıza çok şaşırmıştım.
Kimse inanmıyor ama şaşırmıştım.
Hatta bir konuşma bile hazırlamamıştım.
Kime teşekkür edeceğimi biliyordum,
bir kâğıda liste yapmıştım, onu çıkardım
ama gözlerim yaşarınca okuyamadım bile.
Bu, psikiyatristimden gelen bir telgraf.
Açılış gecesinde gönderdi.
"Sevgili Mart, kimse seninle, benden daha fazla gurur duyamaz."
Birlikte çok yol katettik,
o yüzden başarısıyla gurur duyuyordu sanırım.
-Hazır. -Motor.
Harold'ı oynuyorum.
Karmaşık bir adam.
Mart'ın hayatında birine, Howard Jeffrey adlı bir adama
dayandığını biliyorum.
Karakterlere ilham veren insanlarla ilgili hikâyeler dinlemek
hep ilgimi çekmiştir.
Bu yüzden zevkliydi.
Howard Jeffrey benim en iyi dostumdu.
Oyunun başrolü, Michael,
büyük ölçüde bana dayanıyor.
Oyunda onun düşmanı olan Harold da
Howard'a dayanıyor.
-Peki bu akşam sen nasılsın? -Uçuyorsun ve geç geldin.
Buraya 20.30 ila 21.00 arası gelmen gerekiyordu.
Bu, Howard Jeffrey.
Bu fotoğrafı Jerome Robbins çekti.
Gördüğünüz gibi Howard çok çekici bir adamdı.
Dansçıydı.
En iyi koreografların hepsi onu istiyordu.
Los Angeles'ta doğdu, ülkenin her yerinde çalıştı,
o dönemin büyük filmlerinin çoğunda yer aldı.
No comments yet. Be the first to leave one.