The first 200 lines.
Evet, geçen hafta sonu.
Mara!
- Selam! - Ne haber?
Burada… Burada ne işin var?
Seni görmeye geldim.
Tesadüf olmadı.
Seni görüp de…
…buraya kadar takip etmedim.
Şurada, öğrencilerinle bekliyordum.
- Öğrencilerin, değil mi? - Evet ama burası benim dersliğim.
Ne kadarlığına şehirdesin?
- Birkaç haftalığına. Buralarda olacağım. - Tamam.
Sana e-posta atarım, olur mu?
- Evet, tamam. - Harika.
Dersliğe gelebilirsiniz artık.
İyi dersler.
Pardon.
Pekâlâ, şiirsel dilbilgisi ünitemize devam edeceğiz.
Pekâlâ... Düzyazı, şiirden farklı olarak,
dilbilgisi kuralları tarafından yönetilir.
Affedersiniz.
Ama her ne kadar…
…profesyonel bir şair olmak niyetinde olsanız da olmasanız da,
şiir okumak, sizi düzyazı okumaya karşı duyarlı hâle getirebilir diye düşünüyorum.
Nasıl ki bir müzede resimlere baktıktan sonra
tekrar sokağa çıktığınızda
binaların kesişim şekillerine dair farkındalığınız artıyorsa
düzyazı okurken de
birdenbire yazarın yaptığı yazım seçimlerinin farkına varırsınız.
MATT VE MARA
Şehirde ne kadar kalacağını bilmiyor musun yani?
Yani, kendime gitmeden önce taslağı bitireceğimi söyledim.
New York'taki dairem hâlâ duruyor.
Ne sıklıkla yazıyorsun?
- Her gün. Tabii eğer… - Öyle mi?
Evet… İnsanlarla dolanıp vakit öldürmediğim zaman.
Bir sürü eski arkadaşım var,
eski kız arkadaşlarım,
onlarla görüşüyorum.
Bu tür bir kibre sahip olmak nasıl bir histir gerçekten bilmiyorum,
başka bir insanın ne düşündüğü hakkında bir şey bildiğimi sanmanın.
Neden kibir oluyor da yaratıcı hayal gücü olmuyor?
Yani hayal ettiğini, gerçekten bilmediğini kabul ediyor musun?
- Bu daha farklı bir şey, eğer… - Hayal gücümü, aptallığımla eşitliyorum,
böylece gerçekliğim oluyor.
Ne?
Hayal gücümün,
kendi aptallık seviyeme ulaşmasına izin veriyorum
bu da hayal gücümü, gerçekliğim haline getiriyor.
Tamam, pekâlâ…
Gerçekten umursadığını düşünmüyorum da…
Neyse.
Kim kime ayna tutuyor anlamaya çalışıyorum.
Ne yazdığımı soracak mısın yoksa bu tamamen alakasız mı…
Kibar olmaya çalışıyordum. Bu yüzden sormadım.
Kibar olmak için sorma zaten…
- Kibarlıktan dolayı sormadım diyorum. - İlgini çekiyorsa sor…
Zira bir süredir bir şey çıkarmamış birine "Ne yazıyorsun?” demek oldukça kabadır.
Harika Çocuklar'ı okumadın mı?
Bir süredir bir şey yayınlamadım diye utanmıyorum ki.
- Zorlamaya çalışmıyorum ama… - Bilmek istemiyor musun? - Çok!
Çok çabuk geri çekiliyorsun.
Çünkü sen çok kırılgansın!
- Kırılgan falan değilim… - Lütfen.
Son derece nazik ve dikkatli olacak mısın?
Fabergé yumurtası gibi tutacağım.
- Tamam. - Beyaz eldivenlerle. - Tamam.
Singapur'daki bir hizmetkâr gibiyim,
üstüne gölgem düşse bile kafamı keseceklerini biliyorum.
Tamam.
Pekâlâ…
Bence…
…asıl ilgimi çeken şey,
kendisi hakkında…
…gerçekten hiçbir şey…
…bilmediğine inanan bir insan
ve tüm arzularının
kendisinden tamamen gizli olması
ve bu arzıların her an ortaya çıkıp
hayatını mahvedebilecek olması.
Kendisinin hiçbir söz hakkı olmadan
kimliğinin kendi kontrolü dışında radikal bir şekilde
dönüştürülebileceğini mi düşünüyor?
- Evet, aynen öyle. - Neden bahsettiğini anlıyorum. - Aynen.
Kulağa harika geliyor, aynı zamanda oldukça da güncel.
İnsanlar "Vay canına!" diyecek.
Ama sorun şu ki…
…bu sadece bir fikir,
nasıl yazacağımı bilmiyorum.
Okuyucunun neler olduğunu anlamasını sağlamalısın.
Hayır, okuyucunun anlaması sorun değil,
yani gerçekten…
Müziğin sesi gittikçe yükseliyor mu?
Oldukça. Yükseliyor, evet.
Pardon?
Kapattınız mı?
Kapatmışsınız.
Evet, kapattık.
- Tamam. - Üzgünüm. - Geldiğiniz için teşekkürler.
Bize söylesen yeterdi.
Yani, gün sonundayız. Müik açmak istedim. Yani, bu…
Çoğu insan anlıyor.
Tamam.
Gidiyoruz.
Hayır, başka bir şey istiyor muydunuz?
Bir içecek daha getirebilirim.
Gerçi saat beşten sonra kahve içen kimseyi tanımıyorum ama…
Makineyi… Makineyi de kapattım.
Bak, kimseyi gücendirmek istemedik.
Sadece sohbet ediyorduk…
- Hayır! - Sonra sen… - Eğer takılmak istiyorsanız sorun değil.
- Sohbet ediyorduysanız anlarım. - Tamam.
Kulağa derin ve önemli geliyor.
Gerçekten çok üzgünüz.
Hayır, sorun değil. Çoğu insan…
Ben olsam "Adamı uğraştırmayayım, muhtemelen iki işte çalışıyordur," derdim.
Tek yapman gereken "Kapatıyoruz" demekti. Tek söylemen gereken şey buydu.
- Afişi çevirirken söyledim. - Şimdi de agresif davranıyorsun.
- "Kapatıyoruz" demedin. - Hiç gerek yok.
- Evet, demedin. Sadece gelip… - Söyledim. Afişi çevirirken söyledim.
- Şimdi tekrar açmış oldular. - Öyle mi yaptım? - Evet.
Sen de böyle kahve içiyorsun!
"Kitaplarımı okudun mu? Ben çok zekiyim!"
- Gidelim. - Çalışarak geçinmeyi dene!
Evet, tamam. Tamam.
Güle güle! Karen!
Ne yapıyorsunuz.
Gitar çalıyoruz.
Avery?
Çalıyor mu?
Çalmaya çalışıyor.
Hayır mı?
Nereye gitti?
İnsanlar genelde "aile grubu" dediklerinde "bir gitar üç insan" kastetmez.
"Dört?"
"Beş."
- Altı. - "Altı."
- Yedi. - "Yedi."
Burada Kingston sınırından geçmek,
Niagara şelalesinden geçmeye göre bir saat daha uzun yazıyor.
Samir?
Burada yazana göre Niagara Şelalesi yerine
Kingston'dan gidersek yol bir saat uzuyormuş,
Ithaca'ya gitmek için.
Beni duyuyor musun?
PASAPORT FOTOĞRAFI
Saçlarınızı kulağınızın arkasına toplayın.
Çenenizi hafif yukarı kaldırın. Tamam.
Böyle.
Biraz daha… Evet.
“Gerçeklik, hakikat, gerçek,
tekrarla kanıtlanır,
özenle ve nezaketle, tutkuyla
ve saf sevinçle.
Gerçek olana sevgi,
dolar kafanızdan kalbinize,
kelebeklerle ve kolaylıkla.
Adım at hafifçe, adım at ileriye,
adım adım ve zamanla.
Çünkü doldurduğunda sevgi o sokakları
cömertliği ve tutkusuyla,
renklendirir dünyamızı."
Bu şiirin arkasında inanılmaz bir güdü var.
- Evet. - İnanılmaz bir güç.
“Daha derine in” minvalinde bir şey söylediğinde,
belki de bunun anlamı...
Somut örneklere bak.
Mesela…
Şiirini ve günlük hareketlerini bir arada düşünüp,
bu aşk fikrinin bahsettiklerinden oluşmasının
hareketlerinde nasıl mevcut olduğunu düşün.
Matt Johnson, modern yaşama dair keskin yorumlarıyla tanınan
Kanadalı bir yazardır.
Bu kitap yayınlanmış ikinci kurgu eseri ve ilk kısa öykü koleksiyonudur.
FARE KRAL VE DİĞER HİKÂYELER
SELAM MARA! BU FİKİRLERİN YARISINI SENDEN ÇALDIĞIM İÇİN
SANA BEDAVA BİR NÜSHA BORÇLU OLDUĞUMU DÜŞÜNDÜM
NE KADAR SİNİR BOZUCU OLDUĞUMU UNUTTUYSAN DİYE - MATT
SÖZLEŞMELİ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ
Mara Walsh, kurgu, kurgu dışı, radyo oyunları, libretti
ve grafik romanlar üzerinde 7 yılı aşkın deneyime sahip bir eğitimci,
yazar ve sanatçıdır.
- Sıcak mı? - Çok sıcak.
Neyse, sonra…
Karşılıklı olarak aldatıldıklarını havada öğrenmişler.
Uçakta!
Çılgınca, değil mi?
Bir uçaktan inip tüm hayatının tamamen değiştiğini hayal etsene.
Nasıl tanıdıkların var böyle!
Tanımıyorum ki, arkadaşımın arkadaşları.
Bir Paul Mooney şakası vardı…
Nereden aklıma geldi bilmiyorum. Unutacağım.
Hayır, söylesene.
Şöyle demişti…
"Beyaz insanlar eşlerinden ayrılmaktansa birbirlerini öldürmeyi tercih eder."
Bana bunu hatırlattı.
Yedi yılın ardından,
artık bu kişiyle evli kalmak istemediğini söylemen gerekmez mi?
Yapma yani.
Daha önce hiç…
No comments yet. Be the first to leave one.