The first 200 lines.
Çeviri: Melih Adıgüzel & Cabal Keyifli seyirler.
- Ne oldu? - Felix seni arıyor.
- Gördün mü? - Evet, evin önünden geçti.
- Annem onu gördü mü? - Evet, gördü tabii.
- Bir şey söyledi mi? - Çok yakışıklı olduğunu söyledi.
- Anneme söylemeyeceğine söz verir misin? - Evet.
- Neden söylemek istemiyorsun ki? - Onu ilgilendirmez çünkü, hayat benim.
Tamam, öyle diyorsan. Ben bir şey söylemem.
Ne yaptığımızı, nerede tanıştığımızı falan sorup kafamı ütülemesini istemiyorum.
- Nereden geçti? - Aşık mısın?
Söylesene Isabelle! Aşık mısın?
- Sence nasıl biri? - Bilmem, ben erkeğim sonuçta.
GENÇ VE GÜZEL
Hadi masayı toplayalım. Siz de yardım eder misiniz çocuklar?
Hadi yüzmeye gidelim!
Önce masayı toplayın yüzmeye sonra gideriz.
- Anne, plaja gidebilir miyiz? - Olmaz, yeni yemek yediniz sonra gidersiniz.
- Lütfen anne. - Öğlen uykundan sonra saat 4'te gideceksin.
Öğlen uykusuna ihtiyacımız yok çocuk değiliz ki biz.
Çocuk değilmiş! Yatacaksın!
Bırak beni! Bırak!
- Alman arkadaşın uğradı. - Biliyorum.
- İyi bir çocuğa benziyor. Adı Felix'ti değil mi? - Evet.
- Onu yemeğe davet etmelisin. - Olmaz, bu çok aptalca.
- Gördün mü? - Evet, şurada.
- Hani? - Şurada, plajda tenis oynuyor.
İşte şurada. Gördün mü?
Biz de gidelim mi?
- Gidelim mi dersin? - Evet, hadi gidelim.
Geliyor.
- Arkanı dönsene kaçıracaksın! - Kes sesini.
- Selam Felix. - Selam.
- Merhaba Isabelle. - Merhaba.
- Arkadaşım Milan'la tanış. - Selam. - Merhaba.
- İyi misin? - Evet, çok iyiyim sen nasılsın?
Çok iyiyim. Plaj, güneş. Her şey çok güzel.
Bu gece bara gideceğiz. İstersen sen de gel.
- Evet, gelirim tabii. - Harika. Seni ararım, orada görüşürüz.
- Tabii, istiyorsan görüşürüz. - Harika.
- Görüşürüz. - Tamam görüşürüz.
İşte böyle Mira. Al bitir.
Nasıl yapıyorsun hiç bilmiyorum.
- Yaktım. - Hemencecik mi?
- Oldu mu? Nasıl buldun? - Fahişeye benzedin.
- Öyle mi? - Evet. Bak bana.
Yavaş.
Böyle daha iyi oldu.
Bizimkileri oyalasana ben de gideyim.
- Tamam, olanları anlatacak mısın sonra? - Söz.
- Uyuyamadın mı? - Evet.
- Ne yapıyorsun? - Hiç.
- Ablan ne yapıyor? - Uyuyor galiba.
- Şu Alman çocuğu görmeye gitmedi mi? - Yok ya, çocuk umurunda değil.
- Çocuk Fransızca biliyor mu? - Evet.
- İyi konuşuyor mu bari? - Bir Almana göre iyi konuşuyor.
- Git pijamanı giy de yat. - Tamam.
- Hadi bakayım. - İyi geceler.
Milan'la tanışmıştın ya, onunla bütün gün plajdaydık.
Ve vücut sörfü yaptık.
- Sen hiç vücut sörfü yaptın mı? - Evet. - Öyle mi?
- Dondurma ister misin? - Olur.
- İyi akşamlar beyefendi. - İyi akşamlar hanımefendi ve beyefendi.
Buyurun. Altı Euro.
- Teşekkürler, iyi akşamlar. - Sağ ol.
Hadi plaja gidelim.
- İster misin? - Evet.
- Tadı güzelmiş. - Hem de çok.
- İlk seferin mi? - Evet.
Korkma.
Her şey için teşekkürler.
- İyi geceler Isabelle. - İyi geceler.
- Uyuyor muydun? - Gördüğün üzere, hayır.
- Nereden geliyorsun? Annenin haberi var mı? - Yok.
Ona söylemen gerekmiyor.
Ne işin var burada?
Bekliyordum.
- Ne oldu? - Yaptım.
- Onunla yattın mı? - Evet.
- Nasıldı peki? - Bunu seninle konuşmak istemiyorum Victor.
Yapma şöyle, söz vermiştin. Kötü bir şey mi oldu?
Hayır, bir şey olmadı. Hadi odana git.
Victor.
- Anneme söyleme. - Tamam.
- Günaydın. - Ah, yakışıklı Felix.
- Nasılsınız Madam? - Bana Silvie diyebilirsin.
- Patrick, tanıştırayım bu Felix. - Günaydın.
- Selam. - Véronique, Peter.
- Felix. - Günaydın. - Felix.
- Merhaba. - Memnun oldum.
- N'aber Felix? - Selam Victor.
- İyi misin? - Evet.
- Yanına uzanabilir miyim? - Uzan tabii istiyorsan.
- Yüzmeye gidelim mi? - Evet, güzel fikir.
- Patrick, geliyor musun? - Geliyorum.
- Victor, geliyor musun? - Şimdi değil.
Denizanası falan yok eminsin, değil mi?
Ablan çok özel biri.
- Neden ki? - Bilmem.
- Onun gibi bir kızla hiç tanışmamıştım. - Çünkü o Alman sen de Fransızsın.
Victor, yardım eder misin lütfen?
- Haberi yok, eminsin değil mi? - Evet, gelmek istememişti.
- Tamamdır 17 mum var. Hediyeleri getirir misin? - Evet.
# İyi ki doğdun #
# İyi ki doğdun #
# İyi ki doğdun Isabelle #
# Mutlu yıllar sana #
Üflesene hadi. Ağlayayım deme sakın.
# Korkuyordum ondan #
# Her şeyden ve olanlardan #
# Çok değiştim ben #
# Çok değiştim ben #
# Beni sen değiştirdin #
# Açıldı gözlerim, olanı biteni görüyorum #
# Doğru, artık o tanıdığın #
# Küçük kız değilim ben #
# Hayır, ben o değilim #
# Birini sevmek #
# Değiştirir her şeyi Çok iyi bilirim #
# Çünkü her dokunuş Her öpücük #
# Beni tam senin istediğin gibi #
# Birisi yaptı #
# Canından çok seven bir kadın oldum #
# Bak ve gör aşkını #
O geçen çocuk Felix'ti.
SONBAHAR
Gel!
İyi günler Lea.
İyi günler.
Yaşım için yalan söyledim biliyorum. Ama herkes söyler, değil mi?
- Sorun olur mu? - Hayır.
- Sen de internetteki fotoğraflarındaki haline benzemiyorsun. - Biliyorum.
- Bir şey içer misin? - Hayır.
Ya da bir bardak su alayım.
Otursana.
Çok güzelsin. Fotoğraflarından bile.
- Öğrenci misin? - Evet.
Bir kriz döneminden geçiyorsundur.
- Kaç yaşındasın? - 20.
Çok güzel gözlerin var. Melankolik.
- Çok genç gösteriyorsun, biliyor musun? - Evet, bunu sürekli duyarım.
- Yine görüşür müyüz? - Numaram sende var.
Bu gece için müsait misin?
Hayır, sadece akşamları müsaidim. Hafta sonlarında da gelemem.
Yazık oldu.
- Görüşürüz. - Görüşürüz.
- Ne yazdın oraya? - "Yakışıklı."
- Yemeği hazırladım, dolapta. Mikrodalgada ısıtsanız yeter. - Tamam.
- Yarın görüşürüz. - Biraz daha dil bilgisi çalışmalısın Victor.
- Tamam. - Güle güle Muna.
- Yarın görüşürüz. - Görüşürüz.
Çok yorgunum.
Buluşmalar ve Siz
- Girmeden önce kapıyı çalsana! - Ne yapıyorsun?
- Git başımdan, çalışıyorum. - Porno mu izliyorsun?
- Çık dışarı. - İyi, ben de yemek yiyeceğim.
"On yedi yaşında ciddi olunmaz.
Bir gece bira, limonata içmekten ve yılarca o güzel gelmiş kafelerden bıkar...
...ve ıhlamur ağacının altında gezer durursunuz."
"Haziran gecelerinde ıhlamur yaprakları ne güzel kokar.
Hava öyle yumuşak olur ki gözkapaklarınız yumulurlar.
Rüzgar fısıldar, şehir çok uzağınızda değildir.
...rüzgar şarap ve bira kokusunu burnunuza getirir."
"Haziran gecesi: Yaş on yedi Kendinizden geçersiniz.
Şampanya, sizi kendinizden geçiren özsudur. Donakalırsınız.
Dudaklarınızda bir öpücük hissedersiniz. Nasıl atıyordur!"
"Çılgın kalp, tıpkı romanlardaki Robinson gibi...
...sokaktaki ışıkların sönük ışında birden tatlı bir kız görünür."
"Siz ona göre çok safsınızdır, küçük adımlarla geri gider.
Birden tüm dikkatini verir.
Dudaklarınızda bir şiir olur öylece hareketsiz kalır."
"Eğer aşıksınız şiirleriniz onu güldürür.
Arkadaşlarınız artık sizi çekemezler.
Ve bir gece sevdiğiniz lütfedip size yazar."
"O gece yine o güzel kafelere dönersiniz.
"Bira veya limonata ısmarlarsınız. Caddeler ıhlamurlarla doluyken...
...on yedi yaşında ciddi olunmaz."
Rimbaud ilk başta doğadan kaynaklanan sarhoşluktan bahsediyor.
Ve bu aşırılığın aşka yol açtığından.
Çünkü gençken aşk aşırılıktan ve dezinhibisyon geçer.
17 yaşında insan ancak tatillerde aşk yaşayabilir.
Bir olay yaşamıştır, okula döndüğü zaman anlatacak çok şeyi olur.
Çünkü aşık olmuşuzdur ve o yaz çok güzel geçmiştir.
Aşık olmaya erkeklerin gözünden bakmış. Çocukluktan bir yetişkin olma sürecini var.
Yaz keyfi, boş verme, özgürlük, mutluluk ve neşe.
Üçüncü kıtada tıpkı Robinson gibi deniyor. Yeni bir terim mi o?
Robinson Crusoe'a istinaden mi söylenmiş?
İki ay bir macera geçirdik ve nihayetinde yalnız kaldık.
Aynı şekilde başlayıp yine aynı şekilde son buluyor.
Hayat tıpkı bir daire gibi, ne olursa olsun tekrar eden bir şey.
Kesin olarak rastlayıştan bahseden bir şiir diyemeyiz.
Daha çok gençken yaşanan bir aşkın rüyasını anlatılıyor sanki.
Tamam, yarın saat 17'de. 300 Euro. Adres neresi?
- Isabelle, yemeğe geliyor musun? - Geliyorum.
- Sevgiline mi yazıyorsun? - Nereden bildin?
Hemen fark ediliyor. Işıldıyorsun.
- Lisede mi? - Yok canım, saçmalama.
- Kaç yaşında? - 32 yaşında.
Anladım, buradaki dangalaklar gibi değil yani.
- Ne iş yapıyor? - Avukat.
Ne güzel.
No comments yet. Be the first to leave one.