The first 200 lines.
"EVET" E DÖRT GÜN KALA
Birkaç kelime bir şey söylemek istiyorum.
Sevginizi kutlamaya ayırdığımız bu haftayı da başlatmış oluruz.
Düğününüzü burada, Somerhouse'ta yapmaya karar verdiğiniz için büyük onur duydum.
Sizden önce kardeşlerim ve ben de öyle yapmıştık.
Bu güzel geleneği benim biricik, kibar oğlum da devam ettirdiği için
çok sevinçliyim.
Canım oğlum.
Sen sevilmek için doğmuşsun.
Her zaman gözleriyle değil, ruhuyla gören biri oldun.
Daha minnacık bir bebekken bile,
geceleri tüm dünya sessizliğe bürünmüşken,
karanlıkta sadece sen ve ben varken
hafifçe ağlayarak beni uyandırırdın.
Sanki benden bir şey istediğin için değil de
benimle bir şey paylaşmak istediğin için bana sesleniyor gibiydin.
O hâlini her zaman koruyacağıma işte o zaman söz verdim.
O tatlı, saf hâlini.
İkinize de bir şey söyleyeceğim.
Evlenirken
bir söz vermek gerekir.
Şu anda karşınızda gördüğünüz ruhu
en önemli, en kutsal şey olarak kabul etmeye söz vermelisiniz.
Çünkü zaman durdurulamaz bir güçtür.
Sizi yok etmek için elinden geleni yapar.
Ve nihayetinde o kazanır.
O yüzden yüzeysel şeyleri feda edersiniz.
Gelip geçici ruh hâllerini, önemsiz tercihleri
en saf, en derin kısımlar için feda edersiniz.
Birbirinizin yanlışlarını kabullenir ve affedersiniz.
Ne kadar korkunç olursa olsun hiçbir şey sizi ayıramaz.
Hayatınızın aşkının yapması gereken budur.
Hayatınızın aşkı.
Şimdi kadeh kaldıralım!
Tatlı bebeğim Nicky'ye
ve ne zamandır bizden sakladığı nişanlısı Rachel'a.
Artık karşındaki ruhu korumak senin görevin.
Evlilik, ruhların güçlü bir şekilde birleşmesi demektir.
Birbirine dikilmek gibidir.
Yanlış bir evlilik yaparsanız
okyanusun dibinde bir gemi enkazına zincirlenmiş gibi hissedebilirsiniz.
Ama doğru bir evlilikte şey gibi hissedersiniz…
Ölümsüzmüş gibi.
- Ölümsüzlüğün şerefine. - Şerefe.
- Şerefe. - Şerefe.
- Çok güzeldi anne. Vay canına. - Şerefe.
- Şerefe anne. - Muhteşem.
Nasıl ya?
ONUNLA EVLENME
- Kimin gönderdiğini biliyor musun? - Hayır. Postayla gelmiş.
Hiç nefret mektubu almamıştım.
- Jess göndermiş olabilir mi? - Hayır.
- Daireni yakmaya kalkmamış mıydı? - Hayır, kendini yakmaya kalktı.
- Rachel. Bu… - Ne?
- Korkunç insanlarla çıkmışsın. - Belki senin eski sevgililerinden biridir.
- Hayır. - Evet.
- Belki de buradaki bir eski sevgilindir. - Yapma! Nell mi?
Evet. Benimle dalga geçmek için. Ailen beni tanımıyor bile.
Beni tanıyorlar. Ben de senden sevgiyle bahsediyorum.
- Seni ölesiye seviyormuşum gibi. - Ama seni tanrı gibi görüyorlar.
Annenin senin hakkındaki konuşması… Oğlu kusursuzmuş, mükemmelmiş.
Tanımadığı bir kızla evlenmesine izin verir mi?
- Kimsenin izin verdiği yok, ben istiyorum. - Nicky.
Sen de benimle evlenmek istemiyor musun? Önemli olan bu değil mi?
Peki.
Bu nottan olsa olsa… Bakayım. Benim sana layık olmadığım anlamı çıkar.
"Onunla evlenme." Benden bahsediyor. Hedef benim.
- Her kimse ne düşündüğü kimin umurunda? - Ama annenin ne düşündüğü önemli.
Ben senin ruhunu yeterince koruyor muyum?
- O ne demek, bilmiyorum. - Seni olduğun gibi seviyor muyum?
Yoksa seni değiştiriyor muyum?
Günün birinde "Kendimi tanımıyorum. Ayrılalım" mı diyeceksin?
Rachel. O bize olmaz. Biz öyle insanlar değiliz.
Gelinliğim nerede?
- Ne? Orada işte. Orada değil mi? - Değil.
Yemin ederim bu sabah buradaydı. Senin takım elbisenin yanında asılıydı.
Hannah ve Chad'de mi bıraktık? Onlara göstermek için çıkarmıştık.
- Dün gece getirdiğini hatırlıyor musun? - Sanırım. Belki arabada bırakmışımdır.
Belki biri almıştır.
Öyle bir şey yapmazlar. Düğünü sabote etmeye çalışmıyorlar.
Gelinliği orada bırakmadığımızdan yüzde 99 eminim.
Arabayı tekrar kontrol edeyim. Kimsenin aldığını sanmıyorum.
- Tamam, nerede o zaman? - Bilmiyorum.
Aynı takımdayız, tamam mı?
Bir sarılalım. Hadi.
Herkese görüp görmediklerini soracağım. Evi arayacağım. Bulacağız.
Burada bir yerde. Tamam mı?
- Burada. Bulacağız. - Tamam.
Bu işi çözeceğiz, tamam mı?
Bu aptal şeyi de siktir et, tamam mı? Davetiyeye cevap bile vermemiş.
Dün gece Nicky'nin nişanlısının önünde ne söylediğini bilmiyorum.
Bir şey söylemeden geldim sanırım ama emin olamıyorum.
Pardon, kendini hazırlaması için Nicky'nin bilmesi gerekmez mi?
Hayır!
O zaman planımız mahvolur. Bunu Victoria için yapıyoruz.
- Biliyorum. Tabii ki. - İstediği bu.
Nicky öğrenirse Victoria yıkılır.
Sen herkese göz kulak ol, özellikle de Nicky'nin nişanlısına.
Denerim. Bana bırak, tamam mı? Hallederim.
Selam Jude.
Neye bakıyorsun?
Kana.
Kan var. Bak.
Kan.
Kan. Kan.
Sikeyim.
- Senin kanın mı? - Evet, burnum kanamıştı da.
Sikeyim.
Hayır. O kelimeyi söyleme.
Üzgün Adam seni öldürecek.
- Baba! - Hayır.
- Jude. Bekle. O hikâye bence gerçek değil. - Nereden bileceksin ki?
- Portia halan bizi korkutmak için anlattı. - Burada neler olduğunu hiç bilmiyorsun.
- Baba! - Jude, bağırma.
Bu evde bağırmıyoruz. Biliyorsun.
Neden bağırıyordun?
Rachel, kanıyla Üzgün Adam'ı çağırdı. Adam şimdi onu öldürecek.
Pardon, dün gece burnum kanamıştı, yere damlamış sanırım.
Kusura bakma baba. Nereden duymuş, bilmiyorum.
Duymak istemiyorum.
Günaydın Dr. Cunningham.
Dur.
Sen de. Dur.
Bekle.
Bana bak.
O konuyu bir daha açmanı istemiyorum. Anlaşıldı mı?
Anlaşıldı mı?
- Ona ne olacak? - Nicky amcanla evlenecek.
- Sonra ne olacak? - Sen onu kafana takma, tamam mı?
- Hey. Dur. Jude, nereye gidiyorsun? - Bu evde bağırmıyoruz.
- Ama bir şey yemedin. - Nellie bana krep yaptı.
- Nasıl krep? - Çikolatalı.
Babama "Dr. Cunningham" demeni Nicky mi söyledi?
Hayır, nezaketen öyle dedim sanırım.
Ben de Dr. Cunningham'im.
Evet.
- Pardon. Sana öyle dememi mi istiyorsun? - Tabii ki.
Peki.
- Neye güldün? - Şaka yapıp yapmadığını anlayamıyorum.
Gelinlerin beyaz giymesi gerekmez mi?
Gelinlik kayıp derken?
- Sence birisi almış olabilir mi? - Rachel, gelinliği nasıl unutursun?
Portia, sorun yok tatlım. Bir çaresini buluruz.
Kapıyı çalsana. Çıplak olabilirdik.
- Hepiniz mi? - Gözünde canlandırmasana.
- Hayır. - Buldun mu?
- Sanırım kalmış Rach. - Gelinlik Şikago'da mı kalmış?
- Hayır. Getirmiştik. - Hannah ve Chad'de kalmış olmalı.
- Onlar kim? - Cleveland'daki arkadaşlarımız.
- Orada arkadaşınız mı var? - Arayıp sordun mu?
İştelermiş ama evlerinde yedek anahtar var.
- Geri döneceğim. - Hayır, bu…
Ne kadar romantik.
Pardon, sekiz saatlik yol değil mi?
- Nereden biliyorsun? - Yapmak istiyorum, tamam mı? Önemli.
Değil ama. Gerçekten değil. Başka bir şey giyebilirim.
Düğünde gelinlik giyilir Rachel. Onu giyemezsin. Cenaze elbisesi gibi.
Giyebileceğim başka şeyler de var.
Bence çok romantik bir şey.
- Görüşürüz. - Peki. Emin misin?
Ne? Evet, tabii.
Siz de birbirinizi daha iyi tanırsınız.
Tamam mı?
- Benim gelinliğimi dener misin? - Harika bir fikir!
Aman tanrım, Bayan Cunningham. Çok naziksiniz. Ben…
Vay.
Nicky belki gelinliği bulur. Bulamazsa yarın deneriz.
Ama yarın vakit olmaz.
Yarın hazırlık yapılacak. Cuma prova var. Cumartesi bekârlığa veda. Pazar büyük gün.
- Gelinlik deneme günü bugün. - Bence sana uyar.
Peki.
Tamam, çok isterim. Lütfen. Teşekkürler.
- Tatlım. - Bence kuyruk olmasın.
Kollar da olmasın. Kolları kesiyorum.
- Emin misin? - Belin daralması gerekiyor.
Annemin beli böyleydi. Aslında benim belim de böyleydi.
Anne, kes şunu. Harikasın.
- Beli ne mahveder? - Saçını toplayacak mısın, salacak mısın?
- Salayım. - Topla.
Çocuk doğurmak.
Anne, beni mi seçerdin, ince belli olmayı mı?
Seni tabii ki tatlım. Ama ikisi de olsa iyi olurdu.
Anne, büyükannemin elmas bileziğini bana verecektin.
- Gerek yok… - Portia. Sonrasında alabilirsin.
Boş ver. Uymadı.
Çok hoş oldu.
Nell?
Kolye gözüme takılıyor da.
- Ha… - Hayır. O…
Norah teyze kızmaz mı? Kuyruğu sevmemiş miydi?
Önemli değil. Onun için yapmıyoruz.
Haklısın. Bizim için yapıyoruz.
Bu yüzük büyük büyükannem Eleanor'undu.
- Çok güzel. - Evet.
- Yani şeyin yerine… - Biraz büyük.
Ama konuşurken ellerini çok kullanmazsan sorun olmaz.
- Ama o yüzüğü bana Nicky vermişti. - Evet, güzel bir yüzük.
Ama düğün gününde takman gerekmiyor.
Nasıl? Tam aksine…
Evlenirken aile büyüklerini onurlandırmak âdettendir Rachel.
No comments yet. Be the first to leave one.