The first 200 lines.
BU GEZEGENE YERYÜZÜ DEMEK NE KADAR UYGUNSUZ
OYSA BURASI AÇIKÇA BİR OKYANUS
ARTHUR C. CLARKE
BALIK TUTMA İSKELESİ
Kaç gündür tuttuğum ilk balık sensin ama fazla küçüksün.
Of, şu havaya baksana.
Fena bozacak gibi.
Evet, öyle duruyor.
Fırtına kopmadan eve gideyim bari.
-Yarın görüşürüz. -Görüşürüz.
Yağmurun geldiği o gün nerede olduğunu herkes hatırlar.
Bir pazar günüydü, kış daha tam gelmemişti.
Hava durumu güneşli demişti.
Açık denizdeki alçak basınç sistemi yön değiştirdi ve hızla karaya yöneliyor.
Bugün şehir genelinde şiddetli yağmur bekleniyor.
Rüzgâr saatte 50 kilometreye çıkacak
ve kıyı bölgelerinde küçük çaplı su baskını tehlikesi var.
Yıl sonu tatil dönemine bir ay var
ve umarız hava durumundaki bu sürpriz değişiklik…
İnsanlar her zamanki sabah mesailerindeydi.
-Hazır mısın? -Evet. Hadi.
O zamanlar birbirimize yakın yaşardık…
Tamam, görüşürüz.
…ama yine de yalnız hissetmek zor değildi.
Hadi, gelin. Yağmur başlayacak.
Evet, içeri geçelim.
Yağmurun geldiği o gün,
yalnız olmadığımızı öğrendik.
Geçen aralık, Batı Washington'da en sıcak aralık ayıydı.
Gelişmeler için takipte kalın.
Hadi. Hadi ama.
Bazı insanların evlerini korumak için ne kadar ileri gidebileceğini de öğrendik.
SON EV
ŞİFRENİZİ GİRİN
VERGİ DAİRESİ ÇOK ACİL
Hey. Herkes nereye kaybolmuş?
Nerede herkes?
Oğlum benim.
Günaydın.
-Çocuklar uyandırmamış. -Ben de ev niye sessiz diyordum.
-Bize kahvaltı mı yakaladın? -Evet. Bu sabah büyük av yakaladım.
Dünyanın en iyi balıkçısı.
-Biliyorum. -Teşekkürler.
-Günaydın. -Günaydın.
-Uyanın! -Donut!
-Hop! -Donut var!
-Pastırma yapalım mı? -Vay!
-Sakin olun. Hadi ama. -Pastırma!
-Bize de bırakın. -Akbaba gibiler.
-Tam akbabalar ya. -Aç şunu!
-Tamam. -Başlat.
Cassidy'ye ilaçları verdim, ona pastırma yedirmeyin.
Onlardan daha çok hak ediyorsun.
İNTERNET BAĞLANTINIZ YOK
Baba, yayın kesildi.
-Ne bileyim. Bu ev iyice çökmeye başladı. -Ben taşınmaya dünden hazırım.
-Birkaç piyango bileti daha aldık mı olur. -Hey.
Şaka yaptığımı biliyorsun, değil mi? Bu senin suçun değil.
Bacadaki çatlaklara bakmak için yarın bir usta gelecek.
-Şuna bak. -Ne?
Temelimizin çökmekte olduğunu söylüyor. Evi ayakta tutan tek şey bacaymış.
Uyurken evin üstümüze yıkılması çok kötü olurdu.
Noel ağacı almaya gidecek miyiz?
-Yağmur yağıyor. -Hadi ama.
Baba, söz vermiştin ama. Lütfen.
-Ben söz vermedim. Sen verdin. -Baba!
-Sen söz verdin. -Baba!
-Size kim söz verdi? -Sen!
-Evet, hadi gidelim. -Hadi.
Ağaç alalım.
-Gidelim! -Ben seçeceğim!
-Ayakkabımı giydirsene. -Sen kendin giyebiliyorsun.
Evde scooter sürülmez.
Anne, hadisene! Gidelim!
-Hep çok oyalanıyor. -O zaman şaşılacak bir şey yok yani.
Kardeşine yardım et. Arabada bekleyin.
Ann! Hadi!
-Acele ettirme. -Ettirmiyorum. Çocuklardan saklanıyorum.
-Şu ağaç işini ne zaman bırakacağız hem? -Noel geliyor, seni huysuz.
-Ne yaptın sen buna? -Kilidi açman gerek salak.
-Açtım zaten salak! -Kes!
Tartışmayın. İkiniz de salaksınız.
Graham yüzünden açılmıyor.
-Beni suçlama. Sen yaptın. -Sen yapmışsındır.
Yapmadım. Niye hep beni suçluyorsun?
Senin suçun. Bu yüzden beni seviyorlar. Sen hep sorun çıkarıyorsun.
-Kes sesini. Bebek gibisin. -Bebek değilim ben! Sekiz yaşındayım.
Ne yaptınız siz?
-Hiçbir şey! -Hiçbir şey!
Sessiz ol Cass.
Tamam. Cass, sus.
Neden arabada değilsiniz siz?
-Kapı açılmıyor. -Çıkamadık.
Tüm kapıları denedik, açılmıyor.
-Çocuklar. -Odamdaki pencereleri deneyeyim.
Peki.
Bu çok saçma.
Şaka bu kesin. Ergenler şaka yapmış.
Tüm pencere ve kapıları yapıştırmışlar herhâlde, değil mi?
Şaka değil.
Sessiz ol Cass.
Telefon da çekmiyor.
-Bağlanmıyor. Wi-Fi yok. -Modemi kapatıp tekrar açmayı denedin mi?
-Faturayı yatırmış mıydın? -Evet.
Cass, sessiz ol!
Şu an çekiyor mu?
-Hayır, yok. -Anne, baba.
Odamdaki tüm pencereleri denedim. Açılmıyor. Yapışmış gibi.
Pencereler sıkışmış.
-Cass! Sus! -Şeyden çıkmayı denesek… Graham, sus!
-Baba! İyi misin? -Baba. İyi misin?
-İyi misin? -Evet.
Evet, iyiyim.
-İyiyim. -Tamam.
Ne oluyor? Baba!
-Anlamıyorum. -Geri çekilin.
-Neden? Dur. Ne yapacaksın? -Baba!
-Hayır! -Çekilin. Ben hallederim.
Jason, hayır!
-Dursana! -Anne!
-Dur! -Baba!
Anne.
Baba.
Çocuklar.
Baba, bak!
-Tanrım. -Sadece biz değiliz.
Dışarı çıkamıyoruz!
-Bakın! Biri geliyor. -Evet.
Karşı komşu değil mi o? Adı neydi?
-Greg'in karısı. -Adı neyse.
-Adı Susan. Seslenin. -Susan!
Susan, yardım çağır!
Mahsur kaldık! Yardım çağır!
-Kocası da çıkamıyor. -Hemen döneceğim.
Güzel. Yardım çağıracak.
-Yardım çağıracak. -Evet.
Harika. Sorun yok. İyiyiz.
Tamam. Evet. Biliyorum. Bu…
Sorun yok.
Evet, sorun yok. Evet.
Tamam millet, bakalım komşular ne yapıyormuş.
-Tüm komşuları tanıyor musunuz? -Sayılır.
Şu karşıdakiler Richardson'lar. Üç torunları var.
-Max dişçiydi galiba. -Evet.
Şu da adı her neyse. Bisikletçi çocuk.
-Bisikletçi mi? -Şu tam teçhizat gezen aptallardan işte.
Adı Greg. Karısı yardım çağırmaya gitti.
Neden hâlâ dönmedi?
Merak etme. Yakında polisle birlikte döner.
Bir de şu meraklı herif var.
-Adı neydi? -Yok artık. Sokakta adını bildiğin var mı?
Evet, şu köpeği olan gıcık kadın.
Başka kim vardı?
Hah. Şu tekneci armut herifi de unutmayalım.
Teknenin adı neydi?
"Dalgana Bak" mı? Tam armut ya.
-Aferin. -Hı hı.
-Ann. -Hı?
"Bu tek gecelik bir ilişkiydi. Of ya."
Olamaz!
-Tek gecelik ilişki ne? -Yetişkin gece misafirliği.
Yetişkin gece misafirliğiyle normal misafirlik arasında ne fark var?
Şey, yetişkin gece misafirliğinde…
-İstediğin kadar şeker yiyebiliyorsun. -Güzelmiş.
Öyle herhâlde. Bilmem.
"Devlet mi?"
Hey! Onun için çok uğraşmıştım.
Uğraşmadın.
"Olabilir ama neden?"
OLABİLİR AMA NEDEN?
"Güvenliğimiz için belki?"
Bakın. Bizim tekneci armut da yazmış.
UZZAYLILAR
-"Uzaylılar" öyle mi yazılıyor? -Hayır tatlım.
-Uzaylılar bizi neden eve kapatsın ki? -Onlar değil.
SADECE BİZ Mİ? BÜTÜN ŞEHİR Mİ?
"Bütün dünya belki?"
Tamam, herkes bana baksın. Güvendeyiz.
Evimizdeyiz.
İhtiyacımız olan her şeyimiz var ama en önemlisi bir aradayız.
-Donut alabilir miyim? -Hayır, spagettini ye.
-Stres atıştırması yapmak istiyorum. -Sen onu nereden biliyorsun Ruth?
Graham.
Siz orada dayanabiliyorsanız ben de burada dayanırım.
Koşucu kadın yardım bulmuş mudur sence?
Birileri gelecek. Söz veriyorum.
Bence yağmurdan oldu. Bunu yağmur yaptı.
Hayır tatlım, sadece yağmur işte.
Bir şey olmayacak. Sana söz.
Yağmur bugün farklı görünüyordu.
Çocuklar için güçlü durmaya çalışıyorum.
Ama ne oluyor Jason? Bu nasıl gerçek olabilir? Nasıl ya?
-Bilmiyorum. -Tanrım. Annemler. Çok korkmuşlardır.
Karşı komşumuz Richardson'lar gayet iyiler, değil mi?
-Annenlerin de iyi olduğuna eminim. -Haklısın.
Sana bir şey göstermeliyim.
Silah mı o? Jason!
-Silah alıp bana söylemedin mi? -Söyleyecektim.
-Ya çocuklar? -Biliyorum.
-Bir süredir aynı kâbusu görüyorum. -Ne? Ne kâbusu?
No comments yet. Be the first to leave one.