The first 200 lines.
NETFLIX SUNAR
Gençken, boyacılar evleri boyar zannederdim.
Ne bileyim ben.
Emekçiydim.
Kamyoncular Sendikasının Güney Philly'deki 107. Şubesi'nin temsilcisiydim.
Bu işi bırakana dek...
...binlerce işçiden farkım yoktu.
Sonrasında
ben de boyacılığa
başladım.
BAY VE BAYAN WILLIAM BUFALINO'NUN KIZLARI
GRACE ANNE'İN, ROBERT RITTER'LA DÜĞÜNÜNE DAVETLİSİNİZ
Bu olayın merkezinde bir düğün vardı.
Bill Bufalino'nun kızı Detroit'te evleniyordu.
Bill, Kamyoncular Sendikasının avukatıydı,
dahası Russell Bufalino'nun kuzeniydi.
Russell uçakla gitmek istemedi,
bu yüzden onu düğüne arabayla ben götürecektim.
Yol üstünde de halletmek istediği birkaç iş vardı,
ki mesele Russell olunca bunun tek anlamı vardı,
tahsilat. Para tahsilatı.
Velhasıl arabayla gidecektik.
O ve eşi Carrie ile ben ve eşim Irene.
Ben eşime Reenie derim.
Planım şuydu, Philly'den 476'ya çıkıp
oradan Pittston'a varıp
Russ'ı almaktı, ki böyle yaptık.
Sonra da 80. Otoban'dan batı istikametine gidip
Pensilvanya'dan geçerek Ohio üzerinden Toledo'ya devam edip
oradan da 75. Otoban'dan kuzeye giderek Detroit'e varacaktık.
Tüm iş ve sigara molalarıyla birlikte üç gün sürecek bir yolculuk olacaktı.
Russell araçta sigaraya izin vermiyordu.
Dediğine göre Mavi Gözlü Jimmy ve Meyer Lansky,
Küba'daki kumarhanelerinden atılıp Castro'nun mermilerine
maruz kalınca onu sigarayı bırakmaya ikna etmişler.
Bilemiyorum. Belki de
"Bu işten kurtulursam bir daha asla sigara içmeyeceğim Tanrım."
gibisinden yemin etmiştir.
Ama bildiğim şey şu,
Castro vakasından sonra Russ kimseye arabada sigara içirmedi, Carrie dâhil.
DUYDUĞUMA
GÖRE
BOYACIYMIŞSIN
Yakında bir mola verebilir miyiz?
Hayatım, bineli daha iki dakika oldu.
Otobana bile yaklaşmadık.
Farkındayım ama otobanda durmayı sevmiyorsun.
Mesele o değil. Otobanda durmak yasak.
O hâlde arabada içeriz.
Kataraktım ne olacak?
Camı aralarım.
Carrie,
yemin ettim. Unuttun mu?
Yeminimi unutma Carrie.
Biliyorum ama ben...
Ama ben içemiyorum.
Bak, neredeyiz.
Harbi mi?
Bak şu işe.
Sorun ne evlat?
Bilmem. Tuhaf sesler çıkarıyor. Duruyor, çalışıyor, çekişten düşüyor.
Bir de ben bakayım.
Bujileri kontrol edelim.
Bujiler iyi.
Distribütör kapağı iyi.
Sorun muhtemelen şunda.
Triger kayışı.
Bunun üstünde bir kapak var.
Kapak gevşemiş. Gevşek durmaması lazım.
Aşınmaya başladığı için gevşer.
Bir dene. İyice sık.
Nasıl?
Sürmeyi bilirim, tamiri değil.
Tekrar yola koyulabilirsin evlat.
Borcum nedir?
Borç morç yok. Sorun değil.
-Frank. -Memnun oldum Frank. Nasılsın?
Senin adın ne?
Nerelisin?
-Philly. -Demek Philly.
Philly'de nerede takılırsın?
Callahan'ın Yeri'nde.
Bocce Kulübü. Ama aslında bar, kulüp değil.
Hadi ya. Bocce oynar mısın?
Yok.
Pekâlâ Frankie, şuna baktır.
-Yoksa nüks eder. -Sağ ol.
-Baktırırım. Tekrar sağ ol. -Bol şans dostum.
Benzincinin sahibidir
diye düşündüm.
Bir şeylerin sahibi olduğu belliydi.
Meğer koskoca yolun sahibiymiş.
BİFTEK VE PİRZOLA
DOSTLAR MEYHANESİ
Bu mu?
İçelim güzelleşelim.
Yarasın.
Hadi. Para kazanma vakti.
Burası bir bar.
Eşine selam söyle.
O etleri alacak birini biliyorum.
Burada biri var, onlara iyi para verir.
Önce fondip, sonra iş.
Barın diğer ucunda, ileri bak...
Saçı önden açılmaya başlayan.
O sana iyi para verir.
Sıska Ustura. Mekânın sahibi.
Ustura mı?
Tefecilik ve bahisçilik yapar.
Sağlam bağlantıları var.
Adı Ustura mı?
Eskiden kasapta çalışırmış.
Bu, dostum İrlandalı Frank. Bahsetmiştim ya.
-Kamyonu olan. -Evet, sığır eti.
Frank Sheeran.
Biftek sever misiniz?
Severim ya.
İşim biftek dağıtmak.
Öyle mi?
Kaliteli biftek ama.
Size de getirebilirim.
-Öyle mi? -Evet.
Fiyatım da iyidir. En iyisi.
Sonra konuşalım.
Sağ ol Sıska.
Dışarısı buz gibi.
Bana vız gelir.
Soğuktan nefret ederim.
Sana zahmet, çıkınca...
...şu kelepçeyi de tak.
-Tamam. Ben zaten çıkıyorum. -Sağ ol.
DOSTLAR MEYHANESİ
A KALİTE SIĞIR ETİ - 25 PARÇA
Al bakalım Frank.
-Bir dahaki sefere görüşürüz. -Sağ ol Tony.
Çok daha iyi Frank.
"Bütçeye uygun" etle işim olmaz. Bendekiler "A Kalite."
Salıya daha getirebilir misin?
Kaç tane lazım?
En az beş.
Tamamdır, beş.
Bu ne lan böyle?
Tony, ben...
-Bu ne Frank? -Ben de anlamadım.
Etleri ben yüklemedim ki.
Bu yükleyicilerin işi. Belki işlerini yapmadılar.
Yükünün hafif olduğunu fark etmedin mi?
Bana normal geldi.
Yapma Frank. Hadi ama...
Vallahi bak. Ben...
Yemin ederim, ne oldu bilmiyorum. Belki...
-Kamyon boş. -Farkındayım.
Farkındayım.
Ne bakıyorsunuz, hadi işinize!
Hepiniz!
Patrona ne diyeceğim?
Bana bakma, benimle bir alakası yok...
E, kime bakayım?
İhale bana kalamaz Frank.
Ben yalnızca şoförüm.
Frank Sheeran. Doğru mu telaffuz ettim?
Sözleşme şartları gereği, Jimmy Hoffa sağ olsun,
şoförler yalnızca belli durumlarda kovulabilir.
-Hiç geç kaldın mı? -Hayır.
-Trafik cezan var mı? -Hayır.
-Mesaide içer misin? -Hayır.
Kimseye vurdun mu?
Mesaide mi?
Çalmak sebep mi?
İspatlayabilirler mi?
Sanmam.
O hâlde endişelenecek bir şey yok.
İspatlayabilirlerse
suç ortaklarını söylemeni isterler.
İsim verirsin, evine gidersin.
İşini kaybetmezsin.
Olur mu?
İsim verir misin?
İsim yok.
Çalıp çalmadığın benim için fark etmiyor.
Benim işim seni savunmak.
Yapıp yapmadığımı mı merak ediyorsun?
Her hâlükârda avukatınım.
Şirket için gece gündüz çalıştım ama biraz da çaldım.
Sayın Yargıç, burada mesele
doğru veya yanlış değil. Öyle olsa Bay Sheeran'ı kovarlardı.
Kovmadılar.
Bay Sheeran'a dava açtılar çünkü dertleri suç ortaklarının adını öğrenmek
ama müvekkilim olmayan bir şeyin adını söyleyemez.
Ortağı yok çünkü bir şey çalmadı.
Bir şey çalmadı çünkü kendisi örnek bir çalışan olup
sekiz yılda bir gün bile hastalık izni kullanmamıştır.
Çiğnediği tek kural, kendi sendikasına aittir,
onu da kışın ortasında kamyonundan etlerin taşınmasına
bizzat yardım ederek çiğnemiştir.
Herkes ayağa.
Duruşma başlamıştır.
Dava düşmüştür. Ama bir uyarım var.
Buyurun Sayın Yargıç.
Size değil Bay Sheeran.
No comments yet. Be the first to leave one.