The first 200 lines.
O benim!
-İn aşağı. -Olmaz!
-İyi günler Bay Phipps. -Yasak!
İn aşağı.
Böyle yaparsan sana akşam yemeği yok!
-Merhaba Joy. -Merhaba.
-İyi misin? -Çok iyi. Teşekkür ederim.
-Merhaba. -Merhaba.
-Günaydın Joy. -Merhaba.
-İzninle. -Hoş geldin.
Bay Keats nerede?
Maalesef aramızda olamayacak.
Bay Brown'ın kiraladığı tarafta.
Merhaba.
Merhaba.
İnce ince süslenmişsiniz Sayın Brawne Hanım.
Günaydın.
Ne bu şimdi? Ne yaptım da küstürdüm?
Düşmanla el sıkışmam.
Düşman mı? Ben ne yaptım sana?
Bana ya da benim için bir şey yapmadın, ben böyle istiyorum.
Ne?
Giyim tarzımla uğraşıyorsunuz, Bay Brown.
Hayatım.
Ki çaresiz, "Buna mecburum."
Yanlış anladınız.
"Fırfır ve kanaviçe" takıntısı?
Kanaviçe mi? Bayan Brawne,
-Anlamını bile bilmiyorum. -Tanrı aşkına. Yeter ama.
Ben de şiirleriniz için öyle düşünüyorum.
Anlamlarını da bilmiyorum.
Dumanı çıkar, dağılır, geriye de verdiği rahatsızlık kalır.
Fanny, bu çayı Bay Keats'e götür. Kendisi iyi görünmüyor.
Bay Keats çalışıyor ve rahatsız edilmek istemiyor.
Rahatsız etmenin uzmanı sizsiniz.
Fanny, içimizden anlaşabildiğin biriyle konuşsan?
Onu övüyorum!
-Fanny. -Lütfen, Fanny.
Bay Keats hakkındaki görüşünü merak ediyorum.
İki haftadır bunu bekliyorum.
Sevinerek karşılarım onu.
Şimdi çoğunlukla üzgün olsa da hızlı düşünüyor.
Kardeşi Tom iyi değil.
İyice kötüleşmiş.
Bay Keats ona tek başına bakıyor. Kolay değil.
-Başka kimsesi yok mu? -Hayır. Annesi babası ölmüş.
Amerika'da yaşayan bir erkek kardeşiyle çok küçük bir kız kardeşi var.
Girin!
Şakadan hoşlanıyorsunuz Bay Keats?
Ben de hoşlanırım.
Sizi uyarayım, Bay Brown şakalarımdan hoşlanmaz.
Sadece modayla ilgileniyormuşum.
Bisküvi ister misiniz?
Casusluk yapmaya gelmişsiniz.
Casusluk mu?
Beni nasıl tarif edersin? Karakterimi?
Karakterinle ilgilenmiyorum.
Ceketim peki? Ya da pantolonum?
Yeni bir cekete ihtiyacın var diyebilirim.
Hepsi bu mu?
Kadife olmalı, mavi kadife.
Söyleyin Bayan Brawne, nasıl bu kadar eminsiniz?
Giydiğim her şeyi kendim tasarlayıp dikerim.
Tasarımda çok yaratıcı olduğum söylenir.
Elbisemin göz alıcı tasarımı bana ait.
Seni yeterince rahatsız etti mi? Bende çok iyiydi.
Erkek odası, dışarı!
Şairlerin yazı yazması gerekiyor.
Benim dikişlerim, sizin karalamanızdan daha çok takdir topluyor.
Hoşça kalın, madam!
Bundan para da kazanabilirim.
Evet?
John Keats'in şiir kitabı var mı?
-Endymion mu? -Endymion, evet.
Evet, hakkında iyi şeyler duymadım.
20 tane almıştım bir tane bile satamadım.
Ablam tanıştığı şairin geri zekalı olup olmadığını
anlamak için okumak istiyor.
Aç.
Oku.
Güzellik sonsuz bir neşe kaynağıdır. Sevgisi artar. Asla yok olmaz.
Kuytu bir köşedir bize Tatlı rüyalarla dolu bir uyku
Sağlıklı, rahat soluk alıp verdiğimiz
-Dur. -Bu yüzden...
Evet, her şeye rağmen
Kimi güzellikler karanlık Ruhlarımızdaki perdeyi aralar
Bay Keats'le konuşmayı çok isterim.
Güzellik sonsuz bir neşe kaynağıdır. Sevgisi artar.
Asla yok olmaz.
Endymion'u okumuşsunuz.
Hayran olmak isterdim.
-Ama nefret ettiniz? -Öyle de diyemem.
Doğruyu söylemeye korkuyor musunuz?
-Asla. -O zaman söyleyin.
Hayır. Şiir konusunda iddialı değilim.
Görünüşe göre ben de değilim.
-Yine de kendim için biraz umutluyum. -Umut iyidir bence.
-Ama... -Umutla sonuç uyumlu olmayabilir.
Biri diğerinin garantisi değildir.
Çalışmanın faydası olur mu?
Olabilir. Eskiden bu kadar iyi dikiş dikemezdim.
Bu, Woolwich ve Hampstead'ın üç kat mantar yakalı
ilk kadın kıyafeti.
Şu arkandaki de aynı değil mi?
Dans kontenjanım dolu.
Ama siz zaten dans etmiyorsunuz, Bay Keats. Ben seviyorum.
Dans etmek istemiyorum.
Kardeşiniz hâlâ hasta mı?
İyi değil.
Babamı hep hasta olarak hatırlıyorum.
Ben çok küçükken öldü.
Affedersiniz.
Bayan Brawne, izninizle?
Anne!
Fanny kurdelemi hiç sormadan kesti.
Ne yapıyorsun Fanny?
Ölecek birine huzur vermeye çalışıyorum.
O da ne demek? Nereye götürüyorsun?
Zavallı Bay Keats'in kardeşine kötü bir şey veremem.
Ben geldim. Bayan Brawne.
Bay Keats'e bir şey getirdim.
Kapıya bırak.
-Kendisi yok mu? -Çalışıyoruz Bayan Brawne.
Kardeşinize bir şey getirdim Bay Keats.
Onu içeri davet et. Brown!
Seni iğrenç maymun!
Maymunun kafesine girerken dikkatli olun.
Yanıma oturun Bayan Brawne.
Bu dünyadan beklentim o kadar az ki!
Bu oda çok bakımsız!
Lütfen önce siz deneyin.
Kardeşinize dokunmasın.
Hayır! Bir daha yaparsan yemin ederim seni ısırırım.
Dikkatli ol. Dişleri keskindir.
Dişlerini zavallı şiirime geçirip paramparça etti.
Endymion'u tam sevemediğim için özür dilerim Bay Keats.
Belki söylemedim,
ama şiirinizin başlangıcı mükemmel.
Ama gitmeyin. Gördüğünüz gibi bir şey olduğu yok.
Bütün gün odada yatıp ilham gelsin diye yalvarıyoruz.
Lütfen bana ne yapmam gerektiğini söyle.
Bayan Brawne, biz maymunlar sadece biraz arkadaşlık istiyoruz.
Bisküviyi ona verdim.
Bay Brown aldı.
Tartışma bittiyse gel Tom'a merhaba de.
Ona iyi gelebilir.
Anneme sormamız gerekir.
-Hayır, gerekmez Toots. -Gerekir.
Değil mi, Samuel?
Birbirimizden ayrılmamalıyız.
Ben gidiyorum. Benimle gelmeniz gerekecek.
Göl kıyısından mı, ormandan mı gitmek istersiniz?
Kirpiklerinin sayısından fazla olan bütün bu yolları tek tek gezdim.
Kirpiklerimden mi?
Bütün gün Bay Brown'ın karşısında oturmana hayret ediyorum.
Bir kere bile akıllıca lafını duymadım.
-Akıl mı ararsınız? -En başta o gelir.
-Modayı takip ediyor musunuz? -Evet, ediyorum.
Hissettirmeden size adım attıracak şeyler söyleyen erkekleri?
Eğlenceli şeyler söyleyeni.
Bu züppeleri tanıyorum.
Yemeleri içmeleri, içki şişesini tutuşları bellidir.
Bana mı laf ediyorsunuz?
Hayır, Bay Brown'ın cömert iyi kalpliliğini savunuyorum.
Bizzat bana saldırarak!
Bağışla beni.
Kardeşim çok uzun zamandır hasta.
Yine de zekice esprileri takdir edemez miyiz?
Tanrıya şükür! Sürekli seni sayıklıyor.
İçeri gel.
John.
-Ben yapmadım. -Tom.
-Ne? -Tom, yatağına yat.
-Bilmiyorum. Rüya görüyordum. -Tamam geçti. Ben geldim artık.
-Buradayım. -Neredeydin John?
-Ben çok endişelendim. -Tamam, sakin ol.
Geçti bak ben buradayım.
Bu yatak çok sıcak!
Bir an için çok korktum.
-Sakin ol. -Paniğe kapıldım.
Gitmek istiyorum. Burası kokuyor.
Gece gelir saçını keserim bak!
-İyi akşamlar. -Nasılsınız?
İyi akşamlar.
Keats, umarım fagotunu unutmamışsındır.
Unutmadım. Yeleğimin cebinde.
-Merhaba Bay Keats. -Merhaba Madam.
Tom nasıl?
Orkestra üyeleri, buradan lütfen!
Hanımlar ilerleyiniz. Teşekkürler.
Acele edin beyler.
İyileşme belirtisi var mı?
Bana Tom'u sorma Madam.
İyi bir şey olarak ancak onu sevdiğimi söyleyebilirim.
Acele edin beyler.
Şarabı açalım mı?
The Examiner dergisine isimsiz olarak çok güzel bir sone gönderilmiş.
Güzel sanatların onuncu tanrıçası aşk olabilir mi diyor.
-Haydi. -Dikkat et!
Doğru.
No comments yet. Be the first to leave one.