Release info

Abre los ojos AKA Open Your Eyes 1997 1080p BluRay DD5 1 x264-HANDJOB
Open Your Eyes 1997 1080p BluRay REMUX AVC FLAC 5 1-TRiToN
A Commentary by 1see0ne
DVD-Rip - Süre: 01:59:06.167

Tags

bluray
hd
1080p
remux
x264
bluray
Published on: 2025-02-03
Downloads: 96
Hearing Impaired: No
FPS: 24

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Gözlerini aç! Gözlerini aç! Gözlerini aç! Gözlerini aç!

Gözlerini aç! Gözlerini aç! Gözlerini aç! Gözlerini aç!

Gözlerini...

Gözlerini aç! Gözlerini aç! Gözlerini aç! Gözlerini...

- Bu rüyayı neden bana anlatıyorsun? - Sana ne istersem...

...anlatabileceğimi söylemiştin, değil mi?

Pekâlâ, başlamadan önce anlatmak istediğin bir şeyler daha var mı?

Bilmediğin şeyler var. 25 yaşında olmak üzereydim.

Herkes gibi yemeyi uyumayı ve sevişmeyi seviyordum.

Bilirsin, herkesin uyandığında yapmaktan hoşlandığı şeyler.

- Nereye gidiyorsun? - Dışarı çıkıyorum.

Telesekretere mesaj bırakmaktan vazgeç.

Neden?

Sadece yapma.

Çünkü beni sinir ediyor.

Hadi, lanet olsun!

- Canına okuyacağım. - Göreceğiz.

Neden hep fakir çocuğu oynamak zorundasın?

Üç araban var ve beni hep bu külüstürle alıyorsun.

- Hadi çabuk ol, acelem var. - İptal etmesen iyi olur; çünkü...

...bunun için okula gitmedim.

Hayır; ama ortaklarımdan biriyle toplantım var.

Sence nasıl görünüyorum?

Neden? Onlara bağırabilmek için mi? Bunu her seferinde yapıyorsun.

- Ben kimseye bağırmıyorum. - Peki öyle olsun.

- Onunla seks yaptın mı? - Kimle seks yaptım mı?

Dün akşam seni aradığımda yanında biri vardı.

Dün akşam yalnızdım. Ayrıca bundan sana ne?

Bana mı? Hiç. Hayatınla ne istersen onu yapabilirsin.

- Çok teşekkür ederim. - Konuyu değiştiriyorsun.

- Onu becerdin mi? - Tekrarlıyorum. Yalnızdım.

Yani becerdin. Bu, onun hakkında çok konuştuğun olabilir mi?

- Kim? - Şu Nuria.

Tanrım, buna inanamıyorum! Cesar bir kadınla bir kereden fazla görüşüyor.

- Yatakta çok iyi olmalı. - Fena değil.

Aşağılık herif! Bana sırrı ne zaman söyleyeceksin?

- Ne sırrı? - Coca Cola'nın sırrını.

- Şuna bak, tam senin tipin. - Hemen konuyu...

- Pekâlâ. Bugün ne yedin? - Hiçbir şey! Sorun da bu zaten!

Bir şey yediğim yok! Bir erkekte en çok neyden hoşlandıklarını...

Bir şey yediğim yok! Bir erkekte en çok neyden hoşlandıklarını...

...sormak çok komik.

Zeki olmalı, dürüst olmalı, nazik olmalı. Hepsi saçmalık!

Benim gibi olsaydın, çok sorun yaşardın.

Yine mi? Sen çirkin falan değilsin. Milyonlarca insan yüzünü seninkiyle...

...değiştirmek isterdi.

Sorun bu işte. Normal. Yakışıklı değil.

- Yakışıklısın. - Kabul edilebilirim.

Tabii, yanımda sen durmuyorken. Bak dostum. Bir "anoreksiya hastası"...

...gibi görünüyorsun. Şişman olduklarını düşünüp delirenler gibi.

Bir kız senin gözünü kör ettiğinde hepimizin kısmeti açılacak.

- Evet, evet, evet! - Neden olmasın?

Bir gün hayallerinin kızıyla tanışacaksın.

Hayallerimin kızı yok. Kahretsin! Bunu nasıl kaçırdım.

Tanrı seni söylediklerin için cezalandırdı.

- Seni yakalayacağım. - Bunu kime söylüyorsun?

- Tanrı'ya. - Tanrı'ya inanır mısın?

- Buna başlamayalım. - Sadece bir soru sordum.

- İstemiyorsan cevap verme. - Tanrı'ya inanmıyorum.

- Sana olanları nasıl açıklardın? - Neyi?

- Yüzüne olanları. - Bir açıklaması yok.

- Ben olduğuna inanıyorum. - Sen benim deli olduğuma inanıyorsun.

Ben gördüğüme inanırım. Ve hala yüzünü görmeme izin vermedin.

Göstermeyeceğim.

Gerçekten bir canavar olduğuna mı inanıyorsun, Cesar?

Hadi. İzin ver de göreyim.

Çek o ellerini!

Sakin ol sersem! Hikâyelerinden bıktım!

- Beni rahat bırakın! - Seni mahvedip suyunu çıkaracağım!

- Beni rahat bırakın! - Bakın, siz içerdeyken çalışamıyorum.

Lütfen bizi yalnız bırakın. Sorumluluğu alıyorum.

Senin tek sorunun şımarık ve zengin bir ailenin...

Benim ailem öldü sersem!

Yaptıklarını itiraf etmemek için hikâyeler uydurup duruyorsun!

- Bu doğru mu? - Ne?

- Şımarık olduğun. - Babamın bir restoranlar zinciri vardı.

Bu benim hatam değil.

- Ne zaman öldüler? - On beş sene önce. Bir kazada.

- Sen de zenginsin. - Öyle diyorlar.

Neden birine vekâlet vermediğini anlamıyorum.

Bana en iyi şekilde yardım edeceklerini söylüyorlar.

Ama tek istedikleri ömür boyu burada kalmam.

- Onlar kim? - Ortaklarım.

Çocukluğumdan beri kanımı emdiler.

Şimdi her şey onların. Beni buraya tıktılar.

- Bunu onlar değil, ben yaptım. - Umurumda değil.

Bakalım. Cesar, neden burada olduğunu biliyor musun?

Bir maske taktığım için sanırım.

Hayır, buradasın; çünkü birini öldürdün.

Yoksa hatırlamıyor musun? Söyle hatırlamıyor musun?

Kahretsin! Kes şunu!

Birbirimizi anlamak istiyorsak bir şeyleri açığa kavuşturmalıyız.

Birbirimizi anlamamızı istemiyorum.

Sence vereceğin cevap bu mu? Bu delikte sessizce oturmak mı?

- Şimdi konuşmuyor muyuz? - İki ayın sonunda.

İki aydır seni konuşturmak için buraya geliyorum.

- Raporları oku. - Hepsini okudum.

Bana anlatmanı ve mümkünse bir sandalyede oturmanı istiyorum.

- Yoksa orada mı oturacaksın? - Yerde oturacağım.

- Gerçek gibi görünen tek şey o. - Peki başka şeyler nasıl görünüyor?

Diğer her şey yalan. Bütün bunlar bir yalan gibi. Sen de öyle.

Beyaz bir gömlek bile giymiyorsun.

Sence beyaz bir gömlek mi giymeliyim?

- Onu doktorlar giyer. - Doktor olduğumu unutman için...

...onu çıkardım. Samimi değil mi? - İşe yaramadı.

Bana tam bir saçmalık gibi görünüyorsun.

- Evet. Şimdi arkadaş sayılırız. - Benim arkadaşım yok.

Bana o gece neler olduğunu anlat.

Ne kadar çabuk konuşursan o kadar çabuk giderim.

Doğum günün kutlu olsun ve bunun gibi bir şeyler işte.

Teşekkürler. Teşekkürler.

Peki ya, bu kız? Onu nereden buldun?

Okul kütüphanesinde. Kitabımı çalmaya çalıştı.

- O benim kitabımdı. - Her neyse.

Cesar, Sofia. Sofia, bu da Cesar.

- Merhaba. - Doğum günün kutlu olsun.

- Teşekkürler. - İşte hediyen.

- Çok teşekkür ederim. - Bu ikimizden sana.

Bu durumda ikinize de teşekkür ederim.

- Onunla uğraşmayı bırak da aç şunu! - Hayır, hepsini yarın açmayı...

...planlıyorum - Her neyse.

- Bir şeyler içelim mi? - Elbette.

Yukarı çıkıp hemen döneceğim.

- Merhaba. - Burada ne işin var?

- Doğum günün kutlu olsun sevgilim. - Teşekkürler.

Ama seni partiye davet ettiğimi hatırlamıyorum.

Evet, bu küçük bir detay.

Sana küçük bir hediye de getirdim.

- Açmayacak mısın? - Hayır teşekkürler.

- İçinde ne olduğunu biliyorum. - Dün gece bu kadar çekingen değildin.

Bak Nuria. Birdenbire ortaya çıkmandan hoşlanmıyorum.

- Odama gelmenden de... - Peki, özür dilemeli miyim?

Hayır.

- Gitmen gerek. - Bunun ne olduğunu biliyorum.

Bir kızla ikinci kez görünmek istemiyorsun. Ününü zedeler değil mi?

- Tam üstüne bastın. - Başka birini bulduğuna eminim.

- Ben de eminim. - Kim?

- Az önce konuştuğun kumral kız mı? - Fena biri değil.

Umurumda değil. Seninle görünmeye ihtiyacım yok.

Sarıl bana, sarıl!

Hadi...

...küçük bir öpücük sadece! Hadi ama!

Ne zaman görüşürüz? Önümüzdeki pazartesi mi? Bensiz bir hafta sonu...

...düşünebilir misin? - Konuklarımla ilgilenmeliyim.

Aklında olsun. O kumral biraz zaman alır. Öyle bir tip.

- Öyle bir tip mi? - Evet.

Fermuarını bulmakta zorlanacak bir tip.

- Merhaba. - Merhaba.

- Ne istemiştin? - Şunu açmak istiyorum.

- Dur. Ben hallederim. - Ne zamandır garsonluk yapıyorsun?

İşimin bu sektörde olduğunu bilmiyor musun?

- Bir sorun mu var? - Gergin göründüğüm söylenebilir mi?

- Biraz. - Aslında küçük bir sorunum var.

- Bir kız peşimi bırakmıyor. - Ciddi misin?

Evet. Ondan kurtulabilmem için biraz yardıma ihtiyacım var.

- Ben de sana yardım etmeliyim. - Lanet olsun, işte orada!

- Nerede? - Bakma, bakma! İşte böyle.

- Evet, evet. İşte buradayız. - İşte buradayız.

Çok ciddi bir şeyden bahsediyor gibi görünmeliyiz.

Sen de başını sallayıp evet demeli ve bildiğini söylemelisin.

- Ne güzel bir sohbet. - Çok güzel.

- Bu tarafa doğru geliyor. - Lanet olsun!

Hey, ne yapıyorsun?

Merak etme; sana dümdüz gitmende rehberlik edeceğim.

- Ortalıkta görünmüyor. - Evet, pekâlâ. İşte burada.

- İçeri gelin bayan. - Oraya girmeyeceğim.

Ben gireceğim.

- İçeride. - Sen!

Pekâlâ. Güvendeyiz. Tek sorun burada içecek...

...bir şey olmaması sanırım.

Sanki bunun için beni suçluyormuşsun gibi geldi.

Olabilir. Ama bu ikinci sebep. İlki ise kendimi kurtarmak istemem.

Oraya gidip bunu açıkça söyleyemez misin?

Umurunda olmayacaktır. Asla yorulmaz.

- Güçlü şeyler hissediyor olmalı. - Evet, evet, tabii ki.

Ne okuyorsun? Pelayo gibi drama mı?

- Şimdilik. - Senaryo mu yazıyorsun?

- Oyunculuk. - Gerçekten mi?

- Aktris olmak mı istiyorsun? - Aktrisim. Bu bir sorun mu?

- Elbette. Bundan utanmıyor musun? - Utanmak mı? Neden utanayım ki?

Oyuncular, dürüst insanlar değildir.

Hissetmediğin duyguları gösterebiliyorsun...

...ya da uyduruyorsun. Şu anda: "Sersem herifin teki, bundan nasıl kurtulurum?"...

...diye düşünüyor olabilirsin. - Öyle mi sence?

Hatta her şeyden önce bir aptal! Küçük bir baş belası!

İyi bir aktris olduğun için belli olmuyor.

- Hey Pelayo! - Sizi yakaladım.

Gelsene.

- Nasıl gidiyor? - Pekâlâ. Ortamdan koptum.

- Yani sarhoşsun. - Bu odada ne yapıyorsunuz?

Sofia beni dışarıdaki psikopat bir kızdan koruyordu.

- Tehlikeli görünüyordu. - Öyle mi?

- Peki sen? - Ben mi? İçiyorum.

- Beni kadınlar kovalamıyor. - Burada içecek bir şeyimiz yok.

- İster misin? - Lanet olsun!

Ben bir şeyler getiririm.

Hepimize getireceğim.

- Sanırım gitsem iyi olur. - Neden?

Çok içtim ve kendimi iyi hissetmiyorum.

Saçmalama Pelayo, parti daha yeni başlıyor.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left