The first 200 lines.
Tamam. Hazır mısın Anna?
Tamam. Herkes birinci pozisyona.
Otuz iki, çekim iki.
Ve motor.
Takip!
Taze uskumru!
Taze uskumru!
Taze uskumru!
Taze uskumru!
Sam.
Islak zencefilli kek!
Sam?
Islak zencefilli kek!
Sam! Arabayı hazırla.
-Bayan Ernestina'ya gidiyoruz. -Derhâl efendim.
Hanımım!
Hanımım, hemen gelin. Bay Charles geliyor.
-Günaydın. -Günaydın efendim.
Hanımına onu görmeye geldiğimi söyler misin?
Charles. Tanrım, erkencisin.
Günaydın Bayan Tranter. Çok güzel bir gün.
Evet, öyle. Lütfen buyurun.
Ernestina uyandı mı?
-Mary, yeğenim uyandı mı? -Uyandı hanımım.
-Bayan Charles'ın geldiğini söyle. -Tamam hanımım.
Acaba Ernestina'yla görüşmem mümkün mü?
Yalnız.
-Elbette. -Teşekkürler.
Küçük hanım!
Küçük hanım!
-Bay Charles burada. Sizi görmek istiyor. -Bay Charles mı?
Aşağıda, sizi bekliyor. Sizinle konuşmak istiyormuş.
Hangi…
-Hangi elbisemi giyeyim? -Pembe olanı. Çok hoş duruyor.
-Pembe elbiseyle tablo gibi oluyorsunuz. -Evet. Pembe elbisemi giyeceğim.
Kış bahçesi mahrem bir yerdir. Uygun olur mu?
Olur. Teşekkürler.
Onu bekleyeceğim. Kış bahçesinde.
Siz Londralıların günün yarısını yatakta geçirdiğini sanırdım.
Hayır, erkenciyiz. Biz Londralılar erkenden kalkarız.
Biz Londralılar erken kalkıp yol alırız.
Geliyor.
Charles.
Ernestina.
Yanına gitti.
Prenses gibi görünmüyor mu?
Ernestina, senin de dikkatinden kaçmamıştır,
ben Londra'dan Lyme'a geleli tam altı hafta oldu.
Hayır, kaçmadı.
Lyme'a Undercliff'teki çakmak taşı yataklarını incelemek,
fosil aramak için geldim.
Ama senin için kaldım.
Arkadaşlığın için kaldım.
Teşekkürler.
Onu reddetmeyecek, değil mi?
Asla. Sol kolunu verir.
Babana seninle evlenmek istediğimi söylemek için senden izin almaya geldim.
Evet, izin veriyorum.
Onun beni onaylayıp onaylamadığını bilmiyorum gerçi.
Mesleğim ona göre iş değil.
Bunun tamamen babamın kararı olduğunu mu ima ediyorsun?
-Hayır. Senin kararın. -Evet, öyle.
Babam ne istersem yapar. Ben de ne istersem yaparım.
O zaman sana çok değer veren bu yaşlı bilim adamına
biraz acıyıp
benimle evlenir misin?
Charles!
Bu an için uzun zaman bekledim.
Adam emeline ulaştı.
Bu ökse otu değil ama iş görür.
Değil mi?
Charles.
Evet?
Kimsiniz?
Evet, benim.
Ona söylerim.
Anna.
Geç kaldın.
Makyöz seni bekliyormuş.
Tanrım!
-Uyandırma servisine ne oldu? -Bilmiyorum.
-Kim aradı? -Jack.
Telefonu sen mi açtın?
O zaman odamda olduğunu biliyorlar.
Yatağında olduğumu. Bilmelerini istiyorum.
Saate bak.
Beni ahlaksızlıktan kovacaklar.
Orospu olduğumu sanacaklar.
Öylesin.
OTEL
Günaydın.
Soğuk bir sabah.
Bayan Woodruff.
Burada daha fazla kalamayacağınızı biliyorsunuz.
Bayan Duff vasiyetinde size yer vermemiş. Kır evi satılacak.
Ne kadar paranız var?
Bayan Woodruff, sizi evine alacak birini tanıyorum.
Grange'den Bayan Poulteney.
Evi deniz görüyor mu?
Evet, görüyor.
O zaman yardımınıza minnettar kalırım bayım.
-Bay Smithson, Bay Freeman'ı görecekti. -Sizi bekliyordu.
Eğlenceye düşkün biri olabilirsin Smithson ama kesinlikle dakiksin.
Günaydın Bay Freeman.
Pekâlâ.
Şehirdeki ofisimde görüşebilirdik.
Ama burayı görmek ilgini çeker diye düşündüm.
-Gerçekten de çekiyor. -Dikkat.
Birkaç ay içinde Bristol ve Liverpool'a da depo açacağız.
Anlıyorum.
Bu May Queen, sabah marangoz için geldi.
Evet. Charles, Ernestina'yı sadece sevmek ve korumakla kalmayacağını,
zamanla yüklü bir mirasın sahibi olacağını biliyorum.
Öyle.
Evet.
Kızımın seni sevdiğini biliyorum.
Dürüst bir adama benziyorsun. Tokalaşalım.
Her şeye burada, sevgili eşimle başladım Charles.
-Biliyorsun, oğlum yok. -Biliyorum efendim.
Belki de bunu konuşmanın zamanı değil
ama ticaret dünyasına atılmak istersen sana seve seve kılavuzluk yaparım.
Teşekkür ederim.
Geliyor!
Evet. Kendi deyimiyle "bilim adamı ve beyefendi"
olmama çok saygılı yaklaştı.
Hatta bana işimi sordu.
Ama fosillerin ilgisini çektiğini zannetmiyordum.
Ben de ona kısaca Evrim Teorisi'ni anlattım.
-Ne kadar fenasın! -Evet. İtiraf edeyim, pek hoşuna gitmedi.
Hatta…
Bay Darwin'in zooloji bahçesinde bir kafeste sergilenmesi gerektiğini söyledi.
Maymunların yanında.
Önden gideyim.
Dönelim mi? Rüzgâr çok şiddetleniyor.
Elimi uygunsuz olmadan tutabileceğin bir nedeni hoş karşılayacağını bilmeliydim.
Pekâlâ.
Yüce Tanrım. Ne yapıyor o?
-Zavallı Trajedi. -Trajedi mi?
Balıkçılar daha iğrenç bir isim takmış.
Ne?
Ona "Fransız Teğmenin Kadını" diyorlar.
Öyle mi?
Lütfen gel.
-Onunla konuşmalıyım. Düşebilir. -Sana teşekkür etmez, delidir o.
Bu tehlikeli. Orada bekler misin?
Charles.
Charles!
Hanımefendi!
Hanımefendi!
Hanımefendi, affedin. Güvenliğinizden endişeliyim. Buraya gelin.
Hanımefendi!
Anlatsana, kim bu Fransız teğmen?
Güya onun şey olduğu bir adam…
Âşık olduğu mu?
Daha da kötüsü.
Kadını terk mi etmiş?
Çocuk var mı?
Sanmıyorum.
Hepsi dedikodu.
Burada ne işi var?
Adamın dönmesini beklediğini söylüyorlar.
Ne kadar bayağı.
-İşinden olduktan sonra nasıl idare etmiş? -Çok acınası. Anladığım kadarıyla…
Hanımefendi.
Bayan Woodruff, gelir misiniz?
Bayan Poulteney, bu Bayan Woodruff.
Görüyorum.
Papazın sana söylediği gibi, bana eşlik edecek birini arıyorum.
Senin böyle bir göreve uygun olabileceğini bana iletti.
-İşin yok mu? -Yok hanımım.
-Ama eğitim görmüşsün. Mürebbiyeymişsin. -Evet hanımım.
Bana eşlik edecek kişinin kusursuz bir ahlak anlayışına sahip olması gerekir.
Hizmetçilerimi düşünmeliyim.
Fransızca biliyorsun galiba.
-Biliyorum hanımım. -Fransızları sevmem.
Şimdi bizi yalnız bırakabilirsiniz Bay Forsythe.
Elbette Bayan Poulteney. İyi günler.
Bay Forsythe yabancı biriyle
bir muhabbet sürdürdüğünden bahsetti.
Çok güvendiğim kişiler bana dışarıya çıktığında
hep aynı yerde görüldüğünü söyledi.
Cobb'da durup denize bakıyormuşsun.
Beni tövbe ettiğine inanmam için teşvik ettiler.
Ama denize bu şekilde bakmanın çok kışkırtıcı olduğunu vurgulamalıyım.
Hoş görülemez ve günah.
Beni bu işe uygun görmüyorsanız Bayan Poulteney,
-buradan gitmemi mi istiyorsunuz? -Bana o kişiyi
kalbinden çıkardığını göstermeni istiyorum.
-Bunu nasıl göstereceğim? -Utancını göstermeyerek!
İncil'i okuduğunu duymak istiyorum.
İfadeni uygun bulursam bu işe alınacaksın.
Mike.
-Evet? -Şunu dinle:
"1857'de Londra'da 80.000 fahişe bulunduğu tahmin ediliyor."
Peki.
"Her 60 evden biri genelevdi.
O günlerde Londra'daki tüm erkek nüfusu 1.250.000'di.
Fahişeler haftada 2.000.000 müşteri ağırlıyordu."
-2.000.000 mu? -Evet.
Mezarlık sahnesinde Londra'ya gitme konusunda ne söylüyorum, biliyor musun?
No comments yet. Be the first to leave one.