Jockey

Jockey

Download Turkish Subtitle

Release info

Jockey 2022 1080p Bluray DTS-HD MA 5 1 X264-EVO
A Commentary by sub.Trader
Duygu Yenal

Tags

BluRay
x264
1080
TS
HD
Published on: 2022-07-19
Downloads: 15
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Günaydın.

Dostum, bu sabah bir sürü at getirdiler.

-Evet, öyle. -Hem de erken.

Eğitmenler kurnazlık yapmaya çalışıyor. Atları karanlıkta çalıştırıyorlar.

-Hep kurnazlık yapmaya çalışmıyorlar mı? -Evet.

Evet, bir şeyin peşindeler.

Şuna bak. Yokuş aşağı koşuyor gibi.

Evet.

Jerry'nin ahırında antrenman yapan yeni çocuğu gördün mü?

Hayır, görmedim.

At binebiliyor mu?

Evet, biniyor. Ata pekâlâ biniyor. Adı Gabriel.

Hayır, sorunumuz olmaz. Şu genç olanları bilirsin, gelip giderler.

Genelde buralarda fazla takılmazlar.

Ne oldu?

Artık eskisi gibi değil Leo.

Evet, yaşlanıyorsun.

İkimiz de yaşlanıyoruz.

Evet ama ben şarap gibiyim. Daha iyi hâle geliyorum.

At yakalayacak mısın sen?

Pekâlâ.

Günaydın.

Günaydın Ruth.

Başka var mı?

-Al sen, bitir. -Emin misin?

Evet, ciğerlerimi ısıtıyordum.

Dublin'i iki kez koştur ama bu kez ben dışarı çıkana dek bekle.

Sağ bacağına bakmak istiyorum.

-Tamam, o zaman dörtnala koştururum. -Hayır.

-Henüz değil. -Sağlam koşuyor.

-İyi hissediyor. -O bilek beni endişelendiriyor.

-Onu zorlamazsak… -Jackson, sadece…

Sadece onu sıkı tut. Tamam mı? Hemen geliyorum.

Ringo, hayır. Hayır bebeğim. Devam et.

Hadi. İşte böyle bebeğim. Hadi.

Evet.

Hadi.

Bu sabah nasılsın?

Cennette bir gün daha. Öyle değil mi?

Evet efendim.

-Tamam. -Peşinden gidecek misin?

Hayır, biraz dolaşacağız. Merhaba demek ister misin?

Ne güzel at.

Adı See Ya Later, Alligator. Adı bu.

Ne kadar güzelsin.

-Çok güzel. -Evet, iyi, kibar ve havalı bir at.

Çok güzel.

Jackson, dik durmanı istiyorum.

Derin bir nefes al ve tut.

Tamam.

E, erkek mi, kız mı?

Buraya biraz zarar vermişsin Jackson.

Doktora gitmen gerek.

-Sen doktorsun. -At doktoruyum.

Ama kemikler nasıl görünmeli biliyorsun, değil mi?

Evet. O yüzden senin de bakman lazım.

Yani, kaç kere belini kırdın?

Bilmiyorum. Sanırım üç kez.

Bir arkadaşım var, iyi bir doktordur. Omurga doktoru.

Mali sorunlar falan yaşıyorsan…

…sana yardım eder ama ona gitmelisin.

Üzgünüm, Jackson.

Hayır, senin suçun değil.

-Al bakalım. -Hayır, gerek yok.

Buna kafanı takma.

Hesabımız tamam.

Peki doktor. Senin dediğin olsun.

Kendine iyi bak, Jackson.

Boşluklara dikkat et. Topukların girer.

Her şey yolunda.

Dublin dış tarafta kalan yerlerden nefret eder.

Dönüşlerde nasıldı?

Biraz yumuşak. Lanet Fred Astaire gibi kapılarda tereddütlü adım atıyor.

Evet, onu bundan vazgeçirmeyeceğiz.

Sırada China Cat mi var?

Evet, bugün onunla zaman geçireceksin.

Bu sabah neredeyse dişimi tekmeliyordu.

En azından ilginç. Enerjik olanları severim.

Enerjisi olacak. İlk onu çıkarırsan bence dayanır.

Dinle, Dublin'in sahipleri burada ve seninle tanışmayı çok istiyor.

-Gelip merhaba der misin? -Ruth.

Hadi dostum.

-İki haftadır benimle uğraşıyor. -İyi, tamam.

-Sadece selam ver. -Olur.

İşte burada!

-Merhaba. -Bu…

Şimdi, bir sonraki yarış için üstünü değiştirmesi lazım.

Evet efendim.

Teşekkürler.

Ne haber Jackson?

-Nasılsın? -Bugün iyi bir şey gördün mü?

-Saat 6.00'da egzersiz var, unutma. -Tamam.

Selam.

Oturabilir miyim?

-Tabii. -Sen Gabriel'sın, değil mi?

-Boullait. -Evet.

Evet, biliyorum. Sezon nasıl gidiyor?

Gayet iyi.

Birkaç iyi biniş yaptım…

…ve bir menajer bulmak için birkaç kez kazanmaya çalışıyorum.

Ben menajer bulmaya kafayı takmazdım.

Hazır olduğunda gelip seni bulurlar.

Şu anda iyi bir antrenöre odaklanıp…

…dediklerini dinlersen sorunun olmaz.

Gina. Baksana Gina, bir…

Adı Gina, değil mi?

Bilmiyorum.

Gina?

Sanırım değil.

Peki, sen nerelisin?

Güneyde doğdum ama San Diego'nun dışındanım.

Neden?

Eskiden senin soyadını taşıyan birini tanıyordum.

Burada ne işin var?

-Acıktım. -Hayır, onu sormuyorum…

Hayır, burada, Phoenix'te. Phoenix'te ne işin var?

Bir antrenör tanıyorum. Ahırda çalışıp atları eğitirsem bana iş verecek.

Ama seni haziran ayında Remington'da görmedim mi?

Ondan önce de Houston'da?

Bak, seni sıkıştırmaya falan çalışmıyorum. Ben sadece…

Sadece aynı çevrelerde bulunma ihtimalimizi anlamaya çalışıyorum.

-Soru ne? -Sadece diyorum ki…

Yardıma ihtiyacın varsa tamam.

Ama antrenörler hakkımda sorular sorduğunu söyleyince…

…ve seni aynı pistlerde görünce, sen de doğrudan benimle konuşmayınca…

-…o zaman bu… -Sen benim babamsın.

Ne?

Ben senin oğlunum.

-Tanrım. Kahretsin. -Nasıl söyleyeceğimi bilemedim.

Evlat, bir an kalbimi durdurdun.

Seni Leo mu gönderdi? O yaptı, değil mi?

Evlat.

Sen ciddi misin?

Annen Anna Boullait mi?

Sana ne dediğini bilmiyorum ama bu mümkün değil.

Tamam, detaylara girmeyeceğim…

…ama seninle akraba değiliz.

-Annem konuşmaya geldiğimi bilmiyor… -Umurumda değil. Konu bu değil.

Sadece seninle tanışmak istedim. Konuşmak istedim.

-Konuşmak mı istedin? Ne hakkında? -Bilmiyorum. Şey hakkında…

Sana verecek başka bir şeyim yok.

-Bir şey istemiyorum. -Param zar zor yetiyor.

Muhtemelen galibiyetlerimi duyup bir çıkarım yaptın…

…ama bir süredir bu işi yapıyorsan…

…kazanç bölüşüldüğünde jokeyin eline pek bir şey kalmaz.

Senden para istemiyorum.

Güzel, çünkü sana verecek bir şeyim yok.

Hangi piste çıkacağını da söyleyemem.

Umurumda değil ama buralara gelip insanlara çocuğum olduğunu söyleme.

Beni götün teki gibi gösteriyor. Ve neye ihtiyacım yok, biliyor musun?

Götün teki gibi görünmeye.

-Bir şey istemiyorum. -Güzel, o zaman aynı fikirdeyiz.

Al evlat. Kahvaltı benden.

Selam. Hâlin kaldı mı? Bakmanı istediğim yeni bir tane daha var.

-JB'nin kır beygiri mi? -Hayır. Yepyeni bir at.

Yarın yapsak olmaz mı?

Sana söylemeyi çok istiyordum…

…ama onun hakkında konuşursam uğursuzluk getireceğimden korktum.

Pekâlâ. Tamam.

Onu çiftlikten yeni getirdim. Bu onun ilk yılı olacak.

O… O mükemmel.

-Biliyor gibi görünüyor. -Hep öyle görünüyor.

-Sana bu attan kim bahsetti? -O benim.

Onu at pazarından neredeyse bedavaya aldım.

Kimse onu istemiyordu. Bacakları çok uzundu. Kafası çok büyüktü.

Onu kabinde görünce şey olduğunu anladım…

Dünyayı farklı izliyordu.

Ona para harcadığım için bana delisin dediler.

Onu rodeoya göndermem gerektiğini söylediler.

Ama biliyordun.

Bakalım, göreceğiz.

-Adı ne? -Dido's Lament.

-Russo'nun ağıtlarından mı? -Dido's Mercy.

Koşabiliyor mu?

-Öğrenmenin tek bir yolu var. -Hazır mısın?

Hadi.

Aferin kızıma.

İyisin. Tamam Benny.

Dişleri olan bir kuğu gibi.

Uzun zamandır…

Uzun zamandır böyle bir ata binmemiştim.

Koşabildiğini biliyorum. Ama kazanır mı?

Bu dünyada adalet varsa.

İlk hangi yarışa sokacaksın?

1.800 metre mi?

O kadar uzun olsun istemem, ilk yarış için olmaz.

-Kazanır. Sana garanti veririm. -Evet ama açık ara kazansın istiyorum.

Ona, yedi, iki yüz metrelikte güven ver, sonra onu esnetelim işte.

Dayanıklılığını arttır.

-Sonra… -Futurity.

-Futurity. -Evet.

Ne?

Ruth, ben çıkar çıkmaz…

…tüm genç jokeyler ahırının önünde sıraya girecek.

Şey istemiyorum…

Hiçbir beklentim yok.

Uzun zamandır…

-…bu atı beklediğini biliyorum. -Jackson.

Buraya kadar birlikte geldik, değil mi?

Ama bu konuda ciddi olmalıyız.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left