The first 200 lines.
Bu film 90'lı yılların başında...
...New York City'de geçmektedir.
YAŞAMIN KIYISINDA
Gece, bir silah patlamasıyla başladı.
Kötüye giden bir uyuşturucu alışverişinde, göğüse bir kurşun.
Uzun bir hafta sonu boyunca her şey yolundaydı:
Sıcaklık, nem, ay ışığı.
İşimde başarılıydım.
Ellerimin beni aşan bir beceriyle hareket ettiği dönemler vardı.
Ama geçen yıl o kontrolü kaybetmeye başladım.
İşler kötüye gitti.
Aylardır kimseyi kurtaramadım.
Tek ihtiyacım, birkaç sakin gece ve onu izleyen birkaç günlük tatildi.
- Ladder 4? - Oradayız.
PERŞEMBE
Bir yardım çağrısına cevap verin. Dört blok ötede, 417 West 32.
77-David 177 West 24.
Kulağına hamamböceği kaçtığını söyleyen bir kadın var.
Çıkaramıyormuş. Kalp krizi geçireceğini söylüyor.
Erkekler tuvaleti, Grand Central. Adamın pantolonu ağır yanmış.
- Geri çekilin. - Hangi daire?
- 5A. - Tanrım, bu Bay Burke.
Neden hep en üst kat olmak zorunda?
Lanet olsun.
Hayır! Hayır!
Hayır! Hayır!
Hayır! Hayır!
Tanrım, geldiler.
- Şurada. - Tanrım.
Mary, iki elle. Bu benim babam.
Televizyon seyrediyorduk, göğsünü yumruklamaya başladı...
Kenara çekilin.
Kendini banyoya kilitledi, ona sizi arayacağımı söyledim ve...
- Ne kadardır nefes almıyor? - Bilmiyorum. 10, 20 dakikadır.
Telefondaki kadın nasıl kalp masajı yapacağımızı açıkladı ama...
- Bir şeyler yapabilir misiniz? - Elimizden geleni yapacağız.
Ağlıyordu. Onu daha önce hiç ağlarken görmemiştim.
Şunu üç dakikada bir sıkmanı istiyorum.
Açılın! Açılın!
- Bayan, geri çekilin. - Açılın! Açılın!
Yapmayın artık. Lütfen yapmayın.
- Açılın! Açılın! - Bayan, çekilin.
Baba.
Geçen yıl, ruhların bedenden ayrıldığı...
...ve geri gelmek istemediği gibi şeylere inanmaya başladım.
Ölümün onları bıraktığı uygunsuz yerlere kızgın ruhlar.
Böyle düşünmenin ne kadar çılgınca olduğunu anladım...
...ama arkamı döndüğümde...
...ihtiyar Bay Burke'ün...
...pencerede durup...
...izlediğini ve bitirmemizi beklediğini göreceğine inanıyordum.
Bana ver. Acil servisi arayıp izin iste.
Üzgünüm.
Müziğiniz var mı?
- Ne? - Müzik.
Sanırım sevdiği bir şey çalsanız yardımı olur.
John?
Sinatra çal.
- Ne? - Sinatra çal.
Ne oldu, Johnny?
Tamam, Frank, ilan edebilirsin.
Hayır, olmaz. Nabzı atıyor.
Hadi canım.
İyileşecek mi?
Kalbi atıyor.
Yukarı sedye getirsinler.
Hayır, hayır. Hayır. Hayır.
Ailene yardım et. Annen ve ağabeyinle gel.
Ailene yardım et. Onların sana daha çok ihtiyacı var. Hadi durma.
Aile için.
Bu kısa yolculuklarda...
...aklımın başka yerlere kaymasını engellemem gerekiyordu.
Burası büyüdüğüm...
...ve sağlık görevlisi olarak en çok çalıştığım mahalleydi...
...ve burada metrekare başına düşen hayalet sayısı her yerden fazlaydı.
Our Lady of Perpetual Mercy Hastanesi
Hey! Hadisenize! İkiniz de dinleyin! Kesin şunu!
Bu adam iyi görünmüyor. İçeridekiler seni iyi karşılamayacak.
Beni kimse sevmez, Griss.
Griss sadece işlerin yolunda...
- ...olmadığını söylüyor. - Griss, izin ver geçelim.
Sen bilirsin.
- Ayağım! - Giremezsiniz.
Yavaşlama bile. İlerlemeye devam et.
Bayım, üç gündür kokain çektiğinizi...
...ve şimdi kalbinizin çok hızlı attığını hissettiğinizi söyleyip...
...bizden yardım istiyorsunuz.
Açıkçası neden yardım edeceğimizi anlamadım.
Yanılıyorsam düzeltin.
Kokaini biz mi sattık? Biz mi çekin dedik?
- Yapma. - Bir bardak su alabilir miyim?
- Kapa çeneni, lanet olasıca herif! - Sadece bir bardak su istiyorum!
Hayır. Hayır, hayır, hayır. Aklınızdan bile geçirmeyin.
Burası ağzına kadar dolu. Artık kimseyi kabul etmiyoruz.
Sevk memurun söylemiş olmalıydı, Frank. Hayır.
Onu 49. ile 10. caddenin köşesinden aldık. En yakında siz vardınız.
Onu nereye koyayım? Nereye?
Buraya gelmek istedi. En iyi hemşirelerin Misery'de olduğunu söyledi.
Tek istediğim bir bardak su.
Pekala, tamam. 3. yatakhaneden birini atarım.
Affedersiniz. İyi bir adama benziyorsunuz.
Sizin gibi biri zavallı, hasta ölen bir adama bir bardak suyu çok görmez.
Olmaz. Hastamla kalmam gerek.
Sesini keser misin?
Lanet olsun. Bana ne yapıyorsunuz siz?
Burası ağzına kadar dolu. Tanrım, şu adama bak.
Berbat görünüyor. Nesi var?
Senin bilmen gerek, ölüm ilanını sen verdin.
- Öldüğünü sen söyledin. - İyileşti.
Telefonda insanların öldüğünü ilan etmekten nefret ediyorum.
Evet. Daha iyi, ha? Sabit ve genişlemiş.
Bu adam gübre olmuş.
Röntgen bölümünden bir sedye çaldık. 3'teki aşırı dozun yanına koyun.
Şu an en düşük öncelikli o. Burada bile olmaması gerek.
Bunca teknoloji var. Ne zaman kaybı.
Oturun. Doktor şimdi gelir.
- Acaba mümkünse... - Geri çekilin.
Lütfen geri çekilin. Size geri çekilmenizi söyledim.
- Lütfen, bayım... - Bana gözlüğümü çıkarttırmayın.
İlk kalp krizi, 45 yaşında. Saatler önce yoğun bakıma gitmeliydi.
Sizin getirdiğinize benzer üç cesedimiz var.
Şurada iki AIDS hastası var. 12 yaşında, sürekli serum veriliyor.
Annesi fişini çekmeyi kabul etmiyor.
İspanyolca'da merhameten öldürmenin karşılığı pek hoş değil.
Asıl günah o çocuğu yaşatmak.
"Kızıl Ölüm" denen yeni pislikten üç tane daha aşırı doz ölümü var.
İçinde ne var?
Eroin ve bilmediğim bir şey karışımı. Amino asit olabilir.
Hububat alkolüyle içiyorlar.
Normal Narcan miktarının on katını kullanmak gerekiyor...
...ve uyandıklarında insanı deli ediyorlar.
- Bu da onlardan biri mi? - Hayır, o Noel.
Eskiden düzenli olarak gelirdi. Onu uzun süredir görmüyordum.
Nöbet geçirmiş, neredeyse krize giriyormuş. Hipertonik çözelti verdim.
O kadar çok içmiş ki böbreklerinden tuz çıkıyordu.
- Kitaplara geçecek türden. - Doktor, sen bir numarasın.
- Bana yardım etmelisin. - Bu adama bir bardak su verir misin?
Biraz daha su içersen ölebilirsin!
- Acil durum, 3 krizde. - Burada düz çizgi var.
Hazır. Kalp masajına başlayın. Milagros, bir epi getir.
Odette, Dr. Stark'ı uyandır. Ona ihtiyacımız var, hemen!
Dört yüz jul. Açılın!
Su mu istiyorsun? Sana su vereyim. Ne baş belası.
- Yeter ki defol buradan. - 600 jul. Açılın!
Her gün sarhoş olup düşüyorsun.
Neden sana yardım edelim? Yarın yine sarhoş olup düşeceksin.
Griss, bu adam gitmek istiyor.
Hey!
- Teşekkürler. - Onu tanıyorum. O Noel.
Dışarı çıkmalısın. Çabuk.
Çık...
Lanet olsun!
Noel?
Noel.
Benim. 49. Cadde'den Mary Burke.
Mary.
Mary, çok susadım.
Orada bana su vermiyorlar.
- Lütfen. - Ben sana getiririm.
Yerinde olsam yapmazdım.
Doktor, nadir görülen bir hastalığı olduğunu söyledi.
Zor bir hayat geçirdi. Bizim sokağımızda büyüdü.
Bu onu biraz delirtmiş olabilir ama bu...
...ona bir bardak su vermemek için bahane değil.
Ver.
Babam ölüyor, Noel.
Ah, Mary, Mary, Mary.
Çin restoranı beş dakika sonra kapanacak.
Etli makarna.
Uyandığımdan beri aklımda. Ne diyorsun?
Sen o yemeği yer yemez yola devam edeceğimizi düşünüyorum.
Buradan dön. Kaçırdın. Chink 11. Cadde'de.
- Nihayet! Nerede kaldın? - Sana ne?
Hey, ambulans şoförü, neye bakıyorsun?
Evet, çok yakında bana geleceksin.
Sence bana gelecek mi?
Çok yakında bana geleceksin.
Ne biçim bir ortaksın sen, Frank. Yürüsem daha hızlı giderdim.
Açlıktan ölüyorum, sen durmuş fahişelerle konuşuyorsun.
Beni deli edeceksin.
Niyetin bu mu? Beni de kendin gibi tımarhanelik etmek mi?
- Olamaz! - Ne?
Şimdi aklıma geldi Dün etli makarna yemiştim.
Arka arkaya iki gece aynı yemeği yiyemem.
Saat neredeyse 2 oldu. Ne yapacağım ben?
- Sen ne yiyeceksin? - Aç değilim.
- Doğru, sen yemek yemiyorsun. - Yiyorum.
Larry, yemek yiyorum. Sadece henüz kahve içmedim.
Sadece kahve ve viski. Bu beslenmeyle ölmediğin için şanslısın.
Buldum.
Yarım kızarmış tavuk ve patates kızartması.
Gidelim.
Rose'un hayaleti yaklaşıyordu.
Onu kaybedeli altı ay olmuştu.
18 yaşında, astımlı, evsiz bir kızdı.
Kötü çağrılara cevap vermiyordum.
Unutmuştum ama o beni bırakmıyordu.
Şimdi de tüm kaybettiklerime...
...tanıklık etmek için gelmişti.
Bu ruhlar işimin bir parçasıydı.
No comments yet. Be the first to leave one.