The first 200 lines.
Çoktan gitti
Şanslı, değil mi?
Çoktan gitti
Kentucky'ye
Çoktan gitti
Diyorum ki
Çoktan döndü Sam Bowling Green'e
Bowling Green'e
Dikiş makinesi
Dikiş makinesi
Öyle hızlı diker ki
On bir dikiş attı
Minik bir kedinin kuyruğuna
Nashville'deki evimi bıraktım
Bak neredeyim Jack
Yirmi yıl zincirli mahkûmlarla
Terleyerek taş kırmak
Memphis'li hâkim
Tıktı beni kodese
Yüzünü bir daha görsem
Gidemez evine
O hâkim çoktan gitti
Kentucky'ye
Çoktan gitti
Belki deme
Çoktan gitti
Diyorum ki
Çoktan döndü o hâkim Bowling Green'e
Bowling Green'e
Dikiş makinesi
Dikiş makinesi
Onu dinleyecek misin? Onu buraya, öne oturtmalıyız.
Bakalım o zaman şarkı söyleyebilecek mi?
Minik bir kedinin kuyruğuna
Kes sesini! Duydun mu? Sus artık!
Çoktan gitti
Kes sesini dedim, duymadın mı?
Şanslı, değil mi?
Kes sesini!
Çoktan gitti
Kentucky'ye
Çoktan gitti
Adamın dediğini duydun zenci, kes artık!
Bana bir kez daha zenci dersen seni öldürürüm Soytarı!
Hiç durma…
Dikkat et!
Şerif Muller konuşuyor. Hayır Sayın Vali, ölen yok.
Evet, yandan vurmuş. Aynen, sadece iki kaçak var.
Evet Sayın Vali, ilk yükümlülüğümü biliyorum.
Hâlâ köpekleri bekliyoruz. Evet efendim, eli kulağında.
Müdür Comisky'yi arayıp bilgi verdim.
Evet efendim, yapacağınızdan hiç şüphem yok.
-Selam Max. -Dave.
-İlk ben mi geldim? -Sadece seni aradım.
-Bir gelişme var mı? -Yok.
Şoförlerin bilinci hâlâ kapalı,
adamlar da hiçbir şey bilmiyor ya da konuşmuyorlar.
-Telefondaki kimdi? -Vali.
-Yazmaya değer bir şey var mı? -Tabii.
Bu işi enine boyuna araştıracağını söyledi.
Düzgün adammış.
-Bu yıl seçimler var. -Senin için de öyle Max.
Müdür Comisky'yi tekrar arayın, çamaşırlar köpeklere lazım olacak.
-Tamam. -Marysville'i de arayın.
Köpek sahibi adamı bulmuşlar mı bakın.
-Size kahve getirdim Şerif. -Sağ ol.
-Sağ ol. -Sıcaktır.
Hadi çocuklar gidelim. Hemen aşağı inin, acele edin.
İşte böyle, hızlıca inelim çocuklar.
-Hadi, kaybedecek vaktimiz yok. -Hadi bakalım.
Bu da neyin nesi?
İşte geldik Max.
-Sizi kim yolladı? -Ben aradım.
Bunlarla ne yapacağım ben?
Onları muavin yap. Eksik personelle çalışamayız.
Sadece altı adamım var… Şu radyoyu kapatır mısın lütfen?
Kestiğimiz yollar onları durduramıyorsa
onları yakalamak için her yeri didik didik aramamız gerekecek.
O silahlara dikkat edin, oyuncak değil onlar.
Şaka mı yapıyorsun Max? Seninle ne çok ava gittik,
-kaçan tavşandan farkı yok sonuçta. -Bunlar insan.
Aynı şey.
Ne demezsin, insanla tavşan birbiriyle aynıdır.
Aynı şey değil.
Sadece yardım etmek istemiştik Max, destek olmak.
-Yardım etmek mi istiyorsun Lou? -Tabii ki Max.
Güzel. Şunu çöpe at.
Pekâlâ çocuklar, yemek sırasına girin, hadi gidip bir şeyler yiyelim.
Bu inadını ne zaman bırakacaksın Hollandalı?
Cidden yardım etmek istiyorlar ve işe de yarayabilirler.
-Bence de. -Peki.
Şu iki kaçaktan haber var mı?
-Müdür telefonda Şerif. -Tamam.
Başkomiser sana aktarılan kayıtları gösterebilir.
İstediğin bilgiyi onlardan al.
Cevap ver 21.
Araçlar dikkat! A planı.
Wall Street West'e çıkan tüm rampaları kapatın, tüm köprülere adam koyun.
Tüm araçların dikkatine. Gözünüzü yoldan ayır…
Noah Cullen, zenci.
Saldırı, öldürme kastıyla yaralama, on ila 20 yıl.
Şartlı salıverme reddedilmiş, hücre hapsi, çalışma kampı.
John Jackson, beyaz.
-Silahlı soygun… -Beyaz mı?
Beyaz.
Beş ila 10 yıl yemiş. Gardiyana saldırmış, beş yıl daha yemiş, şartlı tahliye ret.
Max, nasıl olmuş da zenciyle beyazı aynı zincire bağlamışlar?
-Müdür esprili adammış. -Bu kez ne dedi?
"Çok uğraşmayın,
nasıl olsa 10 kilometre gitmeden birbirlerini öldürürler" dedi.
Köpekleri kışkırtmayı bırak Max!
Niye telaşlandı ki böyle?
Tanrı aşkına, köpeklerin önünde yemek yememelisin, hoş olmaz.
Ne de olsa onların da hisleri var. Susun bakayım!
Sakin ol Solly, onları incittiğimiz falan yok.
Affedersiniz Şerif, size bağırmamalıydım ama benim köpeklerim çok sinirli.
-Şimdi lütfen… -Affedersin.
Cinsi ne bunların?
Şuradaki güzellikler Doberman. Köpeklerden hiç anlamıyorsunuz, değil mi?
-Bu cinsten anlamam. -Şu tazılar ete dokunmaz bile
ama bu güzellikler…
Benim tazılar onları bulur, bu çocuklar icabına bakar.
Onlara lüzum kalmayacak.
Çok tehlikeli iki suçlunun peşindeyiz, maruz kalacaklarımızı söylemiyorum bile.
Zincirlenmişler, ne kadar tehlikeliler ki?
Affedersin Solly. Muller, gelsene.
Bu tür operasyonlarda yenisin, insancıllıktan yanaysan
muavinlerin kadar etraftaki çiftçileri de düşün.
-Bırak da bunu ben düşüneyim Başkomiser. -Bu işi sen yönetiyorsun
ama bana sorarsan köpekler kalsın, ben de adamlarımı düşünmeliyim.
Tamam ama köpekler bağlı kalacak.
-Duydun mu Solly? Köpekler salınmayacak. -Sorun değil.
-Ben söyleyene dek onları salma. -Olur.
Pekâlâ Solly, işinin başına,
eski kıyafetler devriye arabasının arkasında.
Peki, büyük bir daire çizeceğim, adamların buranın etrafını turlayacak.
Evet.
Herkesi cipe bindir Helmick!
Kendime bir çift güderi ayakkabı,
yeni bir takım elbise ve ipek bir gömlek alacağım.
Sonra da kodaman biri olacağım.
Hasır şapkalı Charlie Potatoes, yanındaki güzel kızla sokaktan geçecek.
Hadi zenci, senin bir elin boş. Hadi zenci, vur şuna! Vursana!
-Zenci ha? -Evet, vur şuna.
-Peki efendim. -Vur.
Artık "Peki efendim" demek yok.
Gemiyle Rio'ya gidip izimi kaybettireceğim.
-Artık "Peki efendim" demek yok. -Kimse beni bulamayacak.
Artık "Peki efendim" demek yok.
Kırılmıyor.
Keski ve çekiç gerek.
Hadi gidelim.
-Nereye? -Pineville'e gidelim.
-Orası güneyde, ben güneye gitmem. -Oralı bir kız tanımıştım.
-Hâlâ oradaysa şunu kestirebiliriz. -Ya sonra?
Güneydeki beyaz şehrinde yabancı bir zenci sence ne kadar sürede yakalanır?
Düş yakamdan, seninle evli değilim! Bana ne bundan? Hadi!
Gayet de evlisin Soytarı, işte yüzük de burada.
Balayına güneye gidemem.
Kuzeye gideceğiz.
-Bataklığın içinden mi? -Etrafından dolaşırız.
Buradan 100 km uzaktaki bir terebentin imalathanesinde çalışmıştım.
Terebentini almaya her gün bir tren geliyor.
Batıdan, bataklığın bittiği yerden, sınırı geçip
Ohio'daki boya imalatçılarına götürüyor.
O trene binelim.
-Hapiste ne kadar kaldın? -Sekiz sene.
-Tren hâlâ var mı, nasıl biliyorsun? -Bilmiyorum.
Bilmiyor musun?
Seninle 100 km gelmemi söylüyorsun ama treni bilmiyorsun, öyle mi?
Teklif ettiğin şeye bak.
Kısa bir iskelede uzun yürüyüş yapıp saçlarımı mı ıslatacağım?
Hiçbir yere gelmiyorum, hadi. Gel buraya seni kahrolası, hadi!
-Charlie Potatoes olacaksın ha? -Evet.
Sokakta yürürken dans edeceksin, kolunda güzel bir kız…
-Evet. -…diğerinde de bu?
-Kes sesini. -Rio'ya giden gemiye bineceksin…
-Evet. -…çıpayı kendin mi çekeceksin?
-Bundan kurtulabiliriz. -Ne yapacaksın? Dişlerinle mi kıracaksın?
Senin kafana vursam kırılır belki.
Onun zamanı da gelecek Soytarı, onun zamanı da gelecek
ama şu an burada olmak istiyorsan benim için sorun yok.
Benden faydalandın zenci, loş ışıkta seni görmek bile zor.
Ama beni duyabiliyorsun Soytarı, şimdi dinle, ya beraber kuzeye gideriz
ya da 20 km geri gidip Dead Sokağı'na döneriz.
Sen haklısın zenci. Zamanı gelecek, kesinlikle gelecek.
Pekâlâ, kuzey şu tarafta.
Pekâlâ, hareket etmeye hazırız.
Operasyonu Şerif yönetecek, ben de muavinim, bizden emir alacaksınız.
Avcı zinciri şeklinde iki gruba ayrılacaksınız
süvari birliğinin etrafında dolanacaksınız ki o grupta Şerif ve ben olacağım.
Hey sen, radyoyu kapat.
Bir şey daha var.
Bu iş birkaç gün ya da daha fazla sürebilir.
O yüzden teçhizat, yağmurluk ve tayınlarınızı kontrol edin.
Siz yeni muavinler, atlılarla gidin.
Sırayı bozmayın, geride kalmayın. Bir dakika.
-Eklemek istediğiniz bir şey var mı Şerif? -Yok.
Konuşlanın.
Hareket ediyoruz.
No comments yet. Be the first to leave one.