As primeiras 200 linhas.
Elini ver!
Elini ver!
Hani ağrın, sızın kalmamıştı?
Hayır, şu kahrolası korse yüzünden. Sıkıyor.
Elastik şeritli değil mi? Ne kadar demode.
Emniyetin doktorlarını bilirsin. Modadan anlamazlar.
Neyse, yarın büyük gün.
Neden, yarın ne var ki?
Yarın mı? Korse çıkıyor.
Yarın herkes gibi kaşınabileceğim.
Bu berbat şeyi pencereden atacağım.
Özgür... Özgür bir adam olacağım.
Midge, sence korse giyen çok erkek var mıdır?
- Sandığından daha çok. - Sahi mi?
Kişisel deneyimlerine dayanarak mı söylüyorsun, yoksa...
Lütfen.
Yarından sonra ne olacak?
Nasıl yani?
Emniyetten ayrılınca ne yapacaksın?
Sesinde bir memnuniyetsizlik seziyorum Midge.
Hayır, hayat senin hayatın.
Ama sen bir gün polis şefi olmayı
aklına koymuş zeki ve genç bir avukattın.
Ayrılmak zorundaydım.
Neden?
Şu akrofobi denen yükseklik korkum yüzünden.
Geceleri kabuslarımda o adamı düşerken görüyorum,
ona uzanıyorum ve... Hiç...
Senin suçun değildi.
Biliyorum. Herkes öyle diyor.
Johnny, doktorlar açıkladı ya...
Biliyorum, biliyorum.
Akrofobim var, baş dönmesi yapıyor ve beni sersemletiyor.
Tanrım! Ne ters bir anda öğrendim.
Hastasın ve kurtuluşun yok.
Ayrıca kimsenin suçu değildi. Neden ayrılıyorsun?
Yani masa başına geçip sandalye tepesinde mi çalışayım?
Ait olduğun yer orası.
Ya akrofobim? Ya...
Diyelim ki bu sandalyede, masa başında oturuyorum. Bu da masa.
Masadan yere bir kalem düşüyor,
kalemi almaya uzanıyorum. Eyvah! Akrofobim nüksetti.
Johnny'ciğim.
Peki ne yapacaksın?
Bir süre hiçbir şey yapmayacağım.
Unutma, dedikleri gibi tuzu kuru bir adamım.
Kupkuru.
Bir süre buradan uzaklaşsana.
Unutmak için mi?
Hayır Midge, annem gibi davranma.
Aklımı yitirecek değilim.
Bu hafta hiç baş dönmesi yaşadın mı?
Şu anda yaşıyorum.
Midge, müzik. Sence biraz şey değil mi...
Bu zımbırtı da ne?
Sütyen. Bunları bilmen gerek. Artık kocaman çocuksun.
Böylesini hiç görmemiştim.
Yepyeni.
Alttan destekli. Ne omuz askısı ne sırt askısı var
ama bir sütyenin her işlevini yerine getiriyor.
Konsol köprü prensibine dayanıyor.
Öyle mi?
Yarımadadaki bir uçak mühendisi tarafından tasarlanmış.
Boş zamanında tasarlamış.
Hobi olarak.
Amatör bir uğraş.
Aşk hayatın ne alemde Midge?
İlginç bir konu değiştirme şekli oldu.
Normal.
Hiç evlenmeyecek misin?
Biliyorsun, dünyada benim için tek bir erkek var Johnny'ciğim.
Beni kastediyorsun. Gerçi bir ara nişanlıydık, değil mi?
Tam üç hafta.
Hey gidi üniversite günleri.
Ama nişanımızı sen bozmuştun, hatırladın mı?
Ben hala bekarım. Bekar Ferguson.
Midge, üniversiteden Gavin Elster diye bir adamı hatırlıyor musun?
Gavin Elster mı?
Evet, tuhaf isim.
Duysaydım hatırlardım. Hayır.
Bugün Gavin beni aradı. Çok tuhaf,
savaş sırasında ortadan kaybolmuştu.
Biri Doğu'ya gittiğini söylemişti. Galiba dönmüş.
Numara Mission bölgesine ait.
Orası varoş mahallesi değil mi?
Olabilir.
Herhalde aylağın teki olmuştur ve senden içki parası isteyecektir.
Eh, ben de aylağım. Ona birkaç içki ısmarlayıp dertlerimi anlatırım.
Ama bu gece olmaz. İkimiz bira içmeye çıkalım mı?
Üzgünüm ihtiyar. İşim var.
O zaman ben eve gideyim.
Midge "Kurtuluşun yok" derken ne demek istedin?
Ne?
Akrofobi hakkında.
Doktoruma sordum.
Ancak başka bir duygusal şokla geçebilirmiş ama muhtemelen o da işe yaramazmış.
Öğrenmek için yine bir çatıdan atlamayacaksın, değil mi?
- Bence bunu yenebilirim. - Nasıl?
Bir teorim var.
Bir teorim var. Her seferinde azar azar yüksekliğe alışabilirsem...
Böyle küçük küçük, kademe kademe, anladın mı?
Ne demek istediğimi göstereyim.
Dur. Ne demek istediğimi göstereyim.
- Bununla başlayalım. - Onunla mı?
Golden Gate Köprüsü'yle mi başlayayım? Şimdi izle.
Beni izle. Başlıyoruz.
İşte. Oldu.
Şimdi yukarı bakıyorum, aşağı bakıyorum.
Yukarı bakıyorum.
- Hiç zor değil. - Dalga geçiyorsun.
- Bir dakika. - Hiç zor değil.
Şunu al.
Aferin sana. Onu kullanayım. Oraya koy.
Pekala, ilk adımı atıyorum.
İşte.
Pekala, şimdi ikinci adım.
Pekala. İkinci adım geliyor.
İşte oldu.
Gördün mü? Yukarı bakıyorum, aşağı bakıyorum, yukarı bakıyorum...
Hemen çıkıp kendime şöyle yüksek bir portatif merdiven alacağım.
Ağır ol.
Pekala, şimdi sıra bunda.
Sorun yok.
Bu resmen bebek işi. İşte, yukarı bakıyorum, aşağı bakıyorum.
Yukarı bakıyorum, aşağı bakıyorum.
Johnny, Johnny.
Gemi yapımı işine nasıl girdin Gavin?
Karımın ailesi aracılığıyla.
Çok ilginç bir iş.
Hayır, açıkçası ben sıkıcı buluyorum.
Bu işle geçinmek zorunda değilsin.
Doğru ama sorumluluklarım var.
Karımın bütün ailesi öldü.
Biri onun menfaatlerini gözetmeli.
Babasının ortağı Doğu'da, Baltimore'da şirketin tersanesini yönetiyor.
Ben de bu işte çalışmam gerektiği sürece buraya dönmeye karar verdim.
Burayı hep sevmişimdir.
Döneli ne kadar oldu?
Neredeyse bir yıl.
Beğendin mi?
San Francisco değişmiş.
Bana San Francisco'yu çağrıştıran şeyler hızla yok oluyor.
Mesela tüm bunlar.
Evet, o dönemde burada yaşamak isterdim. Renk, heyecan, güç.
Özgürlük.
Oturmak istemez misin?
Hayır, böyle iyiyim.
Gazetede o olayı okuduğuma üzüldüm. Emniyetten de ayrılmışsın.
Kalıcı bir sakatlığın mı doğdu?
Hayır, hayır.
Sadece çok dik merdivenleri çıkamıyorum ve yüksek yerlere çıkamıyorum,
mesela Top of the Mark'taki bara.
Ama bu şehirde zemin katlarda da bir sürü bar var.
İçki ister misin?
Hayır, istemem. Benim için biraz erken.
Evet, galiba her şeyden bahsettik.
Ben hiç evlenmedim. Eski üniversite tayfasını pek görmüyorum,
emekli bir dedektifim, sen de gemi yapımı işindesin.
Beni neden aradın Gavin?
Dedektiflik işini bıraktığını bilerek seni çağırdım Scottie.
Ama bana özel bir iyilik olarak yeniden işe döner misin diye sormak istedim.
Karımı takip etmeni istiyorum.
Hayır, düşündüğün gibi değil. Çok mutlu bir evliliğimiz var.
O halde...
Ona bir zarar gelmesinden korkuyorum.
Kimden?
Ölmüş birinden.
Scottie, geçmişten birinin, ölmüş birinin
yaşayan bir insanın içine girip onu ele geçirebileceğine inanır mısın?
Hayır.
Karımın başına bunun geldiğine inanıyorum desem, ne dersin?
Onu en yakın psikiyatriste götür derim, ya da psikoloğa,
nöroloğa ya da psiko... Ya da sadece bildiğin aile hekimine.
Sen de muayene olsan fena olmaz.
O halde bana yararın dokunmayacak. Vaktini boşa harcadığım için özür dilerim.
Geldiğin için sağ ol Scottie.
Peki.
Ben... Kabalık etmek istememiştim.
Hayır, saçma geldiğini biliyorum.
Hala şu dik başlı Scott'sın, değil mi?
Hep öyleydin. Uydurduğumu mu düşünüyorsun?
Hayır.
Uydurmuyorum. Böyle bir şey aklıma bile gelmezdi.
Mesela bana bir şey anlatıyor.
Birden sessizliğe gömülüyor.
Gözlerine bir perde iniyor ve bomboş bakıyor.
Benden uzakta, başka bir yerde, tanımadığım biri oluyor.
Sesleniyorum, duymuyor bile.
Sonra uzun uzun iç geçirerek kendine geliyor,
bana neşeyle bakıyor, kendinden geçtiğini bile bilmiyor.
Nerede, hangi zamanda olduğunu söyleyemiyor.
Peki bu ne sıklıkta oluyor?
Geçen haftalarda daha da arttı.
Ve başını alıp gidiyor. Nereye gittiğini Tanrı bilir.
Bir gün onu takip ettim,
apartmandan çıkarken izledim, tanımadığım biri gibiydi.
Yürüyüşü bile farklıydı.
Arabasına binip sekiz kilometre Golden Gate Parkı'na sürdü.
Gölün kenarına oturup
suyun ötesine, uzaktaki sahilde duran sütunlara dalıp gitti.
No comments yet. Be the first to leave one.