As primeiras 200 linhas.
Arabam susamış. Biraz su alabilir miyim?
Tanrı iyidir. Bana iri, güçlü bir adam gönderdi.
Bana, beni bir yere gönderdi diye bir şey söylemedi.
Ben sadece geçiyorum.
Ancak henüz geçmedin.
Araban şu mu?
Evet, doğru.
O benim evim.
Şimdi, tamir et und…
Yapman gereken bir işim var.
İçtenlikle teşekkür ederim hanımefendi
ama gidecek yerlerim var. Su için teşekkür ederim.
Ancak, kiralayacaksanız bir günlüğüne birini buldunuz.
- Kira mı? - Size çalışmamı istiyor musunuz?
Kira demek, para karşılığı demek.
Kızlarınızdan daha iyi çit inşa ederim.
Schwester Gertrude, Schwester Albertine.
Schwester Elizabeth, Schwester Agnes.
Ben, Rahibe Maria.
Memnun oldum. Çok güzel bir aileniz var hanımefendi.
İsmim Homer Smith.
Homer. Homer Smith.
- Homer Schmidt. - Schmidt.
Herr Schmidt, çit yok. Onu biz hallederiz.
Yukarısı, çatı.
Tamir eder misin?
Böyle güzel bir günde akıtmaz ki.
Çatı sadece yağmurda akıtır.
Was?
Şaka yapıyorum. Halledeceğim.
- Bunu kullan. - Hayır, sağ olun. Bende var.
İyi aletler yoksa iyi iş çıkmaz
ve Homer Smith'i kiralarsan iyi hizmet alırsınız.
Kira.
- O nedir? - Uyuyacağın yatak.
- Hayır, ben o işi ayarladım zaten. - Bunda mı uyursun?
Hayır. Biraz yanlış anladınız.
İş bitti. Yani paramı verin, ben de yol alayım.
- Yol almak? - Şöyle gideyim.
Çok acelen var.
Açım. Gecelemeden önce
bir yemek vagonu bulup, en az 160 km daha yol gitmem lazım.
Bu dünyaya acele etmek için gönderilmedik Schmidt.
Yemek vakti, zili çalarım.
Schmidt!
Âmin.
Topraktan besleniyorsunuz demek.
- Tanrı tam bir yoksul masası kurmuş. - Ja.
Yakında sebzeler de olacak
ve bazen de tavuk.
- Peki… - Sigara mı içiyorsun?
- Evet, efendim. - Sigarada sorun yok.
Bence gitsem iyi olur.
Acele etme.
Bizler Almanya'dan, Avusturya'dan ve Macaristan'dan geliyoruz.
İngilizce öğreniriz.
Lütfen uşağı odama yollayın.
Lütfen uşağı
odama yollayın.
Bu, kirli çamaşır listem.
Bu, kirli çamaşır listem.
Beş çift çorap.
Beş çift çorap.
İki pijama.
İki pijama.
Durun. Durun.
Sizin için İngilizce konuşabilirim.
Elbette. Neyi bilmek istiyorsanız, söyleyin yeter.
Bunun ismi ne?
Gramofon.
Gramofon.
Gramofon.
- Plak. - Plak.
Gramofon, plak.
Gramofon, plak.
Gramofon, plak siyah.
Gramofon, plak siyah mı?
Siyah mı?
- Soba. - Soba.
Soba siyah.
Soba siyah.
Benim derim siyah.
Benim derim siyah.
Hayır. Onun rengi beyaz.
Benim derim siyah.
Beyaz mı?
Weiss. Weiss beyaz demek.
Ve siyah da schwarz.
Beyaz weiss. Siyah da schwarz.
Yok, böyle olmaz. Hadi. Beni izleyin.
- İzleyin. - Hayır izleyin. Hayır izleyin.
Ayağa kalkıyorum.
Ayağa kalkıyorum.
Ayağa kalkıyorum.
Oturuyorum.
Oturuyorum.
Ayağa kalkmaca millet.
Ayağa kalkmaca millet.
Hayır, hayır, organize olmalıyız. Herkes otursun.
Herkes otursun.
Herkes otursun.
Herkes otursun.
Sen ayağa kalk.
Sen ayağa kalk.
Sen ayağa kalk.
Sen otur.
Sen otur.
Sen otur.
Hepimiz ayağa kalkalım.
Hepimiz ayağa kalkalım.
Hepimiz oturalım.
Hepimiz oturalım.
Lütfen uşağı odama gönderin.
- İyi geceler. - İyi…
İyi geceler! Günaydın. Günaydın.
Iyi geceler.
Artık dönebilirsin.
Sen uyumak, uyumak.
Dur bakalım orada.
Azıcık dur bakalım orada.
Bak, ben rahibe değilim. Bana patronluk taslayamazsın.
Anladın mı? Ne zaman istersem o zaman kalkarım.
Çalışmak istemezsem de çalışmam.
Şimdi, paramı ödersen ben de
- yoluma gideyim. - Sen gitmek?
Hayır. Sen şimdi git ye.
- Kendi yemeğimi bulurum. - Ye!
Ne yapıyorsun burada bakalım?
Neden o yaşlı hanım, seni de dışarıda
toprak çapalamaya, odun kestirmeye ve dağları devirmeye koşmuyor?
Lütfen, yavaş konuş.
Affedersin.
O yaşlı hanımın mizacı çok sert.
Yani, insan uyumalı. Yaşamaktan biraz da haz almalı.
İnsan biraz…
yemeli.
Bu bir Katolik kahvaltısı mı?
Tek yumurta mı?
O yaşlı hanım almayı bildiği kadar vermeyi pek bilmiyor demek.
İnsan bir kahve içemeyecek mi?
Kaffee?
Nein. Bizde Kaffee yok.
Schmidt.
Anacığım, bence şu işi bir açıklığa kavuşturalım.
Şimdi, akşam yemeğini ve kahvaltı dediğin şeyi hesaptan düşüyorum.
Hadi. Beni takip et.
Bir "şaphel" inşa ediyoruz.
Çok güzel. "Şaphel" nedir?
Bir "şaphel."
- Biz buraya bir "şaphel" inşa edeceğiz. - O biz kim?
Sen.
Bol şans rahibe.
- "Şaphel" falan inşa etmiyorum. - Evet, ediyorsun.
Sadece "şaphel" inşa etmiyorum, ayrıca gidiyorum.
Ben müteahhit değilim.
- Bu başlangıç için. - Hayır!
- Onca işi üstlenemem. Hayır. - Hayır mı?
- Hayır. - Pekâlâ.
- Pekâlâ. - Biz kadınlar, biz inşa ederiz.
- Edin tabii, ufaklık seni. - Edeceğiz.
- Aman ya. - Bu, Tanrı'nın arzusu.
Bak, ben kaçıyorum.
Tamam, sizin için biraz işin ucundan tutarım.
Kızların, sırtlarını ağır demirleri kaldırırken incitmesini istemem.
Ancak birazını, uyarırım.
O muazzam kahvaltının parasını çıkarmak için.
Hadi bakalım, anlaşalım.
Umarım yine kaba konuşmuyorsundur.
Kahvaltı yatağına mı gelsin? Bir Amerikalı milyoner gibi konuşuyorsun.
- Evet, ben buyum, bir milyoner. - Ja.
Wall Street!
"Biz kadınlar, şapeli inşa edeceğiz."
Schmidt!
Yaşlı rahibe kölelerini doyuracak mı?
- Âmin. - Âmin.
Dün inekten süt sağarım.
Bugün inekten süt sağarım.
Yarın inekten süt sağarım.
Çok güzel. Çok güzel.
Çok güzel, Schwester Elizabeth.
Sağ ol. Sağ ol.
Danke Schoen. Sağ ol.
Sağ ol.
Sağ ol.
- Sağ ol. - Güzel.
Sen de dene, anacığım. Sağ ol.
Zaman doldu.
- İyi geceler. - İyi geceler.
- İyi geceler, Rahibe Elizabeth. - İyi geceler.
İyi geceler, Rahibe Albertine.
Rahibe Agnes, yarın erken kalkacaksın, duydun mu?
O zavallı yaşlı ineği sağman gerek.
Zavallı yaşlı ineği sağarım.
Şaka yapmayı seviyorsun Schmidt.
Bu tam olarak şaka sayılmaz.
Şimdi, oturuyorum.
Sana fatura veriyorum.
Bana hizmetlerimin karşılığını öde.
İki tam günümü harcadım rahibe. Yani, kiralığım, hatırladın mı, kiralık!
İngilizce'yi pek anlamam.
No comments yet. Be the first to leave one.