As primeiras 200 linhas.
GERÇEK VE HAYATTA OLAN BİR ADAMIN HİKÂYESİ…
…bu sırada insan yapımı ve doğal tüm güzellikleri göreceksiniz.
Dünyanın en muhteşem körfezini görüp
ünlü Golden Gate Köprüsü'nün altından geçeceksiniz.
Köprü, çoğu otoriteye göre inşa edilmiş en çarpıcı yapılardan biridir.
Körfezden, muhteşem San Francisco siluetine hayran kalacaksınız.
Teknemiz Harbor King, Alcatraz'ın etrafından dolaşacak.
Amerika'nın en tehlikeli suçluları bu maksimum güvenlikli hapishanede yatıyor.
Al Capone, Bebek Yüz Nelson, Tüfek Kelly gibi isimler bunlara örnektir.
Alcatraz Adası.
Bugün bir adam 17 yıl hapis yattıktan sonra buradan çıkacak.
Adı Robert Stroud.
Hayatının çoğunu hapiste geçirdi.
Tam 43 yıl hücre hapsi dâhil.
Hiç telefon kullanmadı, otomobil sürmedi.
En son 1916 yılında başka bir insanla ekmek yemişti.
Kayzer Wilhelm'in I. Dünya Savaşı'nda Lusitania'yı batırdığı sene.
Adım Tom Gaddis.
Bu adam hakkında bir kitap yazdım.
Hikâyemiz tam olarak 1912 yılında başlıyor.
İsyankâr mahkûmlarla dolu bir vagon
McNeil Adası'ndaki federal cezaevinden Sirk Çadırı'na naklediliyordu.
Bu ismi Kansas, Leavenworth'taki hapishaneye mahkûmlar vermişti.
Bir tane daha kır!
Kapa çeneni!
Hareket edersen seni boynundan vururum delikanlı.
Robert F Stroud.
Tren camı kırmak ciddi bir suç.
Çok sıcaktı.
Nefes alamadım.
Olası sonuçlarını düşündün mü? İsyan başlatabilirdin.
- Mahkûmların da nefes almaya hakkı var. - Hak mı?
Bu kelimenin anlamını bilmiyorsun.
1909 yılında Alaska'da
kendini yargıç, jüri ve celladı ilan edip Charles Donner'ı öldürdün.
Katie Malone adında bir arkadaşını dövdüğü iddia ettin.
Bir fahişe.
Stroud, Leavenworth'tan sicilin yüzünden transfer edildin.
Sana yeni bir başlangıç yapmayı öneririm.
MAHKUM ATÖLYESİ
Kural ve yönetmeliklerimdeki haklardan sen de yararlanacaksın.
Tam 86 madde var. Ezberlemeni öneririm.
Hepsini bilirim.
Bütün hapislerde aynıdır.
Yemek saati, uyku saati, tuvalete saati yazar.
Aynen öyle.
Yirmi dört saat, her dakika ne yapacağın yazar.
Dokuz uzun yıl boyunca burada olacaksın, Stroud.
İşbirliğin olsun ya da olmasın,
buradan çıkmadan önce seni adam etmeye niyetliyim.
Biz nasıl istiyorsak öyle davranacaksın.
Dersini ister şimdi öğren, ister beş yıl sonra ama öğreneceksin.
Tren penceresi için ayrıcalıkların 30 gün süreyle askıya alındı.
Bu kadar Bay Ransom.
Gidelim.
McNeil'den yeni gelen sen misin?
Evet.
Adım Tony Qualer.
Sen kimsin?
Stroud.
Bu koğuşta olduğun için şanslısın.
Patron arkadaşımdır.
Annenin resmi mi?
Yerine koy.
Yerine koy dedim!
Ne yaptım ki?
Bir daha dokunma yeter.
- Birlikte kaldığın adamı tanıyor musun? - Anthony mi?
Aranızda küçük bir yanlış anlaşılma olduğunu duydum.
Anthony arkadaşımdır.
Çok iyi bir arkadaş.
Resmi alırken kötü bir niyeti yoktu.
Toz ol.
Delisin misin sen dostum?
Annenin resmini aldı diye bu ne celâl?
Hadi! Ayrılın.
Ayrılın!
Stroud!
Annemden bir daha bahset, öldürürüm!
Stroud.
Sorun ne dostum?
İçini kemiren ne Bob?
Herkesten nefret ediyor gibi davranıyorsun.
Bir irin çukurunda böyle davranmalı.
Pekâlâ Bob.
Belki çukurdan 30 gün sonra çıkınca insan görmek mutlu eder.
Hiç sanmıyorum Harvey.
Çukurda 30 günün bu gevezeyi sakinleştireceğini sanmam efendim.
Ne öneriyorsunuz Bay Kramer?
Adam yaban domuzu gibi vahşi.
Ben olsam onu diğer mahkûmlardan sürekli olarak uzak tutardım.
- Tecrit mi? - Evet.
Hayır.
Kimseden o kadar kolay vazgeçmem.
İyi bir aileden geliyor. Kendini toparlayacaktır.
Adam aptalın teki efendim.
Tehlikeli biri.
Benim sorumluluğumda Bay Kramer. Bırak davranışları için ben endişeleneyim.
Baş üstüne.
Gel bakalım Stroud.
Sevgili anne, ben çok iyiyim.
Umarım sen de iyisindir.
Bu tarafta her şey yolunda.
Zaman su gibi akıp gidiyor.
Dün buradaki dördüncü yıldönümümdü
ama pasta getiren olmadı.
Seni görüp sıkıca bir sarılsam her şey yoluna girerdi aslında.
Umarım soğuk algınlığın geçmiştir. Sevgilerle oğlun Robbie.
Sevgili Robbie.
Bugün ziyaretine geldim ama beni içeri almadılar.
Cumartesi olduğu için ziyarete izin verilmiyormuş.
Ama Müdür Shoemaker'ı gördüm.
Önümüzdeki Cuma için bir ziyaret ayarlama nezaketini gösterdi.
O zamana kadar canım,
sana tüm sevgimle bu meyveleri gönderiyorum.
Annen.
Gardiyan! Bay Kramer!
Ne istiyorsun Stroud?
- Annemin bugün geldiğini biliyor muydun? - Evet.
- Niye söylemedin? - Kuralları biliyorsun.
Cumartesi ziyaretçi yok.
Tek bildiğin bu mu? Kurallar?
Sızlanmayı kes.
Haftaya gelecek. O zaman görebilirsin.
Böyle gidersen elindekini de kaybedeceksin Stroud.
Gardiyana dokunduğun için rapor etmem gerekiyor.
SESSİZLİK
Bay Kramer.
Beni rapor edersen annemle görüşemem.
Bunu daha önce düşünmeliydin.
3.200 kilometre geldi.
Ta Alaska'dan.
Bir iyilik yap lütfen.
Ben sadece kurallara uyuyorum.
Koltuğuna geri dön.
Onu görmeliyim diyorum.
Ben de yerine geç diyorum.
Sen adam değilsin Kramer. Köpek kusmuğusun sen.
Az önce Kramer'ın dul eşini gördüm.
Gözlerine bakamadım Stroud.
Eşinin ölümünden sorumlu hissediyorum. Beni senin için uyarmıştı.
Tehlikeli olduğunu söyledi ama dinlemedim.
Şimdi mezarında dönüyordur.
Şimdiden iki insanın canını aldın en ufak vicdan azabı hissetmedin.
Ne yapayım? Ağlayayım mı?
Üzgünüm mü diyeyim?
Sadece eşi için üzülüyorum.
Peki öldürdüğün adam?
Copuyla beynimi dağıtacaktı.
Kendimi korudum.
Pişmanlık yok öyle mi?
Acımak yok. Bir hayvan gibi.
Bu kafesler de bunun için değil mi? Hayvanlar için.
Cinayetle ilgili rapor yazmalıyım.
Umarım seni asmaya yardımı olur.
Stroud'un üç duruşması oldu.
İlki hatalı yargı ilân edildi.
İkincisinde ömür boyu hapse çarptırıldı.
Temyizle üçüncü duruşma yapıldı.
28 Haziran 1918'de son kararı duydu.
Mahkeme tarafından aşağıdaki hususlar dikkate alınmış ve karara bağlanmıştır.
Leavenworth Cezaevi müdürünün gözetimine verilmenizi talep ediyorum.
Kasım 1918'in sekizinci gününe kadar hücre hapsinde tutulacaksınız.
Sonra da ölünceye dek boynunuzdan asılacaksınız.
Hayır!
Bu ceza kabul edilemez!
Buna adalet mi diyorsunuz?
Kelimenin anlamını bile bilmiyorsunuz efendim.
Boş ver.
Benim kalemim kırıldı artık.
Otur Robbie.
Otur.
Anne, sen yeterince savaştın. Bütün paranı harcadın.
Beni hapisten hapse takip etmekten yaşlandın.
Peşimi bırak artık.
Sana daha önce de söyledim Robbie.
Seni öldürmelerine izin vermeyeceğim.
Çok yakında Washington'a gidiyorum.
Daha savaşmaya başlamadım.
Zaman doldu.
Pes etmeyi bilmiyorsun anne.
Annen, Robbie'sinin canını yakmalarına izin verir mi hiç?
Elinde af dilekçesiyle
Elizabeth Stroud inatla Washington yetkililerinin ofislerine musallat oldu.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'yla bile görüşmeye çalıştı.
Sonunda Senatör Ham Lewis'le görüşmeyi başardı.
Başkanın ağır hastalığını hatırlattı.
Başkanın eşinden bir randevu almak için senatöre yalvardı.
Senatör, isteksizce olsa da bunu kabul etti.
Söyleyin Bayan Stroud.
Sayın Başkan sizce neden müdahale etmeli?
Bayan Wilson,
sayın Başkan tüm dünyada şefkatin sembolü olarak bilinir.
Eminim kalbinin derinliklerinde
cana can yasalarının vahşiliğine inanmadığına eminim.
Kocanızı hiç görmedim ama fotoğraflarını gördüm.
Yüzünde büyük acılar çekmiş bir adamın ifadesi var.
Bir köpek sürünün arasında kalmanın ne demek olduğunu anlayacaktır.
Bayan Wilson, barış için savaşan kocanıza düşman oldular.
Onun kalbini kırdılar.
No comments yet. Be the first to leave one.