Platoon

Platoon

Baixar Legenda em Turkish

Informações de lançamento

Platoon 1986 1080p UHD BluRay DDP5 1 DoVi HDR x265-PTer
Platoon 1986 2160p UHD Blu-ray HEVC DTS-HD MA 5 1-MiXER
Platoon 1986 2160p REMUX HEVC DoVi DTS-HD MA 5 1-LM
Platoon 1986 UHD BluRay 2160p DTS-HD MA 5 1 DV HEVC REMUX-FraMeSToR
Platoon 1986 BluRay 2160p UHD REMUX HEVC (10bit) DV DTS-HD MA 5 1-LEGi0N
Platoon 1986 2160p UHD Blu-ray Remux HEVC DV DTS-HD MA 5 1-HDT
Platoon 1986 UHD BluRay 2160p DDP 5 1 DV HDR x265-hallowed
Um comentário por 1see0ne
Amazon Prime altyazısıdır. Süre: 01:59:53.760

Tags

bluray
uhd
bluray
x265
hdr
dv
remux
2160p
4k
Publicado em: 2025-02-03
Downloads: 77
Deficientes Auditivos: No
FPS: 23.976

Pré-visualização das legendas em Turkish

As primeiras 200 linhas.

"GENÇLİĞİNLE SEVİN EY GENÇ ADAM... " ECCLESIASTES

Tanrım. Yoksa bu düşündüğüm şey mi?

Pekala, sizi gidi kokmuşlar, Vietnam'a hoş geldiniz. Beni izleyin.

Boka battınız. Taze yem geldi.

- Siz züppeler, Vietnam'ı seveceksiniz. - Asla kahrolasıca.

365 gün sonra uyandın mı, tamam Tanrım.

EYLÜL 1967 - 25. PİYADE ALAYI, BRAVO BÖLÜĞÜ

KAMBOÇYA SINIRI YAKININDA

Onu çek yukarıya.

Gökyüzü Altı, Keskin Altı, Telsiz deneme.

Aşağıya dikkat et.

Morehouse, kolun sonuna git.

Kolun sonunda kim var? Charlie mi?

Kartal, Keskin Altı. Mevzi raporunu geçiyorum...

Warren, yana açıl.

Söyle, Hoffmeister. Sigaran var mı?

- Hayır ahbap, yok. - Sin loi, dostum.

Bravo İki Altı...

Ön kolcu, niye geciktin? Yine pusulayı mı şaşırdın yoksa?

Haydi, seni...

Kımılda, oğlum.

Ne bekliyorsun?

Seni ısırmaz.

Bu iyi bir pislik. İyi ve ölü.

252. İlerle artık. Altı, arkadakileri geciktirdiğimizi söylüyor.

O bok herife defolmasını söyle.

Bravo, burası İki Beş. Hemen çıkıyoruz. Tamam.

Senin neyin var, Taylor?

- Sen tam bir kaltak dölüsün. - Afedersiniz, Çavuşum.

Öbür çaylağı da bul - Gardner. Ve doktoru da.

Gardner. Doktor. Yukarı.

Gardner, Doktor, ön tarafa.

Gardner, kaldır kıçını da çık tepeye.

Acele et, koca kıçlı.

İyi misin?

Bütün boynum karınca dolu.

Kırmızı karıncalar. Kırmızılar öldürücüdür.

Kara karıncalar en kötüsüdür.

Acele et, koca kıçlı.

Öyle yorgunum ki.

Sadece birazcık. Çok fazla içme.

Daha fazla içme. Kramptan kıvranmanı istemem.

Çok fazla şey sırtlamışsın. Bunların yarısına bile ihtiyacın yok.

Bunu senin için taşıyacağım, ama bir dahaki sefere önce bana sor, tamam mı?

Sağol, Çavuşum.

İyi miisin?

İki İki, burası Altı.

Şimdi kuşlardan biri başlangıç mevziine dönüyor.

Bravo Altı, bilginize,

İkmal helikopteri şu anda başlangıç mevziinde. Tamam.

Haydi, şu cephaneyi indirelim.

Kımıldayın biraz.

S-e-v-g-l-i değil, s-e-v-g-i-l-i,

ve "Sarah" iki R ile yazılmaz, King. Seni budala.

Farketmez. Ne demek istediğimi biliyor.

Zaten o da iyi okuma bilmiyor ki.

Şuna bak. Yine domuz eti.

Bu pis domuzu yerine bırak da şu hindi butunu götüreyim. Bunu yiyemem.

Sen ne içtin, Junior?

Umarım şu çamaşır işini alamazsın,

çünkü senin kıçının biraz sıkıya gelmesi gerek.

Beyaz çocuk, ne bekliyorsun? O çukur kendi kendisini kazamaz.

Haydi, lanet olası terini bulaştır şu şeye. Kaz. Bütün bir günün yok.

Bir zamanlar birileri şöyle yazmış: "Cehennem, mantığın imkansızıdır."

İşte burası tam da böyle - cehennem.

Şimdiden nefret ediyorum ve daha bir hafta oldu. Lanet bir hafta, büyükanne.

Yaptığım en zor iş ön kolcu olmak. Bu hafta bunu üç kere yaptım.

Ne yaptığımı bilmiyorum.

Düşman bir metre önümde olabilirdi ve ben bunu bilemezdim. Çok yorgunum.

Sabahın beşinde kalkıp gün boyu çalışıyoruz, ikindide kamp kuruyoruz,

avcı çukuru kazıyoruz,

yemek yiyip gece pususu veya ormanda dinleme noktası kuruyoruz.

Kimse ne nasıl yapılır söylemiyor, çünkü ben yeniyim.

Yeniler kimsenin umurunda değil. Adını bile öğrenmek istemiyorlar.

Yeninin hayatı önemli değil, çünkü o henüz yükünü taşımamış.

Dediklerine göre, öleceksen ilk birkaç hafta içinde ölmek daha iyi.

Sebebi de, çok fazla acı çekmemiş oluyorsun.

Şansın varsa, çevreye yatıp üç saatte bir nöbet değiştiriyorsun.

Belki gecede üç-dört saat uyuyorsun. Ama gerçek anlamda uyumuyorsun.

Buna bir yıl boyunca dayanamam, büyükanne.

Buraya gelmekle çok büyük bir hata yaptığımı düşünüyorum.

Düşman çok hareketli.

Üçüncü Tabura, 15 kilometre kuzeyde saldırmışlar.

Sarı Çıyanlar ağaçlara mayın döşemiş, koca bir müfrezeyi doğramışlar.

Tam bir pislik.

İki teğmen ile bir yüzbaşıyı öldürmüşler.

Pusuda kimi istiyorsunuz?

Elias... senin mangan çıkacak.

Warren, sen içeride kal, ama mangandan Tex ile Junior bana lazım.

- Anlaşıldı. - Tamam, iki-sıfırda harekete geç.

- Sıra O'Neill'de sanıyordum. - Hayır. Tubbs ve Morehouse'un adamı az.

Yarın Fu Sheng'in izin günü ve onları pusuya göndereceksin, öyle mi? Olmaz.

Sende yeni gelenler var, aslanım.

Onlar bir bok bilmiyor ve pisliğe bulaşma olasılığımız yüksek. Düşün.

Benim ne yapmamı istiyorsun?

Seninkiler güzellik uykusuna yatsın diye, benimkileri vurulmaya mı göndereyim?

O'Neill...

Biraz ara ver. Hayatının her günü başbelası olmak zorunda değilsin.

Elias, adamlarını hazırla.

Üç yıldır orduda ve kendisini Allah sanıyor.

O'Neill, senin yeniler içeride kalsın, ama sen çık. Tecrübeli askerlere ihtiyacım var.

Çavuş Barnes.

Sanırım, adamların önünde, emirleri benim vermem gerekir.

Evet, efendim.

Yağmur yağacak gibi.

Bütün gece üstümüze yağacak.

O çirkin suratına, iyi bir çarpacak, Junior.

Kahretsin. Beyaz adam için kıçını yırtıyorsun. Buralarda adalet yok.

O'Neill, teğmenin kıçında dolaşmaya başladı mı?

Nasıl oluyor da pusuya hep biz gidiyoruz?

Bu politika, dostum.

- Chris, Lucy'nin resmini gösterdim mi? - Hayır göstermedin.

O benim için yaratılmış.

- Beni bekliyor. - Gerçekten güzel. Şanslısın Gardner.

Senin sevgilinin bir resmi var mı?

Galiba geride şanssız bir kız bıraktın sen, öyle mi?

Sok şunu içine.

Kurtul bundan.

Buna ihtiyacın yok. Dön arkanı.

Haydi.

Tex, Junior ve Taylor senin emrinde olacak.

Lanet olası, ayağıma dolaşma.

Ölmeye niyetim yok, o yüzden bu kokmuşları kıçıma takma.

Taylor sende. Gardner, sen benimlesin.

Bak, bir şey olursa, kaybolursan ya da ayrılırsan sakın bağırma, tamam mı?

Olduğun yerde kal, biz sana ulaşırız.

Gidelim. Doldur ve kapa.

Annem babam, buraya gelmemi istememişti.

Onlar gibi olmamı istiyorlardı: Saygın, çalışkan, bir ev ve bir aile.

Kahrolası dünyaları beni delirtiyordu, büyükanne. Annemi bilirsin.

Hep koruma altında, özel biri oldum. Ben de sadece herkes gibi sıradan olmak,

ülkeme görevimi yapmak istiyorum.

I. Dünya Savaşı'nda büyükbabamın, ikincide babamın yaptığı gibi.

İşte buradayım, sıradan,

kimsenin umursamadığı insanlarla birlikte.

Çoğu taşradan geliyor, adı duyulmamış küçük kasabalardan.

Pulaski, Tennessee. Brandon, Mississippi.

Pork Bend, Utah. Wampum, Pennsylvania.

Olsa olsa iki yıllık bir lise hayatı.

Şansları varsa, dönüşte bir fabrikada işleri hazır. Çoğunun hiçbir şeyi yok.

Fakirler. Onlar istenmeyen kişiler.

Yine de bizim toplumumuz ve özgürlüğümüz için savaşıyorlar.

Garip - en dipteler ve bunu biliyorlar.

Belki bunun için onlara "er" deniyor, çünkü bir er her şeye dayanır.

Onlar gördüklerimin en iyisi, büyükanne. Canı gönülden.

Taylor...

Seni kokuşmuş, senin sıran.

- Ne? - Sıra sende.

Mayınların nasıl çalıştığını biliyor musun?

Emniyeti geri çek ve üç kere üstüne vur.

Üç kere. Tamam.

Sakın uyuya kalma, yoksa o tembel kıçını yırtarım. Duydun mu?

Belki de aradığımı burada çamurun içinde buldum.

Belki burada yeniden başlayabilirim.

Sahte biri olmak zorunda kalmadan gurur duyacağım bir insan olmak.

Belki henüz görmediklerimi görür, henüz bilmediklerimi öğrenirim.

Seni özledim. Seni çok özledim.

Anneme onu da özlediğimi söyle. Chris.

Junior.

- Tamam, baş belası. - Nöbet sırası sende.

İşte, al bunu.

Lanet mayını patlat. Emniyeti geri çek, kahretsin.

Emniyeti geri çek.

Bana cephane ver, Junior. Buraya gel ve cephane ver.

Kahrolası kolum.

- Aman Tanrım. - Sakin ol, Tex.

Sana ilaç vereceğim.

- Doktor, Gardner vuruldu. - Geliyorum.

Vuruldum.

Taylor vuruldu.

- Çok mu kötü? - Kahrolası aptal, mayınını patlatmadı.

Sakin ol ahbap, sadece bir sıyrık. Bunu burada tut.

Yalan söyleme. Çok mu kötü?

Üzerimize gelmelerine izin verdi. Nöbette uyuyordu.

Hayır uyumuyordum.

Harold, gözün onda olsun. Şoka girmesine izin verme.

Kapa çeneni ve acıya dayan.

Acıya dayan.

Hey, küçük adam... iyileşeceksin. Üzülme.

Koca Harold,

öleceğini...

...bilir mi insan?

Her şeyin iyi olacağını hisseder mi?

Bana bu saçmaları anlatma. Buradan sağ çıkacaksın.

Sana günde üç öğün sıcak yemek verecekler... Beyaz çarşaflar...

İyi para verirsen, beyaz hemşireler seninle saksafon bile çalar.

- O beyaz kaltakları duymuştum. - Çocuk gibi konuşma.

Aşağılık herif uyuyakaldı. Bizi basmalarına izin verdi.

Kapa çeneni, Junior.

Sakin ol, ahbap.

O kadar da kötü değil...

Ölmek...

Ne kadar...

Ne kadar...

Haydi, helikopter yolda, oğlum. Dayan. Başaracaksın.

Haydi, Gardner, dayan.

Haydi... Bırakma kendini.

Haydi, bana yardım et. Teslim olma.

Bu bok yığınına hepiniz iyi bakın.

Neye benzediğini unutmayın.

More Turkish subtitles for Platoon

Comentários

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left