As primeiras 200 linhas.
BELLE DE JOUR
JOSEPH KESSEL'İN
ROMANINDAN UYARLANMIŞTIR
Sana bir sır vereyim mi Severine?
Sana olan aşkım günbegün büyüyor.
Benim de Pierre.
Benim her şeyimsin
- ama... - Ama ne?
Ben de hiçbir pürüz olmasın isterdim.
- Keşke bu kadar soğuk olmasaydın. - Ne olur, başlama şimdi.
Niyetim seni üzmek değildi.
Sana ne kadar düşkün olduğumu biliyorsun.
Bana ne faydası var ki?
Bazen öyle kırıcı oluyorsun ki.
Affedersin.
Duralım.
İn.
Neden?
İn dedim!
Nedenmiş?
- Hadi. - Bırak beni.
Dediğimi yapın.
Bu ne cüret?
Bırakın beni!
Yabaniler sürüsü!
Benim hatam değildi. Açıklayabilirim!
Bu kancığa haddini bildirin. Elinizi korkak alıştırmayın.
- Çabuk! - Senin de payın vardı Pierre.
Her şeyi açıklayacağım.
Kapatın çenenizi. Yoksa ben kapatmasını bilirim.
Yapmayın!
Söyle, bıraksınlar beni!
İmdat!
Sus!
Getirin.
Çekin.
Çığlık atarsan öldürürüm seni.
Ne olur yapma Pierre.
Çok üzgünüm.
Kalpten söylüyorum.
Kedileri salma, ne olur!
Bu kadar yeter.
- Sizindir. - Seni seviyorum Pierre.
Aklından ne geçiyor Severine?
Söylesene.
Seni düşünüyorum. Bizi.
At arabasına binmiş gidiyoruz.
Yine mi at arabası?
Gel, öpeyim.
Sabah erken uyanacaksın.
- Neden? - Valizlerimizi hazırlaman gerek.
Nereye gidiyoruz?
Sana yıldönümü sürprizim.
Bir yıldır mutlu bir evliliğimiz var.
- Güneşimiz hiç batmasın. - Hastane ne olacak?
Birkaç gün uzaklaşayım,
yalnızca seni düşüneyim istiyorum.
- Mutlu musun? - Evet.
Yanımdasın ya, her an benimle ol istiyorum.
Yapma lütfen.
İyi uykular.
Affet beni.
Çok incesin, anlayışlısın.
- Bense... - Unut gitsin.
Uyu bakalım.
Partiye geliyor musun?
Bilmem ki. Husson'un erkenden uykusu geliyor.
O uyusun, siz gelin. Hem akşam kar da yağacakmış.
Şu manyetizmacıyı merak ettim.
- Adam mucizeler yaratıyormuş. - Beni uyutsun da görelim.
Manyetizmacı dediğin hipnozcudan farklıdır. İnsanın ruhunu aydınlatır.
Hipnozcuysa seni karanlığa sürükler.
Ben kaçayım. Görüşürüz.
Saat kaç?
Beş. Sıkıldıysan gidebilirsin.
İnsan barda sıkılır mı canım?
Kilise öyle mi hiç? Orada ruhunla baş başasındır.
Sana çok hoş bir şey diyeceğim.
Seni seviyorum.
Yaraların ne de çabuk iyileşiyor.
İçimi sıkma.
- Gitmeyelim. Husson da var. - Çok geç. Bizi gördü bile.
Adamla alıp veremediğin ne? Enteresan biri.
Öyle mi dersin? Bakışları hoşuma gitmiyor.
Gel hadi.
Sizi kol kola yürürken gördüm.
Yeni evli çiftler gibi.
Komik mi geldi?
Hiç de bile. İnsanın içini açan, gündelik bir an gibiydi.
Kimi zaman bana suçlu hissettiriyorsunuz Pierre.
Öyle farklıyız ki.
Sizin gibi erkeklere rastlamak zor.
Sahiden diyorum.
Eksik olmayın.
Böyle günaha can kurban!
Tanıdıklar mı?
Aklınız fikriniz orada mı?
Gerisi vakit kaybından ibaret.
Bu takıntınız için bir psikiyatriste mi görünseniz?
Onun asıl marazları zenginlik ve aylaklık.
Bir de avcılık var.
İşçi sınıfı da özellikle ilgimi çekiyor.
Kar yağdında aklıma düşerler. Kürkleri yok, umutları yok...
Çok hoş bir kadınsınız Severine.
İltifatlarınız pek bayat. Etmeseniz daha iyi.
İmkânsızın peşinde koşma derim.
Sizi rahat bırakayım. Başıma ağrı girdi.
- Hava soğuk mu? - Değil.
Hem hava almış olurum. Görüşürüz Renée.
- Görüşürüz. - Size iyi yürüyüşler.
Matrak adam.
Garip biri.
Garipten de beter.
- Sana Husson'u sormayı unuttum. - Kendisi iyi.
- Hâlâ görüşüyor musunuz? - Maalesef evet.
Henriette'i hatırlar mısın?
Evet.
Bir dedikodu var.
Genelevde çalışıyormuş.
Hiç şüphesiz hem de. Haftada birkaç gün.
Bizim Henriette'e bak sen!
Seni bir hayal ettim de...
Bir düşünsene. Seninle benim gibi kadınlar.
Kimseyi reddedemezsin de.
Öyle yerlerde böyle bir lüksün yok.
Genci, yaşlısı, çirkini, yakışıklısı...
Bazen sevdiğin adamla bile yapmayı canın istemezken...
Yabancılarla yapması korkunç olsa gerek. Böyle yerler hâlâ var mıymış yani?
Araya gireceğim hanımlar ama...
Hiç şüpheniz olmasın. Böyle yerler hâlâ var.
Savaş öncesinden farklı ama.
Öyle kırmızı ışıkları yok.
Müşterileri de epey çok.
Ben bile parmakla birkaç tane gösterebilirim. Sonuçta işimin parçası.
20 yıllık taksiciyim. Her çeşit insan gördüm.
İki kere dayak bile yedim. Şikâyetim yok.
Ne oldu sana birden? Geldik sayılır.
Bu çiçekler size.
- Kim göndermiş? - Bay Husson.
Neden buraya koydunuz?
Bez getireyim.
İz kalmaz. Suyu temizdi.
Bugün ne oluyor bana böyle?
Gel bakayım Severine!
Geliyor musun Severine?
Çok işin var mı?
Bitti sayılır.
Sana saçma bir şey sorabilir miyim?
Sor bakalım.
Benimle tanışmadan önce
hiç o malum evlere gider miydin?
Ev mi?
Nadiren. Neden? Merak mı ettin?
Sana dair her şeyi öğrenmek istiyorum.
Kapandıklarını sanmıştım.
Göz önünde değiller artık.
Kimbilir nasıl yerler...
- İşim var. - Lütfen...
İçeri girersin.
Bir kadın seçersin. Yarım saat geçirirsin.
Sonra tüm gün hüzün basar.
Böyledir işte.
- Semen retentum venenum est. - Yeter ama.
Duyacağımı duydum.
Ne oldu?
Seni hiç böyle görmemiştim. Ne oluyor?
Biraz yorgun ve gerginim.
Dinlenmene bak.
Haklısın.
İyi geceler.
- Yanına geleyim mi? - Hayır.
Gel. Uykuya dalana kadar yanımda kal.
Sen hiç büyümeyecek misin?
Tek bir topu bile karşılayamadım. Yerime geçiver.
- Gidiyor musun? - Seni içeride bekleyeyim.
- Nasılsın? - İyiyim.
- Seni pek görmez oldum. - Öyle.
Görüşürüz.
Şu gizemli Henriette!
O kadının bilinmeyen bir hayatı daha var.
İki farklı yaşam sürüyor. Epey ilginç.
Renée mi söyledi?
- Neden peki? - Para için.
İntikam peşindeki tüm kadınların derdi paradır.
Sizi gördüğüm ne iyi oldu.
Öyle kadınları anlamıyorum.
Dünyadaki en eski meslek.
Günümüzde telefonla bile yapılıyor. Evlere giden kadınlar pek kalmadı.
Pek de iyi biliyorsunuz.
Bir zamanlar sık giderdim.
Atmosfer hoşuma giderdi. Tamamıyla tutsak kadınlar...
Opera yakınlarında bir ev vardı.
Aklımda. Madam Anaïs.
11, Cité Jean de Saumur. Orada çok güzel anılarım var.
Delirdiniz mi siz?
Bu ne ki? İngilizlerin deyimiyle masum bir dürtü.
Cüzi arzular.
Bir gün kocanız olmadan baş başa kalalım isterim.
Pierre'i severim ama baş başa olmayı yeğlerim.
Madam Anaïs, 11, Cité Jean de Saumur.
No comments yet. Be the first to leave one.