As primeiras 200 linhas.
Daha ne kadar sürecek?
Güzel, iyi bari! Bekliyoruz!
Evet.
Tamam. Dikkatli gelin.
Kun.
Annen geliyormuş, yoldaymış.
- Öyle mi? Gerçekten mi? - Gerçekten. Heyecanlandın mı?
Çok heyecanlandım!
Ne tatlı bir köpek oldun.
Kun, bebekler temiz odaları sever.
Ortalığı toplayalım mı?
- Olur. - Kendin toplamak ister misin?
- Olur. - Ne kadar iyi bir abi.
Evet.
Büyükannen üst katta olacak.
Tamam.
Ne kadar garip bir ev yapmışlar.
Bir mimarla evlenmek böyle oluyormuş demek.
Değil mi Yukko?
Kun, hani etrafı toplayacaktın?
Büyükanne, sence bebek hangisini daha çok sever,
E233'ü mü yoksa Azusa'yı mı?
Bilmem ki. Bence fark etmez.
Yukko bahçede seninle oynamak istiyor galiba.
Gerçekten mi?
Neden gitmiyorsun?
Tamam!
Büyükannen buraları toplayacak, tamam mı?
Çabuk ol!
Hazır! Yakala!
Yakala!
Güzel!
Kun!
Geldiler mi?
Anne!
Anne!
Kalene hoş geldin, küçük prensesim.
Biz geldik Kun.
Neden bu kadar sürdü?
Sizi çok özledim!
Nasıl oldun?
Uzun süredir yoktum, özür dilerim.
O bebek mi?
Bakayım!
Kun canım, bu senin kız kardeşin.
Kız kardeşim mi?
Tatlı değil mi?
Harika…
Nazik ol.
Uyandı.
Kun, sana bakıyor.
Yapma, gözleri daha odaklanamıyor bile.
Sanki ona bakıyormuş gibi.
Ona karşı hep nazik olmalısın, tamam mı?
Tamam.
Ne olursa olsun onu korumalısın, tamam mı?
Tamam.
Teşekkürler.
Kun, sence bebeğe ne isim vermeliyiz?
İsim mi?
Düşüneyim…
Düşüneyim…
Nozomi!
Nozomi, fena değil.
Evet, fena değil. Başka?
Veya Tsubame.
Tsubame.
Tsubame…
- Tsubame mi? - Bunlar kurşun trenlerinin ismi.
Tabii ya!
Keşke daha uzun kalabilseydim.
Ama büyükannenizin bir iki iş için bana ihtiyacı varmış.
Bir şey olmaz, geldiğin için tekrar teşekkürler.
Bir ihtiyacınız olursa arayın.
Çok teşekkürler.
Babama selam söyle, olur mu?
Görüşürüz Kun. Büyükannen şimdi trene binecek.
Güle güle!
Sonra görüşürüz ufaklık.
Büyükannene güle güle de.
Günaydın Kun.
Günaydın anne.
Günaydın bebek.
Anne, ben süt istiyorum!
- Buyur canım. - Hayır!
Anne, muz!
- Buyur. - Hayır!
Anne!
Söyle.
Tamam, şimdi bu odayı süpüreceğim, sen de oyuncaklarını topla, tamam mı?
Anne!
İşte, tertemiz oldun!
Ne oldu Kun?
Bebeğiniz hayırlı olsun!
Çok teşekkürler.
Çok güzeldir.
Evet, düşündüğümden daha küçük.
İkinci çocuk daha kolay olurmuş derler.
Açıkçası her şey o kadar karışıktı ki Kun nasıl büyüdü hatırlamıyorum bile.
Duyduğuma göre Yumi, hemen işe dönmeyi planlıyormuş.
Evet.
Bir iş arkadaşı doğum yapmak üzereymiş, ne kadar garip, değil mi?
Onun yerine çocuklar ve evle sen ilgilenecekmişsin, doğru mu?
Yok, yok.
Serbest çalışmaya karar verdiğim için artık evden çalışacağım,
bu da mola verip evi toparlamak için zamanım olacağı anlamına geliyor.
Çok güzelmiş!
- Yok, yok! - Etkilendim!
Yok, yok!
- Ne oldu? - Hiç.
Yapma ama, ne oldu?
- Tamam, madem ısrar ediyorsun. - Evet.
Kendine engel olamıyorsun, değil mi?
Diğer annelerin yanında "Ben süper kocayım" rolü kesiyorsun.
- Ne? - Neyse, onlar anlamıştır.
O masa örtüsü.
Olamaz!
Mart ayı geldi çattı, yakında işe döneceğim.
Evi gerçekten çekip çevirmen gerekecek,
öyle sadece havasını atmayacaksın.
Biliyorum.
Kun doğduğundaki gibi yine her şeyi tek başıma yapamam.
Biliyorum.
Ben senin abinim o yüzden sana bir sürü şey öğreteceğim,
anlaştık mı?
Önce seni dışarı çıkaracağım
ve sana tüm böceklerin isimlerini öğreteceğim!
Yusufçuk!
Sonra da bulutlarda şekil arayacağız!
Bu bir akrep, gördün mü?
Şu da…
O daha dışarı çıkamayacak kadar küçük.
Biraz daha büyüsün öyle çıkarırsın, tamam mı?
Tamam.
"Cadı ve Bay Bıyık."
Bay Bıyık, cadıyı uyandırmış.
Cadı da sinirlenip onu kovalamış.
Bay Bıyık da kaçmış.
Yamanote hattındaki bir trene binip oradan kaçmış.
Cadı da Keihin hattındaki bir trene binip onu kovalamaya başlamış.
Ama trenler Tabata istasyonunda ayrılıp iki farklı yöne gitmeye başlamış.
Yapma dedim sana!
Uyku saatindeyiz. Bırak da uyusun.
- Biraz daha. - Biraz daha mı?
- Biraz daha bastır. - Ağzına tıkmak istemiyorum. - Anne!
İttirmezsen hava yutacak ve sonra…
Baba!
Şimdi gerçekten emiyor!
- Tamam, şimdi gazını çıkar. - Anne!
Çıkarmıyor.
Endişelenme, elbet çıkaracak.
Tamam, bu deterjanı beyazlarda kullan.
- Renklilerde değil. - Renklilerde değil.
Ya ikisi de varsa?
Kun, ne oldu?
Neden ağlıyor? Ne yaptın?
Ona nazik davranacağına söz vermiştin!
- Nazik falan davranamam. - Bana bak!
Bebeğe nazik davranmak zorundasın.
- Ya davranmazsam? - Lütfen!
- İstemiyorum! - Kun!
İstemiyorum!
Neyin var senin! O daha bir bebek! Ona zarar verebilirdin!
Bir şey yap! Çabuk!
Kun, yapma! Sen onun abisisin.
- Abisi olmak istemiyorum. - Olmak zorundasın.
- Sen de annem değilsin! - Öyle mi? Neyim o zaman?
Sen bir cadısın, cadı!
Neyim?
Baba!
Geçti!
Geçti, tamam.
Amma da dokunaklı!
Şu anda hissettiğin şeyin tam olarak ne olduğunu sana söyleyeceğim.
Bu kıskançlık, açık ve net.
Kıskançlık mı?
Kıskançlık ne demek?
Şu ana kadar,
anne ve babanın tüm sevgisini ve şefkatini sen topladın
ama sonra bir anda o bebek ortaya çıktı ve size duydukları tüm o şefkat
aniden kaybolunca dünyan alt üst oldu.
Ona el kaldırırsan başının belaya gireceğini biliyordun
ama kendine hâkim olamadın ve ona el kaldırdın…
Doğru anlamış mıyım?
Kimsin sen?
Ben Prens'im, anlamadın mı?
Prens mi?
Evet, bu evin prensi.
Sen doğmadan önce bu evin prensi bendim.
Şimdi önümde diz çök çünkü ben kraliyet ailesindenim.
Uzun zaman önce anne ve babam beni de sevgi ve ilgi yağmuruna tutardı.
Tüm ilgileri benim üstümdeydi.
Bana sürekli aferin der ve sevgiyle başımı okşarlardı.
Mamafih!
Sen bu evin kapısından girdiğinden beri bana gösterdikleri tüm ilgiyi kestiler!
Tüm organik mamalarım sıradan markalarla değiştirildi.
Hadi atıştırmalık vermeyi kestiler de iltifat etmeyi niye kestiler?
Ya beni görmezden geliyorlar ya da azarlıyorlardı!
Ama sonra ben neler olduğunu anladım.
Sevgileri, elimden alınıyordu.
No comments yet. Be the first to leave one.