Red River

Red River

Baixar Legenda em Turkish

Informações de lançamento

Red River (1948) WEBRip Amazon tr
Um comentário por 1see0ne
Amazon Prime altyazısıdır.

Tags

webdl
hd
web-dl
x264
1080p
Publicado em: 2025-02-03
Downloads: 66
Deficientes Auditivos: No

Pré-visualização das legendas em Turkish

As primeiras 200 linhas.

Büyük Teksas eyaletinin tarihî olayları arasında

ünlü Chisholm Rotası'ndan ilk geçişin hikâyesi yer alır.

Dünyanın en büyük sığır sürülerinden birinin ve Thomas Dunson isimli bir adamla

Matthew Garth isimli bir gencin, Red River D'nin hikâyesi.

TEXAS'IN İLK HİKÂYELERİ

1851 yılında

Thomas Dunson yol arkadaşı Nadine Groot ile beraber St. Louis'den çıkıp

Kaliforniya'ya giden bir arabalı kervana katılır.

Üç haftalık yolculuktan sonra Teksas'ın kuzey sınırına ulaşırlar.

Güneydeki topraklar iyi görünür…

Sorun ne, Campbell? Molaya daha üç saatimiz var.

Dunson kervandan ayrılacağını söyledi.

-Öyle mi Dunson? Ayrılacak mısın? -Evet.

Bunu yapamazsın. İmza attın, anlaştık…

Ben hiçbir şey imzalamadım. İmzalasam kalırdım.

Hatırlarsan kervana siz St. Louis'den ayrıldıktan sonra katıldım.

Bir dakika Dunson. Burası Kızılderili bölgesi.

Başına bela açacaksın.

Hem son iki gündür hem de bugün duman işareti gördük.

Evet, bunu biliyoruz.

Buralarda bir yerdeler. Onları hissediyorum.

Sen pek umurumda değilsin, isterse Komançiler alsın seni

ama inekleri ve boğayı alamazlar.

Kaliforniya'da sığır yetiştirmemiz lazım.

Sığır yetiştirme konusunda haklısın,

ama kendi sürümü kendim toplayacağım.

Salt Fork'tan ayrıldığımızdan beri güneydeki topraklara baktım.

İyi topraklar. Sığır için verimli otlak. Ben de güneye, bu topraklara gidiyorum.

Dunson. Kervandan ayrılmana izin veremeyeceğim kadar iyi silahşorsun.

O zaman tartışamayacağın kadar da iyi silahşorum.

Albay yerinizde olsam gitmesine izin verirdim.

Oldukça sabit fikirli.

Kafasına bir şey koyunca siz bile caydıramazsınız.

Şimdi güneye gidecek. Dikkat edin, geçerken üzerinize basmasın.

-Sen de mi ayrılıyorsun? -Albay, ben ve Dunson…

Ben ve Dunson işte.

Ona bol şans dilediğimi söyle.

Size de bol şans Albay.

-Dün gece karar verdim. -Ben de karar verdim. Gelmek istiyorum.

Hayır, sonra birini yollar…

İşin olduğunu biliyorum Tom ama ben de bir parçası olmak istiyorum.

-Seni seviyorum. Seninle olmak istiyorum. -Şimdi olmaz.

Rica ediyorum Tom. Beni de yanına al lütfen.

-Güçlüyüm. Dayandığın her şeye dayanırım. -Bir kadın için fazla zor.

Bir kadın için fazla mı zor?

Beni kollarına al Tom.

Sarıl bana. Kollarının arasında hisset.

Sana güçsüz mü geliyorum Tom? Gelmiyorum, değil mi?

Bana ihtiyacın var. Bir kadına ihtiyacın var.

Yapman gerekenler için bir kadının sunabileceklerine ihtiyacın var.

Beni dinle Tom. Hem kalbinle hem kafanla dinle.

Güneş sadece günün yarısında parlar Tom. Diğer yarısı gecedir.

-Kararımı çoktan verdim. -Kararını değiştir Tom.

Hayatında bir kez olsun kararını değiştir!

Seni çağırmak için haber yollarım.

-Gelir misin? -Tabii ki gelirim, ama yanılıyorsun.

Annemindi.

Git lütfen! Gideceksen ne olur git artık lütfen.

Seninle olmayı o kadar çok istiyorum ki dizlerime…

bıçaklar batıyor sanki.

Hoşça kal.

Sence bu nehir ne?

Red River sanırım.

Eğer öyleyse karşı tarafı Teksas.

-Bu günlük bu kadar yeter, ne dersin? -Pekâlâ.

Arabayı çevir.

Duman işareti için biraz fazla büyük değil mi?

Evet.

Tam da kervanın olacağı yer.

Yerliler güzelim arabaları neden hep yakmak istiyor?

Oraya geri dönmek saatler sürer.

Evet. Keşke kızı da almış olsaydık.

Muhtemelen peşimizden birilerini gönderirler.

Gönderirlerse…

ora bura çok fark etmeyecek.

Arabayı çevir. Nehri arkamıza alırız.

Tom.

Duman hakkında yanılmış olabiliriz, ellerinden kaçmış olabilir.

Keşke.

İşte geldiler.

Umarım kalabalık değillerdir.

Tüfeğini bana ver.

İyi misin Tom? İki tanesini hakladım.

Doğru saymışsam sadece bir tane kaldı.

İki ineği aldılar ama…

Ah Tom.

Çok kötü bu.

O kızı…

Bu o.

Ona cevap ver.

Cevap ver ona.

Gidelim buradan.

Gidelim de akbabalar keyfine baksın.

İnsanlar ölüyordu, vagonları yanıyordu, ateş ediliyordu ve bağırıyorlardı…

Yanıyordu. İnsanlar ölüyordu…

Sen nereden çıktın?

Her şey yandı. Sadece yerliler vardı.

-Her şey ateş ve duman… -Sen nasıl kaçtın?

-Her şeyi yaktılar… -Kafayı sıyırmış.

Apaçık görebiliyordum. Arabaları yakıyorlardı, insanlar bağırıyordu…

-Yerinde olsam bir daha yapmam. -İndir o silahı.

Sana bir daha yapma dedim!

Pekâlâ parlak çocuk. Sadece nereden geldin diye…

İyice tanıyana kadar kimseye güvenme.

Güvenmem… bundan sonra.

Tavsiye için sağ ol.

Pekâlâ. Nasıl kaçtın?

İneğimin peşinden gitmiştim. Çalılara girmişti.

Başını alıp gitmişti. Koca bir tepeye çıkmıştı.

Önce seslerini duydum.

Sonra da gördüm.

-Keşke hiç görmeseydim. -Evet.

Görünüşe göre seni de yanımıza alıyoruz.

Beni vuracak mısın?

Hayır.

Hayır.

Ama sakın bir daha silahımı almaya kalkma.

Olur bu.

Kısa bağla.

Koltuğa çık otur.

Gidelim.

-Teksas'a geldik! -Hoşuma gitti burası!

İneği olan bir çocukla boğası olan bir adamın

tanışması ve büyük bir sürünün başlangıcı böyleydi.

Toprak arayarak Teksas boyunca güneye doğru gittiler,

ekilebilir ve umut vadeden topraklardan geçtiler…

…ama yetersiz buldular. Panhandle'dan geçerek devam ettiler

…Pecos boyunca…

Rio Grande'ye yaklaştılar…

Burası olur.

Burada iyi sığır yetiştirmeye başlayacağız.

İyi görünüyor Tom.

İki bin mil gelmeye değermiş.

Bir adamın isteyeceği her şey var. İyi su ve otlak, hem de bol bol.

-Kime ait? -Bana.

Bir gün tamamı iyi sığırlarla kaplı olacak.

Ve üzerlerine de benim olduğunu göstermek için bir işaret, bir damga vuracağım.

Nasıl bir damga?

Onu çok düşündüm.

Şöyle iki çizgi olacak.

Bir nehrin iki kıyısı gibi.

Red River damgası olacak.

Hemen başlıyoruz. Ateş yak Matt. Demiri kızdır.

İlk bu.

-İlk Red River D. -Neden benim ineğime de yaptın?

-Neden olmasın? -O benim.

Dunson için bir "D" var ama benim adım Matthew.

-Onu sonra konuşuruz. -O damgada "M" yok.

Hak ettiğin zaman "M" eklerim.

Anlaştık. Hak edeceğim.

Yabancı görmekten hiç hoşlanmam.

Çünkü hiçbir yabancı iyi haberle gelmez.

Merhaba.

Ateşinizin dumanını gördük.

-Evet? -Yolculuk nereye?

Hiçbir yere.

Burada, Don Diego'nun topraklarında kalabilirsiniz. Bir gece, bir hafta…

-Diego sen misin? -Hayır señor. Ben sadece…

O nerede?

Nehrin karşısındaki evinde, 600 kilometre güneyde.

-Ne kadar oluyor o? -Yaklaşık 400 mil.

Bir insan için çok fazla toprak.

Hiç doğru değil.

Bu toprak sürülmek için can atıyorken hiç dokunulmamış.

Ama señor, Don Diego istediğini yapar.

Bu topraklar Don Diego'nun.

Bahsettiğin nehir hangisi?

El Rio Grande, ama size dedim…

Don Diego'ya o nehrin kuzeyindeki tüm toprakların benim olduğunu söyle.

Uzak durmasını söyle.

-Ama onun toprakları. -Kimden aldı?

Uzun yıllar önce İspanya Kralı'nın izni ve onayıyla.

Yani ondan önde burada kim varsa onun elinden almış.

-Belki de Kızılderililer. -Belki de.

Ben de onun elinden alıyorum.

Başkaları da sizin gibi düşündü señor. Başkaları da denedi.

Her zaman onları durdurabilecek kadar iyi miydin?

Amigo, işim bu.

Çok sağlıksız bir iş.

Uzaklaş Matt.

Sizin adınıza üzüldüm señor.

Peki ya sen? Sen de ister misin?

Benim topraklarım değil señor.

Don Diego ne yapacağımı söyleyene kadar bekleyeceğim.

Pekâlâ, git ona ne olduğunu anlat. Ona ne dediğimi söyle.

Arkadaşının atını al. Biz onu gömeriz.

Yürü!

Matt, sana uzaklaş demiştim. Yaralanabilirdin.

-Silahına önce o davrandı ama sen… -Bir daha ne dersem yap.

-Ne zaman silah çekeceğini nereden bildin? -Gözlerini izleyerek.

-Bunu unutma. -Tamam.

Bir kürekle İncil'imi getir.

Ben duasını okurum.

"Çünkü dünyaya ne bir şey getirdik, ne de ondan bir şey götürebiliriz.

Rab verdi, Rab aldı.

Rab’bin adına övgüler olsun. Âmin."

Sal onları.

-Kaçacaklar. -Gitsinler, benim topraklarımda olacaklar.

Benim topraklarım.

Buradayız ve burada kalacağız.

Comentários

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left