As primeiras 200 linhas.
2004 sevgililer günü hakkında akla gelen fikirler.
Bugün posta kartı şirketleri tarafından...
...insanlar kendilerini kötü hissetsinler diye bulunmuş bir gündür.
Bugün işi astım.
Trene atlayıp Montauk'a gittim.
Neden bilmiyorum.
Ben aklına eseni yapan biri değilim aslında.
Bu sabah kötü kalktığım için herhalde.
Arabamı tamir ettirmeliyim.
Alo, Cindy?
Ben Joel. Joel!
Kendimi pek iyi hissetmiyorum.
Hayır, gıda zehirlenmesi sanırım.
Kumsalda hava çok soğuk.
Şubatın ortasındayız. Unuttun mu, Joel?
Bazı sayfalar yırtılmış.
Böyle bir şey yaptığımı hatırlamıyorum.
İki yıldır ilk kez bir şey yazıyorum.
Kumu fazla abartıyorlar.
Altı üstü küçücük taşlar işte.
Keşke biriyle tanışsam.
Bunun olma şansı çok düşük.
Tanımadığım bir kadınla göz kontağına giremediğim düşünülürse.
Belki de tekrar Naomi'yle çıkmaya başlamalıyım.
Tatlı biriydi. Tatlı iyidir.
Beni seviyordu.
Neden bana azıcık ilgi gösteren...
...her kadına âşık oluyorum?
Selam.
Pardon?
- Sadece selam dedim. - Selam. Merhaba. Selam.
Daha yakına otursam rahatsız olur musun?
Ne tarafa gidiyorsun?
Rockville Center'a.
Hadi canım! Ben de!
- Gerçekten mi? - Şansa bak?
Seni bir yerden tanıyor muyum?
Hiç Barnes and Noble'dan alışveriş yapar mısın?
- Evet, elbette. - İşte bu!
- Öyle mi? - Seni orada gördüm!
Beş yıldır falan orada çalışıyorum.
- Görseydim hatırlardım herhalde. - Tanrım! Beş yıl oldu mu?
Saçım yüzünden olabilir.
- Ne saçın yüzünden olabilir? - Rengini çok sık değiştiririm.
Bu yüzden tanıyamamış olabilirsin.
- Bu rengin adı mavi yıkıntı. - Öyle mi?
- Şık bir isim, değil mi? - Beğendim.
Evet.
Böyle şık isimli boyalar üreten bir şirket var.
Kızıl tehlike, sarı ateş, yeşil devrim.
İşi bu isimleri bulmak olan, birileri olmalı.
Sence böyle bir iş olabilir mi?
Yani kaç tane saç rengi olabilir ki? Elli tane vardır, belki.
Biri o işi kapmış.
Turuncu Ajan! Bunu ben buldum.
Bir boyaya karakterimi verdim.
Bundan şüpheliyim.
Sen beni tanımıyorsun...
...Dolayısıyla bunu bilemezsin, değil mi?
Özür dilerim kibar davranmaya çalışıyordum.
Peki, anladım.
- Bu arada, adım Clementine. - Benimki de Joel.
- Selam Joel. - Selam.
Adım hakkında şaka istemem.
Ama hayır, sen zaten yapmazsın. Kibar davranmaya çalışıyordun.
Adınla ilgili şaka bilmiyorum.
Akıllı Bıdık.
Onun ne demek olduğunu bilmiyorum.
Bilmiyor musun? Sen deli misin?
Öyle olduğumu söyleyenler oldu.
Hayır?
Özür dilerim. Ben sadece...
Ama güzel bir isim. Gerçekten çok hoş.
Merhametli demek, değil mi?
Clementine?
Ama gerçeğe pek uymuyor.
Ben kinci orospunun tekiyim.
Ben öyle biri olduğunu sanmazdım.
- Neden sanmazdın? - Şey... Bilmiyorum.
Ben sadece...
Bilemiyorum. Bence...
Tatlı biri gibi görünüyordun.
Şimdi de tatlı mı oldum?
Tanrım! Hiç başka sıfat bilmez misin sen?
Tatlıya ihtiyacım yok.
Tatlı olmaya da, kimsenin bana...
...tatlı davranmasına da ihtiyacım yok. - Tamam.
Joel?
Adın Joel değil mi?
Evet.
Bağırdığım için özür dilerim.
Bugün bir garibim.
Şu anda utanarak kabul etmeliyim ki...
...kibar davranman hoşuma gidiyor.
Ne zaman neden hoşlanacağım belli olmaz ama.
Şu anda böyle davrandığın...
...için mutluyum.
Şu anda yapmam gereken...
- Özür dilerim. Tamam. - Bir şeyler yazıyordum.
- Hayır, hayır, sadece... - Elbette. Önemli değil.
- Sadece, bilirsin, bu... - Tamam.
Kendine iyi bak.
Tanrım!
Selam. İstersen gideceğin yere bırakabilirim.
Hava soğuk.
- Evet, olur! Bana uyar. - Gerçekten mi?
Biraz soğuk zaten.
- Sen insanları takip eden bir sapık falan değilsin, değil mi? - Hayır değilim.
Sen benimle konuştun, unuttun mu?
Bu takipçilerin kitabındaki en eski numaradır.
Gerçekten mi? Takipçi kitabı diye bir şey mi var?
Tamam.
Bu kitabı okumalıyım.
Bak, kaçık gibi göründüysem özür dilerim. Aslında değilim.
Sorun değil. Öyle olduğunu düşünmemiştim.
Bir içki ister misin?
Yukarda çok içkim var ve...
Neyse boş ver.
Aptalca davrandığım için özür dilerim. - Hayır, hayır.
İyi geceler, Joel.
İki Mavi Ay.
Teşekkür ederim.
İç, genç adam.
içki baştan çıkarma bölümünün iğrençliğini azaltır.
Şaka yapıyorum!
Hadi ama.
Pek konuşmayan bir tipsin, değil mi?
Özür dilerim.
Sadece, pek ilginç bir hayatım yok.
İşe giderim, eve dönerim.
Ne diyeceğimi bilemiyorum.
Günlüğümü okumalısın.
Bomboş denebilir.
Gerçekten mi? Bu seni üzüyor mu? Ya da kaygılanıyor musun?
Ben hep hayatımı tam olarak yaşayamadığımı düşünüp kaygılanırım,
her imkanı değerlendirmek...
...hiç bir ânı boşa harcamak istemem.
- Böyle düşünüyorum. - Gerçekten mi?
Sen gerçekten çok tatlısın.
Tanrım, böyle demeyi kesmeliyim.
Seninle evleneceğim.
Bundan eminim.
Peki.
Joel, bir ara benimle Charles nehrine gelmelisin.
Bu mevsimde donmuş olur.
- Kulağa korkutucu geliyor. - Kesinlikle.
Bir piknik sepeti hazırlarım.
Gece pikniği. Gece piknikleri farklı olur.
Bir de biz...
Güzel olur.
Ama şimdi gitmeliyim.
Kalmalısın.
Hayır, gerçekten...
...Sabah erken kalkacağım.
Beni aramanı isterim.
Arar mısın? Hoşuma gider.
Evet.
Aradığında sevgililer günümü kutla!
Bu çok hoş olur.
Neden bu kadar geciktin?
Eve daha yeni girdim.
Beni özledin mi?
Garip ama evet.
Evet dedin. Galiba bu evlendiğimiz anlamına geliyor.
Galiba.
Yarın gece buzda balayı yapalım mı?
Bu dönemde tamamen donmuş olur.
Bilemiyorum.
Hadi. Gel, gel!
Gel, gel.
Çok güzel.
Değil mi?
Fazla uzaklaşma.
- İyi misin? - Kahretsin.
Kıçım!
- Artık dönsem iyi olacak. - Hadi gel!
Ya kırılırsa?
Kırılırsa mı? Gerçekten umurunda mı?
Buraya gel. Lütfen.
Hadi Gel.
Kay hadi.
- Keyifliymiş. - Buraya yatalım.
Ne yapıyorsun?
Hadi.
Sanırım çatlama sesi geldi.
Ne çatlayacak, ne de kırılacak.
Çok kalın.
Bana yıldız takımlarını göster.
Bilmiyorum.
Bildiklerini göster.
Tamam.
Tamam.
Şuradaki Osidius.
Nerede?
Tam şurada. Gördün mü?
Bir hilal ve sonra da haç.
Küçük Osidius.
- Atıyorsun, değil mi? - Hayır.
Orada. Hilal ve haç şeklinde.
Kapa çeneni!
No comments yet. Be the first to leave one.