لومړۍ 200 کرښې.
Çıplak gözle
birtakım elbise iki parçadan oluşuyormuş gibi görünür:
bir ceket ve pantolon.
Ama görünüşteki bu iki parça
dört farklı kumaştan oluşuyor.
Pamuk, ipek, tiftik ve yün.
Ve bu dört kumaş 38 ayrı parçaya bölünür.
Bu parçaların boyutlandırılması, şekillendirilmesi,
birleştirilmesi işlemi
en az 228 adım gerektirir.
Dolayısıyla ilk adım ölçü almaktır.
Ama "ölçüm" demek,
eline mezurayı alıp,
"Şuranın boyu bu kadar, buranın boyu bu kadar." demek değil.
Hayır, hayır, hayır.
Kimin için yaptığınızı anlayana dek
iyi bir şey yapamazsınız.
Tüm kıyafetler bir şey söyler.
Çoğu zaman beyefendiler gelip der ki:
Ne giydiğimi umursamıyorum.
Bunun doğru olduğunu düşünürsek,
bu da bir şey demez mi aslında?
Peki, müşteriniz kim?
Onun hakkında ne söylemeye çalışıyorsunuz?
Kapınızdan bir adam giriyor,
onu nasıl gözlemlersiniz?
Günaydın.
Sıska mı,
öğlen saati gibi kambur mu?
Yoksa özgüvenli mi duruyor,
omurgası dimdik.
Bahar pastelinin yakıştığı biri mi?
Farkedilmek isteyen biri mi?
Gri ve kahverenginin yakıştığı biri mi?
Kalabalığın içine karışmaya çalışan aceleci biri mi?
Çalıştığı yerde rahat etmek isteyen biri mi?
Yoksa daha büyük şeyler isteyen birisi mi?
Ve bu adam kim gibi olmak ister?
Ve aslında o kim?
Ve aslında o kim?
Ölçüyü alın...
ve kim olduğunu anladığınızda...
Bay Boyle.
başlamaya hazırsınız.
Tak, tak.
İşler nasıl, İngiliz?
İyi akşamlar efendim.
Vay. Bu güzelmiş.
Evet bu çok güzel.
Bunu babama mı dikiyorsun?
Bunu değil.
Bu kaliteli kumaşı başkası için mi kullanıyorsun? Kimin için?
Bay Richire, beyefendilerim hakkında konuşamayacağımı biliyorsunuz.
Şimdi öyle mi olduk? Beyefendilerin.
Şu İngiliz'e bir bakın.
Ağzından laf alınmıyor.
- Babanız buradaydı. - Öyle mi?
Dün.
İşinizin bir anlamda...
büyümeye başladığını söyledi.
Kutlama için size yeni bir takım elbise yapmaya hazırlanmamı söyledi.
Francis, ne diyorsun? Yeni takım?
Hazır buradayken?
- Bu gece olmaz. - Hey, hadi. Vaktimiz var.
Bu gece olmaz.
Hadi ama.
Bu kıyafetten mi gelmiş?
İngiliz, bana bir iyilik yap.
Neden ön tarafa geçip...
benim için sekreterine bakmıyorsun?
Müsaadenizle, beyler.
Dostum bu kıyafet.
Bu onun pirinç yüzüğü.
Tamam durma aç hadi. Bakalım ne yazıyor.
Posta var mı?
Bu konuda konuşmak ister misin?
Posta hakkında mı?
Seni kovmaları hakkında.
Kutuda ne var?
O bana gelmiş.
Bir bakalım.
Tamam.
Hayır, hayır, dur tahmin edeyim.
Eğik Pisa Kulesi.
Onun nesinin çekici olduğunu hiç anlamadım.
Tek yaptığı eğik durmak.
Eyfel kulesi mi?
Ondan var zaten.
Peki pes ediyorum.
Nedir o?
Göstereyim.
Tekrar evimde hissettim.
Güzel değil mi?
Bu bir saat.
Bazılarımızın tersine ben onu hiç görmedim.
Görsen de o bir saat.
Thames nehri kıyısında.
- Chicago'daki saatleri gördün mü? - Evet, tabi. Ama...
Londra'dakiler ile inanılmaz benzerler.
Tamam.
Seni hiç anlayamayacağım.
Asla belli bir yaşa gelmiş bir beyefendi...
olmayacaksın.
Dünyanın her yerine gitmişsin.
İstediğin her yerde dükkan açabilirdin.
Ama buradasın.
Buranın nesi varmış?
Aklıma birkaç şey geliyor.
Canım, bazı şeyler insanı her yerde bulur.
Nerede olduğumun pek de önemi yok.
Makasım bende.
Bir adama makasından başka ne lazım ki zaten?
Ve sen de yanımdasın.
Ve sen de yanımdasın.
Ama sonsuza kadar değil.
Ah, evet.
Ben bekler.
Öyle veya böyle...
buradan gideceğim.
Londra'ya mı?
Ve Madrid'e.
Ve Barcelona'ya.
Ve Fas'a.
Ve Paris'e
Bunun daha çabuk olmasını ne sağlardı biliyor musun?
Bir harita mı?
Lütfen.
Bay Richie'nin bana ihtiyacı var mı bir bakayım.
İti an çomağı hazırla.
Ne dedin sen?
Sadece bir deyim beyler.
Kusuruma bakmayın.
Kırmak istememiştim.
Yarın görüşürüz.
Saatçinin çırağı uğradı dün.
oldukça hoş biri.
Ne. kim uğradı?
Sokağın Aşağısındaki
Epey de yakışıklı.
Bana birilerini ayarlamaya mı çalışıyorsun?
Saatçi de çalışan çocuğu?
Saatçinin çırağı o
Küçük bıyığı olan mı?
Evet, Errol Flynn gibi.
Kiminle çıkacağımı söylemene gerek yok.
öyle demek istemedim.
Şöyle demek istedin, "Seni Richie Boyle'a gülerken gördüm...
ve bu pek iyi değildi."
O adamlar müşteri olabilirler,
ama beyefendi değiller.
Onlara diktiğin kıyafetlerle beni kandırabilirdi.
Yalnızca melekleri müşteri olarak kabul etseydik...
çok olmadan hiç müşterimiz kalmazdı.
Bütün müşterilerimizin arkada sandık bulundurmasına izin veriyor muyuz?
Ona gülen şendin.
Bütün hayatımı Richie Boyle gibi...
hayvanların etrafında geçirdim.
Geri çekilmesini istiyorsan, gözlerine bakıp onlardan biri gibi davran.
Senin için endişelenmeme ihtiyacın yok.
- Bu doğru. - Başının çaresine bakabilirsin.
Sen benim...
- Biliyorsun. - Evet.
Babam bok gibi biriydi, o yüzden...
Bunu iltifat olarak kabul et.
Edeceğim.
Biliyorum.
bu işi senin gibi sevmeye başlayacağımı
...umuyorsun. -Hayır, ummuyorum.
- Hayır. - Pratik yapıp...
zanaatı öğrenmemi.
Hatta belki de günün birinde dükkanı devralmamı.
Ama bunu istemiyorum. Senin hayatını istemiyorum.
Kendi hayatını yaşamaya hakkın var.
-Evet. -Buradan çok uzaklara...
gidecek genç ve
...zeki bir kadınsın. - Gideceğim.
Ve gittiğimde yalnız kalmanı istemiyorum.
Senin endişe duymana ihtiyacım yok.
Sonuçta sen benim... Biliyorsun.
Yeterli.
Şimdi, eğer o zammı istiyorsan...
ilk öğrenmen gereken şey lanet bir karenin neye benzediği.
Anahtarları bulmalıyız.
Tam buradalardı.
Onlarla ne yaptım acaba?
...Hep böyle derler...
Hey, bu kitap ne işe yarıyor bu arada?
Hep ne olduğunu merak etmiştim.
Hiçbir şeye dokunma.
- Bir şeye dokunma dedim! - Bunlar çok güzel.
Eşyalarının bıraktığı yerde kalmasını seviyor.
Tamam.
Ne sikik bir herif değil mi?
İşine önem veriyor...
bu yüzden işinin en iyisi.
Evet.
Tıpkı tanıdığım başka birisi gibi.
Neydi bu? Alay mı ediyorsun benimle?
Ne?
Alay mı ediyorsun benimle dedim?
No comments yet. Be the first to leave one.