Dial M for Murder

Dial M for Murder

د Turkish ژباړه ډاونلوډ کړئ

د خپرونې معلومات

Dial M for Murder (1954) Hitchcock 1080p H 264 AC3 ENG-ITA (moviesbyrizzo)
د لخوا تبصره moviesbyrizzo
Part of the "best of" Alfred Hitchcock 1080p moviesbyrizzo 117GB total torrent upload

تګونه

AC3
1080
په خپور شو: 2020-06-27
ډاونلوډونه: 138
د اوریدلو معیوبیت: No

د Turkish سرليکونو مخکتنه

لومړۍ 200 کرښې.

"QUEEN MARY" BUGÜN GELİYOR"

Bugün Southampton'a varacak olan...

...geminin yolcuları arasında...

...Amerikalı yazar Mark Halliday de var.

Sana bir içki daha getireyim.

Mark, Tony gelmeden önce...

...bir şey açıklamalıyım.

Evet, bunu bekliyordum.

Ona bizden söz etmedim.

Hiç şaşmadım. Bu zor bir iş.

Bu sabah sen telefon edince, polisiye öyküler yazdığını...

...ve daha önceki gelişinde tanıştığımızı söyledim ona.

Bu açıklama suçluluk kokuyor. Ben bunu öykülerimde asla kullanmazdım.

Mark, bunu aptalca bulduğunu biliyorum, ama Tony'yi tanısan...

...neden öyle dediğimi anlarsın.

Hayatım, şimdi de anlıyorum, ama seni sevmeme mani olmuyor bu.

O kadar basit değil.

- Tony değişti. - Teşekkürler.

Sana anlattığımdan tamamen farklı biri oldu.

- Sahi mi? Bu değişiklik ne zaman başladı? - Sana veda etmeye geldiğim gece.

Senin dairenden çıkıp buraya döndüm.

Kanepeye oturup bir güzel ağladım. Sonra uyuyakalmışım.

Uyandığımda Tony koridorda duruyordu.

Bavulları ve tenis raketleriyle birlikte.

Tenisi bırakıp bir iş bulmaya karar verdiğini söyledi.

- Öyle birdenbire mi? - Öyle birdenbire.

Tabii önce ona inanmadım, ama o çok ciddiydi.

Ve o zamandan beri harika biri oldu.

Sanırım bana yazmayı o zaman bıraktın.

Öyle mi Margot?

Bana yazdığın mektupları hatırlıyor musun?

Evet, hatırlıyorum.

Onları okuduktan sonra yakıyordum. En iyisi bu diye düşünüyordum. Bir tanesi hariç.

Hangisini kastettiğimi biliyorsundur.

Evet, galiba biliyorum. Ona ne oldu?

Çalındı.

Bir gün, haftasonunu arkadaşlarımızla köyde geçirmek üzere yola çıkmıştık.

Peronda beklerken el çantamın yanımda olmadığını fark ettim.

Mektup da içindeydi.

- Nerede oldu bu? - Victoria istasyonunda.

Çantamı restoranda bıraktığımı sandım.

Aramak için geri döndüm, ama orada yoktu.

Yani hiç bulamadın mı?

Çantamı iki hafta sonra kayıp eşya bürosundan...

...teslim aldım, ama mektup içinde değildi.

Bir hafta kadar sonra bir not geçti elime.

Mektubu geri almak için ne yapmam gerektiği yazıyordu.

Evet. Devam et. Hadi.

Bankadan 5 sterlinlik banknotlar halinde 50 sterlin çekip...

...kullanılmış 1 sterlinlik banknotlarla değiştirecektim.

Polise gidersem veya herhangi birine anlatırsam...

...mektubu kocama göstereceğini yazmıştı.

Not hala sende mi?

Büyük harfle yazılmış. Bunu herhangi biri yapmış olabilir.

İki gün sonra da bu geldi.

İkisi de Brixton'dan postalanmış.

"Paranın yarısını...

"...John S. King, 23 Newport Street, Brixton SW 9'a postala.

"Mektubunu geri alacaksın."

Küçük bir dükkan. Posta adresi olarak kullanılıyor.

- Parayı göndermedin. - Gönderdim, ama mektup geri gelmedi.

İki hafta bekleyip oraya gittim.

O isimde birini tanımadıklarını söylediler.

Paket hala oradaydı, açılmamıştı.

Tahmin etmiştim. Bu bende kalabilir mi?

İstiyorsan kalsın.

- Bana neden söylemediğini anlamıyorum. - Yapabileceğin bir şey yoktu.

Tony'ye ve polise haber vermemi isterdin.

Altı üstü 50 sterlin, vereyim kurtulayım diye düşündüm.

- Bu akşam Tony'ye anlatsam iyi olacak. - Hayır Mark, lütfen, anlatmamalısın.

Anlamıyorsun. Tony değişti. Lütfen.

Keşke bir yıl önce veda etmeye geldiğin ana dönseydik.

Mutfaktaydık. Neredeyse "Böyle devam edemem.

"Tony'yi bulup her şeyi anlatalım" diyecektim.

O zaman bunu yapardın sanırım.

Bu akşam zor geçeceğe benziyor.

Birbirimize hoş şeyler söyleyip duracağız.

Baksana, açıklamadığın bir tek şey kaldı.

Neden o mektubu da yakmadın?

Geldin demek. Hiç gelmeyeceksin sandık.

Ne oldu?

Özür dilerim, ama tam çıkacakken patron geldi.

Tony, bu Mark Halliday.

- Merhaba Mark. - Merhaba.

Geç kaldığım için çok özür dilerim.

- Buraları nasıl buldun Mark? - Çok iyi. Gayet iyi Tony.

Londra'ya ilk gelişin mi?

Hayır. Bir yıl önce tatile gelmiştim.

Ah, evet, doğru ya. Margot söylemişti.

- Radyo için yazıyorsun, değil mi? - Hayır, maalesef televizyon için.

- Hayatım, yer ayırttın mı? - Evet. Saat 7'ye.

- Hadi o zaman... - Hayatım, planlar biraz değişti.

- Gelemeyeceğini söyleme sakın. - Korkarım öyle.

İhtiyar Burgess pazar günü Brüksel'e uçuyor.

Aylık raporumu yarına kadar hazırlamam gerekiyor.

- Dönünce yapamaz mısın? - Hayır. Saatler sürer.

- Zaten yarısını üstünkörü yapacağım. - Ama...

Tiyatrodan sonra bize katılamaz mısın? Bir yere giderdik.

Ara olunca bir telefon et istersen.

- İyi çalışmışsam size katılabilirim. - Elinden geleni yap.

Gidip eşyalarımı alayım Mark.

- İşte biletler. - Sağol Tony.

Maalesef sana çok ayıp oldu.

- Hiç de değil. Gelemediğine üzüldüm. - Yemeğe de bekleriz.

- Seve seve. - Bu arada...

- ...yarın akşam ne yapacaksın? - Cumartesi mi? Bir planım yok.

- Erkek erkeğe toplanacağız, gelsene. - Erkek erkeğe mi?

Birkaç Amerikalı tenisçi gelip burada maç yapmıştı.

Onlar için bir veda yemeği düzenledik.

Tenisle pek aram yoktur.

Fark etmez. New York'u falan biliyorsun ya.

- Mark yarın partiye geliyor. - Çok iyi.

Önce buraya uğrarsın, bir içki içeriz.

- İyi fikir. - Evet. Pekala. Ben bir taksi çağırayım.

Hayır, yoldan bineriz.

- Hoşça kal sevgilim. - İyi eğlenceler.

- Hoşça kal Tony. - İyi geceler.

- Mark. - Evet?

Fazla bileti satıp parasıyla bir şeyler için.

Peki, deneriz.

- İyi eğlenceler. - Teşekkürler. İyi geceler.

- Alo. - Merhaba. Hampstead 7899 mu?

- Yüzbaşı Lesgate'la görüşebilir miyim? - Benim.

İyi akşamlar. Beni tanımazsınız. Adım Fisher.

- Satılık bir arabanız varmış. - Evet, Amerikan arabası.

Evet, tamirhanede gördüm. Ne kadar istiyorsunuz?

- 1100 sterlin. - 1100 mü? Anlıyorum.

Araba tam bana göre. Ama fiyatını beğenmedim.

Satın alırken ben de beğenmemiştim.

Ne zaman buluşabiliriz?

- Yarın öğleden sonra olur mu? - Korkarım bu imkansız.

Hayır, gelemem, pazar günü de Liverpool'a gidiyorum.

Keşke...

Bu akşam evime gelemez misiniz?

- Eviniz nerede? - Maida Vale'de.

Size uğrardım, ama bileğimi fena halde burktum.

- Üzüldüm. Adresiniz nedir? - 61-A Charrington Gardens.

- Harrington mı? - Hayır. Charrington.

Metronun orada sola dönün. İki dakikalık yol.

Bir saat sonra oradayım.

Çok naziksiniz. Bu arada, arabayı getirecek misiniz?

- Maalesef olmaz... - Önemli değil. Zaten iyice bakmıştım.

Ruhsatı ve gerekli kağıtları getirirseniz...

...bu işi hemen burada halledebiliriz.

Tabii fiyatı biraz indirirseniz.

- Korkarım bu mümkün değil. - Bir iki kadeh içkiyle ikna olabilirsiniz belki.

- İyi günler. - İyi günler.

- Bay Fisher? - Evet. Yüzbaşı Lesgate?

- İçeri girsenize. - Teşekkür ederim.

Çok naziksiniz.

Paltonuzu alayım.

- Adresi bulmakta zorlandınız mı? - Hayır. Çok kolaydı.

Oturun. Bir içkiye ne dersiniz?

Sizi daha önce gördüm sanki.

Bunu söylemeniz ilginç. Kapıyı açar açmaz ben de...

Bir dakika. Lesgate mı?

Sen Lesgate değilsin. Swann olmasın? C.J. Swann. Yoksa C.A. miydi?

C.A. Hafızanız benimkinden iyiymiş.

Fisher. Nerede tanışmıştık?

- Cambridge'de okumadın mı? - Evet.

Üstünden 20 yıl geçti. Beni hatırlamazsın.

- Sen son yılını okurken ben başlamıştım. - Ne tesadüf.

Evet, bir içkiyi hak ettik.

Seni vasat bir şarapla geçiştirecektim...

...ama bakalım burada neler varmış.

- Buna ne dersin? - Harika.

Arabamın satılık olduğunu nereden öğrendin?

- Tamirhaneden söylediler. - Garip. Kimseye söz etmemiştim.

Benzin almak için durmuştum. Amerikan arabası aradığımı söyledim.

Senin telefonunu verdiler. Satılık, değil mi?

- Elbette. - Güzel, en az üç brendi içmeden...

...fiyattan söz etmek istemiyorum.

Uyarıyorum, sarhoş ya da ayık, sıkı pazarlık yaparım.

Ben de öyle.

Cambridge'den sonra seni bir yerde görmüş olmalıyım.

Wimbledon'a gider misin?

Tabii ya. Wendice. Tony Wendice.

- Fisher da nereden çıktı? - Lesgate nereden çıktı?

- Puro ister misin? - Hayır, sağol.

- Pipodan vazgeçmem. - Alışkanlığını değiştirmişsin.

Hatırlıyorum da...

...üniversitede hep pahalı purolar içerdin.

Dur biraz, galiba bir yerde resmin olacaktı.

Evet.

Evet. Bir mezunlar yemeğinde çekilmiş bir resim.

İşte buradasın. Ağzında da kocaman bir puro.

O katıldığım ilk ve tek mezunlar yemeğiydi.

- Tam bir cani gibi bakmışım. - Evet, gerçekten öyle.

Tabii seni asıl üniversite balosundan hatırlıyorum.

- Sen saymandın, değil mi? - Fahri sayman.

Sevimsiz işlerle ben ilgilenirdim.

Evet. Bilet paralarının bir kısmı çalınmıştı, değil mi?

Doğru. Neredeyse 100 sterlin.

Çalışma odamdaki bir kutuya koymuştum, sabaha para yok olmuştu.

- Hademe almıştı tabii. - Evet, tabii. Zavallı Alfred.

Talihi hiç yaver gitmedi.

Para kutusunu arka bahçesinde bulmuşlardı.

Ama içinde para yoktu.

Yirmi yıl önce.

- Şu sıralar ne yapıyorsun? - Emlakçıyım.

تبصرې

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left