The Serpent's Skin

The Serpent's Skin

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ ഡൗൺലോഡ് ചെയ്യുക

റിലീസ് വിവരങ്ങൾ

The Serpents Skin 2025 1080p WEB-DL DDP5 1 x264-TheMrG
കമന്ററി എഴുതിയത് dikistutmaz
23,976 fps

ടാഗുകൾ

webdl
പ്രസിദ്ധീകരിച്ചത്: 2026-04-30
ഡൗൺലോഡുകൾ: 32
ശ്രവണ വൈകല്യമുള്ളവർക്ക്: No
FPS: 23.976

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ പ്രിവ്യൂ

ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.

Sikik babasıyla ilgili bir şey duymak istemiyorum.

Çocuklarını başıboş bırakmış.

Biraz disiplinli olsaydı, onları hizaya getirirdi.

Bu gidişle, sonunda tımarhaneye düşecek.

Deli değil, sadece zor bir dönemden geçiyor.

Çünkü çok tembel.

Ben onun yaşındayken iki işte birden çalışıyordum.

Ben de öyle, Jim, ama artık işler farklı.

He, çok farklı amına koyayım! Çocuklar çok tembel ve bencil.

O ne bir çocuk, ne bencil ne de tembel...

Anna! Selam.

- Selam. - Şey... söndür onu. Bu canavarın içinde sigara içilmez.

Ciddi ciddi tutuyorsun ha...

Evet. Bu aralar okların ne kadar pahalı olduğundan haberin var mı?

- Aslında yok... Yaklaşık üç yıldır yok... - Hain.

- Selam. - Selam.

- Ee... - Ee, ne?

- Demek sonunda kaçabildin. - Evet.

Seni kasabadan meşaleli öfkeli bir kalabalık mı kovdu?

Her neyse. O boktan kasabadan kurtulduğuna göre işler artık yoluna girecek.

- Bence de. - İstediğin kadar benimle kalabilirsin.

Sağ ol, Dakota.

- Demek arkeoloji okuyacaksın, ha? - Evet.

Babamın izinden mi gideceksin?

O işte iyi para var.

“Servet ve şöhret, evlat. Servet ve şöhret.”

“Temple of Doom”dan...

Doğru ya. Oha, babamın eski sırt çantasını bulmuşsun.

Evet.

Öf, o berbat eski sırt çantası dünyanın dört bir yanını dolaşmış.

Babamın, sırtında o çantayla...

...Tibet'te birkaç rahiple çekilmiş bir fotoğrafı vardı bende, sanırım.

Bekle, getirdiğin tek şey bu mu?

- Gerçekten de babama çekmişsin. - Bu bir hakaret mi?

Hayır. Yarı hakaret, yarı iltifat gibi bir şey.

Nasibim buymuş, ne yapayım...

İş konusunda ne düşünüyorsun?

Birkaç yere başvurdum ama henüz bir geri dönüş almadım, o yüzden...

Ben de antenlerimi açık tutarım.

- N'oldu? - Ne bileyim...

...kafandan antenler çıktığını düşündüm bir an...

Evet, bu bir deyim, Anna.

Biliyor musun, burada olduğun için gerçekten çok mutluyum. Yeni bir başlangıç.

İşte burası. Buraya “ Bates Motel ” diyoruz.

Belli oluyor. Bayıldım buraya.

Bayılacağını tahmin etmiştim.

- Selam, Danny. - Selam.

- Bu benim kardeşim. - Selam.

Bu da binanın tek seksi elemanıydı.

Belli...

Evini tam da böyle hayal etmiştim.

Rüya gibi yaşıyorum işte.

Kirası ne kadar?

Şey... O biraz sıkıntı...

Yani, giderek kötüleşiyor; bu yüzden bir an önce iş bulursan çok iyi olur.

Evet, biliyorum.

Başımıza boomer kesilmeden önceki dönemden.

“ Teenage Frankenstein hep bizim kalacak.”

Soldaki ilk oda boş.

Kusura bakma, düzgün bir yatak falan yok...

Ev arkadaşım giderken her şeyi almış, oysa eminim ki yatak ondan önce buradaydı...

Sorun değil. Fazla bir şeye ihtiyacım yok.

Şey, arkadaşımın grubu bu gece sahne alacak. Gelmek ister misin?

Yok ya, sağ ol yine de.

Ezik arkadaşlarımla tanışmak istemiyor musun?

İnan bana, zevklerim çocukluk dönemimize göre çok daha iyi hale geldi.

Yo, ezikleri severim... sadece yorgunum.

Biraz dinlenmek istiyorum.

Sıkıntı yok. Gidip hazırlanayım.

Doğrusu, baterist Ted'e biraz abayı yakmış olabilirim...

Baterist mi? Geçmiş olsun.

- Belki de böyle seviyorumdur. - Bu kadar detay yeterli sanırım...

Sen başlattın.

Şey... birkaçımız önceden şehir merkezine inip...

...oradaki küçük Tayland lokantasında bir şeyler yiyeceğiz...

...istersen sen de gel ve bir şeyler ye?

Yok ya, dilim pizza falan bir şeyler atıştırırım ben.

Tamam, köşedeki Fratelli's'e gitme de...

Çok kötü yapıyorlar... Peyniri koklatıyorlar, hamuru da çok kalın.

Tamamdır.

Anna, iyi misin sen?

Evet, sadece bir anlığına dalmışım, galiba...

- Ve bir kabus gördüm. - Babam onlara “gündüz kabusu” derdi.

- Hiç değişmemişsin. - Sen öyle san...

Siktir, kusura bakma ya. Burada birinin olmasını beklemiyordum.

- Sorun değil. - Oturabilir miyim?

Bu mahalleye yeni mi taşındın?

Evet, şey, bir süreliğine ablamın yanına taşındım.

Evet, doğru ya. O, senden bahsetmişti.

Benim hakkımda ne dedi?

Hiçbir şey. Sadece, burada kalacağını söyledi işte...

Bu konuda oldukça heyecanlı görünüyordu.

Sikeyim.

Ablamla arkadaş mısınız?

Şey, pek sayılmaz. Yani, bir bakıma...

Ne bileyim. Bilirsin işte, komşuluk...

Çamaşırhanede falan rastlaşıyoruz.

- Peki şehri sevdin mi? - Şey, kendine özgü bir kokusu var.

Evet, o, şey, karbon monoksit...

...kirli çöp konteynırları, pek iyi çalışmayan kanalizasyon sistemi...

- Alışırsın. - Hiç sanmıyorum.

Sırt çantandaki ouroboros güzelmiş.

Yılan şeyi... O sembole hep bayılmışımdır.

Babamındı. Sanırım Avrupa'da bir yerden almıştı.

Arkeologdu, o yüzden eve hep tuhaf küçük eşyalar getirirdi.

Ve bilemiyorum...

Dürüst olmak gerekirse, muhtemelen çoğunu çalmıştır diye düşünüyorum.

Babamın bu caddenin aşağısında bir pizzacısı var.

Eve getirdiği tek şey soğuk pizza ve sert sarımsaklı ekmekti.

- Fratelli's mi? - Evet.

- Boktan bir yer, sakın gitme. - Duymuştum.

- Öyle mi? - Evet.

Burada olman çok güzel.

Yani, bu binada.

Bilirsin, bina sakinleri genelde tuhaf emekliler...

...boşanmış boomer'lar ya da ürkütücü bekar adamlardan oluşuyor.

Sen de o ürkütücü bekar adamlardan biri misin peki?

Bir saniye, şey...

- Çok mu hızlı gittik? - Hayır. Sadece, şey...

- Ben transım. - Ha, sıkıntı yok.

- Gerçekten mi? - Evet. Sıkıntı yok.

Umarım gerçeksindir...

Vay be, ne kadar da “aklı başında”sın...

Sorma. Hayatımı mahvettim.

- Kahve ister misin? - Evet.

Dışarı çıkamayacak kadar yorgun olduğunu sanıyordum.

Şey...

Hâlâ üç şekerli mi içiyorsun? 40 yaşına gelmeden şeker hastası olacaksın.

Bilgin olsun...

...Danny'nin altındaki dairede...

...tuhaf, yaşlı bir bekar kadın oturuyor.

Yürüdükçe takıları şıngırdadığından ona “Şıngırdak Teyze” diyorlar.

- Apartmanın dedikoducusudur. - Tamam.

- Utanmana gerek yok, yardır... - Öyle diyorsan... Sağ ol.

- Danny iyi biri; ama biraz tuhaf... - İyi anlamda mı kötü anlamda mı?

Senin gibi tuhaf diyebilirim...

Yani, çekingen, zeki, mesafeli...

...ve biraz da gizemli.

Ama gözleri bana bir şeyi hatırlatıyor.

Sanki içini görüyormuş gibi bakıyor, tıpkı senin gibi...

Neyse, işe gitmek için hazırlanmam gerek. Bugün ne yapacaksın?

Komşulardan uzak duracağım, sanırım.

Şehir merkezinde çalışıyorum, istersen seni bırakabilirim.

- Olur. - Harika.

- Belki bir iş arayabilirsin? - Tamam.

Eleman Aranıyor

- Selam, bir şey mi arıyorsun? - Hayır.

Yani, şey... burayı çok beğendim, çok havalı.

Evet.

Şey, kapıdaki “eleman aranıyor” yazısını gördüm de...

Öyle mi? Peki.

- Özgeçmişin yanında mı? - Değil.

Peki, daha önce bir dükkânda çalıştın mı?

Böyle bir yerde çalışmadım...

...ama memleketimde bir süre benzin istasyonunda çalışmıştım.

Harika, peki, bugün deneme için biraz burada vakit geçirebilir misin?

Tabii.

- Olur mu? - Olur.

Tamam, sana işin inceliklerini göstereyim. Bu arada, ben Barry, ama herkes bana Buz der.

- Ben Anna. - Anna. Anna, güzel, tamam.

Buz.

- Hop, doldur şunu hemen! - Sakin ol, dostum, hallediyorum.

Tamam! Hallediyorum!

Doldur şunu, acele et, yoksa yeminlen seni delik deşik ederim!

- Sıkıntı yok, dolduruyorum, tamam. - Acele et!

- Tamamdır. - Cep telefonun var mı?

Cep telefonum yok, tamam mı? Telefonum yok.

- Bu kadar mı? Kasan var mı? - Arkada.

Hop, ihtiyar amcık , kıpırdama.

Beni aptal mı sanıyorsun? Polisi arayacaksın.

Tamam. Telefon orada, dostum, tamam mı?

- Telefon tam orada. Anlaştık mı? - He, tamam, tamam. Acele et.

Defol.

Ne istiyorsun lan?

Defol.

Nereye gitti?

- Şey... - Tanrı'm. İyi misin?

İyiyim. Sadece kafamı çarptım.

- Hastaneye gitmek ister misin? - Hayır, iyiyim.

Gerçekten. Sanırım sadece şoktan.

- Neden gitti? - Bilmiyorum.

Sanırım bazen pisliklere karşı dik durmak gerekiyor.

Evet. Olaya bak ya...

Ha, şey, şunu al...

Bugünkü çalışman için. Şey, gerçekten çok üzgünüm.

Ve sanırım bu yüzden işi istemezsin, ki bunu tamamen anlayışla karşılıyorum, tamam mı?

Yarın kaçta açıyoruz?

- Ciddi misin? - Ciddiyim.

Şey, 11:00'de, geç kalkmayı seviyorum da...

Tamam. Harika.

Burası sık sık soyuluyor mu?

Hayır, inanır mısın benim vardiyamda ilk kez oluyor.

Uğursuz musun yoksa uğurlu musun, bilmiyorum.

Muhtemelen ikisi de.

- Ya. - Evet.

- İlk yardım çantan var mı? - Var, var, hemen getiriyorum, bekle.

N'oldu?

- Bir şey yok. - Biri mi vurdu?

- Hayır, öyle bir şey değildi. İyiyim. - Nasıl oldu?

Biri kapıdan çok hızlı girdi, ben de kafamı çarptım.

The Serpent's Skin subtitles in other languages

അഭിപ്രായങ്ങൾ

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left