처음 200줄입니다.
Şu güzel şehri görmek istiyorum
Evet, o güzel şehri görmek istiyorum
Ben de
O güzel şehri görmek istiyorum
Bir gün o güzel şehri Görmek isterim
Bir gün ben de
Hoş Geldin Sofrası'na oturmak isterim
Evet, Hoş Geldin Sofrası'na Oturmak isterim.
Hoş Geldin Sofrası'na Oturmak isterim
Hoş Geldin Sofrası'na oturmak isterim
O güzel şehri görmek
Bir gün
Ah, bir gün ben de
Şarkı söyleyip hiç yorulmamak isterim
Şarkı söyleyip Hiç yorulmamak isterim
Evet, şarkı söyleyip Hiç yorulmamak isterim
Şarkı söyleyip Hiç yorulmamak isterim
Hoş Geldin Sofrası'na oturmak
Bir gün o güzel şehri görmek
Bir gün
İnsanlar hep göç etti.
Hep ufuktaki o erişilmez evi arayarak.
Hoş karşılandığımızı ne gösterir?
Evimizde olduğumuzu ne gösterir?
Evimiz neresidir?
Ev, bize kim olduğumuzu söyler.
Ev bize nelerden hoşlandığımızı söyler.
Kimi sevdiğimizi söyler.
Ne yediğimizi.
Ne söylediğimizi
Hangi dili konuştuğumuzu.
Ev, güneşin teninde nasıl hissettirmesi gerektiğidir.
Ayın gökyüzünde nasıl durması gerektiğidir.
Yıldızların tepemizde nasıl döndüğüdür.
Kimse kök saldığı toprağı terk etmek istemez.
Kokular, sesler.
Gülümsemeler, aşinalık.
Bildiğimiz her şeyin verdiği huzur.
Bizi var eden her şeyin huzuru.
Ama bazen.
Başka seçeneğimiz olmaz.
Gitmek zorunda kalırız.
İşin zor kısmı şu.
Hepimiz evimizden ayrıldık.
Farkında olmadan hepimiz göç ettik.
Hepimiz başka bir gezegene taşındık.
İklimi değişmiş bir gezegene.
İnsanlığın daha önce yaşadığı hiçbir yere benzemeyen bir gezegene.
Ve hepimiz şimdi oraya gidiyoruz.
İstesek de istemesek de.
Bu da her şeyin değişeceği anlamına geliyor.
Belki de bir daha eve dönemeyiz.
Bu dünyada kalan istikrar kırıntıları bile
yok olmak üzere.
İklim, kontrol edilemeyecek ölçüde değişiyor.
Dünyadaki her üç kişiden biri
iklim değişikliği nedeniyle evini kaybedecek.
Milyarlarca insan evini kaybedecek.
İnsanlık tarihinin en büyük kitlesel göçünün parçası olacağız.
Hükûmetler bunun geleceğini biliyor.
Ama yardım istasyonlarıyla göç merkezleri kurmuyorlar.
Duvarlar ve gözaltı merkezleri inşa ediyorlar.
Koşullar kötüleştikçe ve insanlar daha çok göç etmek istedikçe
duvar çağrıları da giderek yükseliyor.
Tanrı Amerika'yı korusun.
Umarım o duvarı yapar. Umarım parayı bulur.
Bir duvar lazım.
Bu oyun değil. Burası Amerika.
15 bin kişi üzerinize yürürken
bu insanları nasıl durduracaksınız?
Durduramazsınız. Bunun bir yolu...
Dünya genelindeki hükûmetler sınır güvenliğine
ve hapsetmeye yatırım yapıyor.
Duvarlar ırkçılığı temsil ediyor.
Militarizmi.
Milliyetçiliği.
Faşizmi.
Burası bizim. Orası sizin.
AMERİKA'YI GERİ ALIN
Hepimiz göç etmek zorunda kaldığımızda nereye gideceğiz?
Oraya vardığımızda nasıl olacak?
Hoş karşılanacak mıyız?
Kapımıza gelenleri hoş karşılayacak mıyız?
Duvar bütün o nefreti temsil ediyor.
Peki duvarın karşıtı nedir?
Sizi Levee'deki soframıza davet ediyoruz.
Bir masa örtüsü yok,
ama hikâyelerimizin her ipliği bir nakış oluşturuyor.
Bu sofradakiler buraya gelmek için çok nehir aştı.
İklim değişikliğiyle yerinden edilen insanlar, her kıtadan.
Buradan ilk kez ayrılıp
sormak için:
Evimiz şimdi nerede?
Yanımıza oturun ve hikâyelerimizi dinleyin.
Paradise kasabası etraflarında yanıp kül olan bir aileyle başladık.
Merhaba, ben Ali.
Hayatım çok güzeldi.
Evimiz çok özel bir yerdi.
Yangında trafikte sıkışınca hepimiz mahsur kaldık.
İtfaiyeciler de mahsur kalmıştı.
Bir de şu şarkı vardı.
Sanırım radyoda bir Bee Gees şarkısı çalıyordu.
Propan tankları patlıyordu.
Şarkı da şöyleydi: "Stayin' Alive, Stayin' Alive"
Sonra itfaiyeciler bize
araçları bırakıp en yakın otoparka koşmamızı söyledi
çünkü yangın yaklaşıyordu.
Stayin alive stayin alive
İşte burasıydı.
Bu benim JBL PRX çift 15 inçlik profesyonel hoparlörümdü.
Ses sistemleri işi yapıyorum.
DJ'lik de yapıyorum.
Resmî bir uyarı almamıştık.
-Uyarı yapılmadı mı? -Hayır.
Halka yönelik hiçbir uyarı yoktu.
Sadece patlama sesleri.
Sürekli patlamalar.
Propan tankları patlamaya başlamıştı.
O an yangının bize yaklaşık 1,5 km uzakta olduğunu anladım.
Anladım.
Arayayım.
Yangını tam şurada görebiliyordunuz.
Turuncuydu.
Ne demişlerdi, 800 futbol sahası mı?
Dakikada 80 futbol sahası.
Çok büyük. Çok hızlı.
Burası bizim yatak odamızdı.
Tam şurada doğdu.
İlk bildiği şey bu evdi.
Etrafa bakıp düşündüm, ne alayım?
Evet.
Bir de bebek vardı.
Açlıktan ağlıyordu.
Bir yandan da hepimiz için eşya toplamaya çalışıyordum.
Mahsur kaldığımız yol şu ağaçların arasındaydı.
Yola çıkar çıkmaz trafikte sıkıştık.
Evden 3 km bile uzaklaşamadık.
Arabada oturuyordum.
Kendi kendime, "Ben böyle ölmeyeceğim." diyordum.
Ben böyle ölmeyeceğim.
Dünyaya yeni bir bebek getirdim.
Biz böyle ölmeyeceğiz. Yanımda çocuklar var.
Biz böyle ölmeyeceğiz.
Ali, Jason ve aileleri şanslı olanlardandı.
85 kişi öldü
ve Paradise'taki her şey yandı.
İklimi değişmiş yeni gezegenimiz, her zamankinden daha sıcak ve kurak.
Sıradan bir orman yangını artık iklim cehennemine dönüşüyor.
Kıyametten bir kesit.
Yanıp sonra erimiş biberonlar.
-Lastikler. -Torpidolar.
Formika tezgâhlar, mikrodalgalar.
LCD televizyonlar.
-Uydu antenleri. -Spor ayakkabılar.
Organik roka kapları.
Kamera, kıyafetler.
Yanıp kül olmayan tek yer otoparklardı.
Alışveriş arabasını yerine koyabilirsiniz
ama market artık yok.
Sonunda bir polis herkesi araçlardan indiriyordu.
Artık yaya devam edeceğimizi söyledi.
Yoldaki herkes koşmaya başladı.
Bu otoparka gitmemizi söylemişlerdi.
Bu otopark tamamen tahliye edilenlerle doluydu.
İlk başta çok korkutucuydu.
Etrafımız ateşle çevriliydi, gidecek yer yoktu.
Kor yağıyordu.
Sonra "Tamam, yolu açtık." dediler.
"Arabanız varsa binin."
"Devam edin. Yoldan çıkmayın."
"Herkesi tehlikeye atarsınız. Devam edin."
Çok duman soludunuz mu?
Evet. Maskeleri yoktu.
Oğullarımın elinde bir bez parçası vardı.
Onu kullandılar. Sonra yıkadığımda
kapkara olmuştu.
Simsiyahtı.
Her yerde karavan görüyordunuz
ya da insanların bahçelerinde, belli ki
yaşamak için kurulmuşlardı.
Duyduğum rakam
evinden ayrılmak zorunda kalan insan sayısı 22 bin civarındaydı.
Bunlar günümüz mültecileri.
İklim mültecileri.
Chico'da bir minibüste, 48 km ötede yaşıyorlar.
Gelecek bu mu?
Amerikan rüyası gözlerimizin önünde çöküyor.
Ülkenin hiçbir yerinde güvence kalmadı.
Nerede güvende olacağız?
Bunun coğrafi bir cevabı yok.
Bir kıyıdan diğerine,
yangınlar, seller, her tür aşırı hava olayı.
Amerika'nın istikrar dokusu sökülmeye başladı,
iplikleri birer birer çözülüyor.
Amerikan şehirleri, yeniden inşa edilmelerinden daha hızlı yok oluyor.
Bir kalp ki
Çöplük gibi dolmuş
Seni yavaş yavaş öldüren bir iş
İyileşmeyen yaralar
Çok yorgun ve mutsuz görünüyorsun...
No comments yet. Be the first to leave one.