처음 200줄입니다.
MANGALPUR
Yağmur durmuyor.
Treni kaçırmış olmalıyız.
Kime sorsak?
İstasyon şefine soralım.
Hadi.
Şurada.
-Merhaba, efendim. -Bayım.
01.00'daki yolcu trenini kaçırdık mı?
O kim?
Kumbakaran'ın amcası.
-Merhaba. -Abi, uyan.
Beyefendi.
01.00'daki yolcu trenini kaçırdık mı?
Tren gelmedi ki kaçırasınız.
Rayları sel bastı.
Tüm trenler gecikecek.
Tren ne zaman gelir?
Geldiğinde görürsünüz.
Hadi ama dostum. Tam da babam gibi.
Hey!
Hava buz gibi.
-Jassi abi. -Efendim?
Bak, birisi ateş yakmış.
-Oraya gidelim. -Tamam.
-Hadi. -Tamam.
Merhaba, amca. Hava çok soğuk. Seninle oturabilir miyiz?
Buralı mısın, amca?
Konuşmuyor.
Bir arkadaşın düğünü için Delhi'den geldik.
Bize yıllar önce burada kimsenin evlenemediğini söylediler.
Gelin düğün gününde kaybolurmuş.
Bir zamanlar böyle şeyler oluyordu.
Ama uzun yıllar önceydi.
BİRKAÇ YIL ÖNCE
Saat kaç?
Daha saat 7, merak etme.
Bir saate Lucknow'dayız.
Uçak 22.30'da kalkıyor, daha çok zamanımız var.
Ne oluyor?
Daha ileri gidemezsiniz. Yağmur yüzünden bir ağaç devrildi.
Ama bir saate Lucknow'da olmalıyız.
Bu yolu kullanamazsınız.
Ağaçlar devrildi.
Mangalpur yolundan gidin.
Mangalpur mu?
Ne dersin?
Dediği yoldan git.
Uçağa yetişmemiz gerek.
Ama… Orası tehlikeli, efendim.
Nedenmiş?
Yeni evli çiftlerin
o yolu kullanması yasaktır.
Neden?
Orada şeytanların gelinleri kaçırdığı söyleniyor.
Ne saçma şey!
Öyle hikâyelere inanmam ben.
Hadi, çalıştır arabayı.
Bu bir hikâye değil, efendim.
Ben Mangalpurluyum.
Son gelin kaybolalı 12 sene oldu.
O zamandan beri de burada kimse evlenemedi.
Hiçbir gelin de o yoldan geçmedi.
Hikâyelerin yüzünden uçağımızı kaçıracağız.
Otobüsü çevir de gidelim işte.
Yine ne oldu?
Lastik inmiş, efendim.
Tanrım.
Herkes insin.
Dinlenin. Lastiği değiştirince sizi çağırırım.
Çok soğuk.
Gel buraya.
Sen otur. Ben çay alayım.
-Tamam. -Gel, otur.
-Şal al. -Tamam.
Hava bugün birden soğudu.
Fark etmez. Şu sıcak çayı al.
Kayınvalidem.
Dostum!
Telefon çekmiyor, amca.
Uçağa yetişemeyeceğiz herhâlde.
Tanrım! Ne büyük bir belaya bulaştık?
-Hava da soğuyor. -Çay?
Alırım, teşekkürler.
Yanımda kal.
Dushyant Maharaj'ın kimseyle görüşmediğini
neden sürekli anlattığını şimdi anlıyorum.
Doktorlar, korkunç bir
bulaşıcı hastalığı olduğunu söyledi.
40 gün boyunca odasından dışarı adım atmadı.
Onu en son dolunay gecesinde gördüm.
Saygılarını sunmak için saraya gelmişti.
İyi hissetmediğini söyledi.
Yemek yemek için bile iki gün odasından çıkmamıştı.
Tabak kapısının dışında duruyordu.
O sabah dışarı çıktığımda tabak hâlâ oradaydı.
O zaman fark ettim ki…
Dushyant Acharya harika bir adamdı.
Son anlarında yanında kimse yoktu.
Bu servetin tamamı kime kalacak merak ediyorum.
LONDRA
OXFORDSHIRE İLÇE KONSEYİ
DOKTOR VASUDEV ACHARYA İLAHİYAT DOKTORU
Dediğimin aynısını tekrar edin.
Söyleyin.
Mantraları düzgün söyleyin. Söyleyin.
Bu aptalı nereden buldun?
Bu aptalı nereden buldun?
Benimle dalga mı geçiyorsun?
Dalga geçmiyorum. Dediğimi tekrarla dedin.
Ben de yaptım.
Gelini çağır.
Shiela, hanımı getir lütfen.
Geldi.
Gelini kim getiriyor?
Düğün töreninde geline yalnızca babası eşlik edebilir.
BILL BRYSON NEREDEYSE HER ŞEYİN KISA TARİHİ
Çelengi geline ver.
Ahmak herif… Çelengi sağ elinde tut.
Sağ elinde, Arjun.
Şimdi ağacı çelenkle süsle evlat.
Şimdi ağacı kutsa.
Ağaç!
Ağaç.
Şimdi kılıcı tut.
Kılıç şurada.
Kes.
Ağacı kes. Ağacı!
Düzgün söyle sen de. Bu töreni her gün yapmıyorum.
İnanılmazsın.
Kes.
Maharaj, bu yüzden düğünler uzun sürüyor.
Tüm aile kusurlu.
Artık Meera ile Rahul evlenebilirler.
Kartik ayının 11. günü olan Ekadashi gününde.
Yani, size göre 13 Kasım'da.
Baba.
Düğün mekânım yine değişti.
-Udaipur'da değil mi? -Hayır.
Udaipur Sarayı su ile çevrili.
Rahul'un ninesi sudan korkuyor. Yani…
Sudan korkuyorsa nasıl yıkanıyor?
Arjun?
Peki ya Gujarat Kalesi?
Enerjisi kötü. O da olmaz.
İşte.
Ben bu evliliğe hep karşıydım.
Rahul'u seviyorsun diye kabul ettim.
İsterlerse cehennemde evlensinler.
Ara beni, ritüelleri gerçekleştiririm.
Bu arada
yarın bir seminer için Sidney'e gidiyorum.
Soru sormak için beni aramayın sakın.
Baba.
Alsana.
Onun hakkında ne karar verdiğini hâlâ bana söylemedin.
"Bak, ben fakir bir adamım."
"Sahip olduğum tek şey bu ev."
Bak, ben fakir bir adamım.
Sahip olduğum tek şey bu ev.
Doğru.
Ama ödemesi gereken birden fazla kredisi var.
Bir de ona davalar açıyorlar.
"Ben mi ona borç al dedim?"
Ben mi ona borç al dedim?
Okuldan sonra çocuklar, onlara hayatta yardım edecek
şeyler öğrenirler.
Bu yeni.
Peki, o ne yaptı?
Anakonda yakalamaya gitti.
Tekvando öğrenmeye gitti.
Neyse!
Kim babasının parasını dövüş öğrenmeye harcar?
Evet, evet!
Tabii gelirim.
Telefonda kimse yok. Her şeyi duydun, değil mi?
Yoksa tekrar mı edeyim?
Dinle…
Sonuçta o benim oğlum.
Düğünden sonra ona yardım edeceğim.
Ama bunu ona söyleme.
Yoksa daha da borç alır.
Neye gülüyorsun?
-Görüşürüz. -Görüşürüz.
-Günaydın. -Günaydın.
Ama sana söylediğimi söyleme yoksa beni öldürür, tamam mı?
Beni hâlâ seviyor mu?
"Beni hâlâ seviyor mu?"
Seviyor.
Bak, biri beni sorarsa
öldüğümü söyle. Ne diyeceksin?
Öldüm. Dinle.
Aptal.
Efendim?
Bayan Meera Acharya'yı nerede bulabilirim?
O benim.
Bayan Acharya.
Ben, Richard Gardener.
Smith ve Ortakları Hukuk Bürosu'ndan.
Konuşabilir miyiz acaba?
No comments yet. Be the first to leave one.