Le prime 161 righe.
- Çocuklar, ne yapıyorsunuz? - Büyükbaba, burası benim sarayım.
Ben kralım ve Radha da kraliçe.
Anladım, anladım.
Peki bu sarayda benim konumum ne?
Sen bu sarayın bakanısın.
Ben bakanım, sen kral ve Radha da kraliçe.
Haydi, kral ve kraliçe gelip yemek yesinler.
Olmaz büyükbaba.
Annem hastaneden geldiğinde onunla yemek yeriz.
- Annem döndü! - Annem döndü!
Sonra oğlum, sonra.
Baba! Baba!
Ne oldu Laxmi?
- Bir şey mi lazımdı? - Baba, durumu kritik.
Doktor hemen ameliyata alınmazsa...
...ölebileceğini söyledi.
Zaten bir kumarbazın ve ayyaşın hayatının ne faydası var ki?
Onu bir kez kurtar, baba, bir daha senden hiçbir şey istemeyeceğim.
Pek çok kez kurtardım.
Üstelik bunlar bana ait değil.
Rahmetli arkadaşımdan emanet. Ve bu çocukların hakkı.
Sana yardım edemem.
- Sen ne diyorsun? - Söylediklerimde ciddiyim.
İmkanım olsa, o sarhoşa bir kuruş bile vermezdim.
- Taş kalpli oldun. - Evet kızım, evet.
Seni bu halde görmek beni taş kalpli yaptı.
Tamam o zaman.
Zenginliğini kendine sakla. Seninle tüm bağlarımı koparıyorum.
Radha, gel, gidelim. Haydi Prashant.
- Laxmi. - Haydi, dedim. - Radha! - Laxmi. Laxmi, çocuklar...
- Alo? - Evet?
- Bombay Hastanesi mi? - Evet.
Ben Ramnarayan. Damadım Shekhar orada yatıyor.
- Evet. - Evet.
Siz ameliyatı başlatın, ben de parayla orada olacağım.
- Üzgünüm. Bir süre önce öldü. - Ne?
Çeviri: King3000
Oğlum, buraya gel.
- Aç mısın? - Evet.
- Oğlum, adını söylemedin. - Benim adım yok.
Neden? Senin annen baban yok mu?
Ben yetimim.
Hayır evlat, bir daha öyle konuşma.
Hepimiz senin yanındayız.
Bundan sonra sana Suraj diyeceğim. Hoşuna gider mi Suraj?
Benim adım Suraj.
Evet evlat. Bundan sonra bizimle kalacaksın.
Suraj, çok güzel bir sesin var. Çok hoş.
Gerçekten mi? Ama aptal olduğumu ve iyi şarkı söyleyemediğimi söylüyorlar.
Onlar aptal. Bir gün çok başarılı olacaksın.
Evet Suraj, Radha haklı.
Bir gün ünlü bir şarkıcı olacaksın.
Ama bunun için çok çalışmalısın.
- Çalışacak mısın? - Evet, çalışacağım.
Tanrıça, bugün Suraj yeni bir hayata başlıyor.
Bugün sahnede şarkı söyleme şansı buluyor.
Sesiyle mutluluk yayabilmesi için onu kutsa.
Onu o kadar çok kutsa ki, çok ünlü olsun.
Onu kutsa, Anne!
Teşekkür ederim Anne. Harikasın.
Merhaba güzel kızlar.
Elimde bu güzel çiçek var.
Bakalım içinizden hangi şanslı bunu alacak.
Sen mi? Sen mi? Sen mi? Yoksa sen mi?
Abla, abla, annem çok kızgın. Lütfen beni kurtar.
- Lütfen! - Hadi git!
O nerede? Eskiden bütün gün evin önünde oluyordu.
Bu aralar o da para alıyor.
Anne, sabah sabah neden bağırıyorsun?
Parasını aldı, kimseden çalmadı.
- Peki nereye gitti? - O...
Amitabh'ın filmlerinden birini izlemeye gitmiş olmalı.
Film izlemeye gitmedi, o burada.
Anne, yemin ederim, ben...
Ah anne!
Onun için yalan yere yemin bile ediyorsun.
Hayır anne, ben...
Onu nasıl dışarı çıkaracağımı biliyorum.
- Onu dışarı çıkaracağım. - Anne, anne.
- Ne? - Hayır anne.
Bu kız delirmiş.
Amit efendim!
Anne, beni evden atsaydın, sorun etmezdim.
Ama Amitabh'ımı atma.
- Gerçekten mi? - Hayır anne.
Sana bir ders vereceğim.
- Bekle. Sana göstereceğim. - Anne! - Elimden kurtulamazsın! - Anne.
- Yeter. - Sen karışma.
Radha, onu sen şımarttın.
Sen evlenince çok pişman olacak.
Bu olmayacak. Evlendiğimde onu da yanımda götüreceğim.
Seninle kalmayacağım. İkimiz de kız kardeşimin yanında kalacağız.
Kız kardeşiyle kalacakmış!
Kocan seni dövünce aklın başına gelir.
Ben de onu döverim. Ama asla kardeşimi bırakmam.
Onu kalbime yakın tutacağım.
Tanrım! Seninle girdiğim bir tartışmayı kazanamam. Asla değişmezsin.
- Anne! - Ne var?
Anne, ben seni çok seviyorum, anne.
- Sebebini biliyor musun? - Neden?
Çünkü sen benim ablamı doğurdun.
- Değil mi abla? - Aptal!
Radha, Suraj'ın nazar duasını unutma.
Ah evet, Suraj'ın nazarı! Bana unutturdun.
Sen de? Amit, hadi gidelim!
Nazar gitsin.
- Bunu neden yapıyorsun? - Nazar gitsin.
Bunu neden yapıyorsun?
Seni nazardan koruyorum.
O zaman doğru bir şekilde yap.
- Nazar gitsin, nazar gitsin. - Evet, evet!
Kardeşim beni de nazardan koru.
Seni kim nazar edecek? Al kendin yap.
Yine mi telefon?
Radha, yıldızın telefonunun çalacağını düşünmüyor musun?
- Alo? - Her seferinde bir çağrı var.
Hayranlar, telefon, hayranlar, telefon.
Her zaman telefondasın.
- Harika. - Soğumadan kahvaltını yap. - Tamam.
- Doldurulmuş ekmek nasıl? - Çok güzel.
- Peki ya sebze? - O da öyle.
Ben hazırladığım için iyi olması gerekiyor.
Şarkı söylemen ve hayran takibin tamamen benim sayemde.
Benim yemeğim olmadan yıldız olamazsın.
- Ne oldu? - Ne oldu? - Ne oldu?
- Ne oldu efendim? - Çok acı!
Sen ne diyorsun?
Ama az önce yemeklerimi övüyordun.
Ben beni öven hayranımı övüyordum, senin yemeklerini değil.
Pekala, bundan daha iyi pişiremem.
Daha iyi yemek istiyorsan, iyi bir kızla evlen.
Evet, güzel bir kız arıyorum.
Bayan Radha, neden siz evlenmiyorsunuz?
Sen beni duymadın mı? Güzel bir kız arıyorum.
Tamam, tamam, tamam. Ben seninle ilgilenmiyorum.
Benim kocamın bıyıklı olması gerekiyor. Kocaman bıyıklı!
Evet, kocaman bir bıyığı olacak.
Kekeleyecek ve seni arayacak.
Bay Hasmukh, bakın ne diyor!
Alo. Evet. Hayır, hayır, burada Suraj diye biri yok.
- En azından adını sor! - Ne? Adın ne?
- Suman. - Telefonu ver! - Evde değil.
- O meşgul. - Radha, telefonu bana ver.
- Kahvaltısını yapıyor. - Radha, telefonu bana ver.
Teşekkür ederim.
Alo. Evet Suman.
- Neden konuşmuyorsun? - Çünkü ben onu susturdum.
Kocan olacak adama acıyorum.
Evet efendim?
Bir dakika.
- Bu... - Benim için mi efendim?
Senin için değil. Bu ne?
Mektup efendim.
Onu ben de biliyorum.
Bu ne? Gopal Kishan, Bombay. Gopal Kishan, Bombay.
Yani, mektubumu bana gönderdin.
Bütün mektupları ve kutuları müşteri yerine bana gönder.
Ben Amul spreyi içeyim, sen de bana ninni söyle.
- Olur efendim. - Ne olur efendim?
Efendim, ninni söylememi istediniz ya.
Mona...
No comments yet. Be the first to leave one.