200 baris pertama.
Çeviri: erkep İyi seyirler...
EXHUMA Açığa Çıkarılan Mezar
Pardon, hanımefendi.
Alana inmeden önce, biraz daha şarap alır mıydınız?
Hayır, teşekkürler. Böyle iyi.
Ve bu arada,
Ben Koreliyim.
Öyle mi? Kusura bakmayın.
İyi uçuşlar.
Müşteriden bahsedecek olursak...
En güçlü olduğu alan, gayrimenkul.
Kore'de bir sürü arazisi var, Burada ABD'de de yatırım işleri yapıyor.
Bu tür insanları bilirsiniz.
Doğuştan zengin olurlar.
Ölçülemeyecek kadar aşırı zengin.
Onlara nasıl güvenebilirim?
Önce benim fikrimi sormalıydın.
Bunlar tamamen farklı durumlar.
Anlamıyorum…
Ne istiyorsan onu yap.
Verdikleri ilaçlarla şimdi sakinleşti,
ama doğduğundan beri hiç durmadan ağlıyor.
Birçok tanınmış doktor gelip muayene etti,
fakat tıbbi açıdan bir sorun bulamadıklarını söylediler.
Gelmeden önce her şeyi öğrendik.
Sakıncası yoksa, bizi onunla yalnız bırakır mısınız?
Ne?
"Her kelimende temkinli ve tedbirli ol."
"Tek bir kelime hayat ya da ölüm getirebilir,"
"tek bir eylem ise, sonsuz zafer ya da sonsuz utanç."
"Beş organ, altı duyu, yedi duygu, sekiz arzu, dokuz nitelik."
"Doğru yolu izle, temkinli ve tedbirli ol."
"Kibirden ve sabırsızlıktan kaçın, ve engin bilgiyi ara."
Aynı durumu yaşayan başka biri daha var mı?
Babası...
Ya da büyükbabası?
Bu mesele Ji-yong ve kayınpederimle mi ilgili?
O yüzler...
Yes.
- İfadeleri, şüpheden... - Sanırım öyle.
...şaşkınlığa dönüşür.
Güneşli yerlerde yaşayan insanlar,
her şeyin aydınlık tarafını görme eğilimindedir.
1. BÖLÜM -
YİN-YANG'IN BEŞ ELEMENTİ
Dünyanın bize görünür olması için, ışık gereklidir.
Ve çoğu insan yalnızca,
gözle görülüp elle tutulan şeylere inanır.
Işıkla dolu aydınlık dünyamız,
ve karanlıkta saklı olanlar...
İnsanlık, kadim zamanlardan beri,
bu gölgelerin varlığından haberdardı,
ve onları farklı isimlerle adlandırdılar.
Hayaletler.
İblisler.
Cinler.
Ruhlar.
Bu şeyler, mütemadiyen aydınlık yerler için özlem duyar,
ve bazen de...
bizim dünyamıza geçiş yaparlar.
İşte o zaman, insanlar bana gelir.
Yin ve Yang.
Bilim ve batıl inanç.
İkisinin arasında duran ise,
Ben... Lee Hwa-rim, bir şaman.
Eşim sizden bahsetti.
Ben, Park Ji-yong.
Ağabeyim,
bir akıl hastanesinde canına kıydı.
Sonra o şey, bana geçti.
Ama şimdi... Yeni doğan oğlumda da başladı.
Ne zaman gözlerimi kapatsam, birinin çığlık attığını duyuyorum.
Ve boğazımı sıkan eller hissediyorum.
Kan bağı ile, en büyük çocuklara aktarılır.
İlk olarak, kalıtsal bir hastalıktan şüphelenilir,
sonra ev yüzünden olduğunu düşünmeye başlarlar,
hatta iş, taşınmaya kadar gider.
Bir gölge...
Evinize gelir gelmez bir gölge gördüm.
Ailenin üzerinde baskı oluşturmak istiyor.
Muhtemelen, büyükbabanızın gölgesi.
Büyükbabam mı?
Basitçe söylemek gerekirse, bu bir "Mezar Çağrısı".
"Ata Mezarı Musibeti" olarak da adlandırılır.
Başka bir deyişle, atalarınızdan biri,
mezarında kendini rahatsız hissediyor ve sizi çağırıyor.
- Emin misiniz? - Evet.
Yüzde yüz.
Peki o zaman...
...ne yapmamız gerek?
Paraya kıyıp birilerini daha işe almanız gerekecek.
Bunu tek başıma yapamam. Birkaç uzmana ihtiyacım var.
Neden şimdi bu ürkütücü yüzleri görüyorum ki...
Mezar açığa çıksın!
Mezar açığa çıksın!
Daha sonra bakarsınız. Hele tabutu bir çıkaralım da.
Afedersiniz.
Geri çekilin.
Gelin.
Bir, iki... Üç!
Su sızıntısı yok.
Seni rahatsız ettiğim için özür dilerim.
Gayet temiz.
Güzel de kokuyor.
Neden bu kadar çok eşyayı gömerler ki?
Metal olan hiçbir şey bırakmamalısınız.
Bunun onları rahatsız ettiği söylenir.
Bay Kim.
Annenizin ve tüm aile büyüklerinizin mezar yerlerini
ben seçtim, öyle değil mi?
Evet, doğru.
Ve şimdi herkes sağlıklı, mutlu,
ve işleri de yolunda gitmeye devam ediyor, değil mi?
Evet, sağ olun, sayenizde.
Bakın, burayı tekrar kazdık ama,
burası 40 yıllık kariyerim boyunca gördüğüm en iyi arazilerden biri.
Bakın, beş elementin beşi de mükemmel bir uyum içinde.
Değil mi, ha?
Epey iyi bir pazarlıkla da satın almıştınız, hatırladınız mı?
Doğru.
O yüzden, merak etmeyin.
Onu buraya tekrar gömmenin hiçbir sakıncası yok.
Siz öyle diyorsanız, kesinlikle doğrudur.
Ama...
Neden çocuklarımın rüyalarına girip duruyor?
Son zamanlarda evdeki çalışanlar bile rüyalarında annemi görüyorlar.
Levazımatçı Ko!
Daha bitirmedin mi?
Midem kazınıyor.
Ben de açım. Burdaki de öyle.
Kontrol etmeden tuzlamadın değil mi, ha?
Sayıları tam mı?
- Evet. - Tamam.
Büyükannenin takma dişleri eksik.
Dediğimi duymadınız mı? Onu hanginiz aldı?
Sen mi...?
Büyükannenin dişlerini sen mi aldın?
Sang-hyun...
Dolabında sakladıkların,
büyükannenin protezleri miydi?
Bunu yapamazsın...
Büyükannenin tüm eşyaları yakılmıştı.
Büyükanne de yoktu artık.
Baba.
Ondan bir hatıra saklamak istedim.
Evlat!
Büyükannen acıkmış, hemen geri ver onu.
Peki ben ne yapacağım?
Büyükannemi neyle hatırlayacağım?
Ondan geriye hiçbir şey kalmadı.
Adın Sang-hyun'du, değil mi?
Sang-hyun.
Büyükannen,
her zaman yanında olacak.
Kan bağı,
öldükten sonra bile asla kaçamayacağınız bir şeydir.
Hem bedenen hem zihnen,
aynı genleri paylaşan bir grup insan...
İnsan, fiziksel faaliyetleri sona erdiğinde,
toprağa döner ve onunla bütünleşir.
Toprağın içine karışır ve sonra yine toprağa ayak basarız,
Bu yaşam ve ölüm döngüsünden, sonsuza dek geçeriz.
Kısacası, toprak,
her şeyi birbirine bağlar ve sirkülasyonu sağlar.
Bazıları, “Bunlar batıl inanç, aldatmaca, saçmalık” dese de,
Kore'nin yüzde 1'lik kaymak tabakası için,
Feng Shui, hem din hem de bilimdir.
Ben sadece bir görevliyim.
Yaşayanlar ve ölüler için, toprağı araştıran, kazan, toprak uzmanı
Feng Shui Üstadı, Kim Sang-deok.
Pişmesini beklesene!
Tam kıvamında kızarınca, hemen o an yemelisin.
Şimdi, bana dürüstçe söyle.
O arazi...
Gerçekten iyi miydi?
Sen neden bahsediyorsun?
Ne deseydim? Her zamanki müşterilerimiz.
Tamam ama, o mezarı daha önce gördüğümde,
Kuzeyin Kara Kaplumbağası*şekli, sanki biraz belirsiz gibiydi.
Daha çok Batının Beyaz Kaplanı'na* benzettim, yine de tam emin değilim...
Hah, duyan da seni Feng Shui Üstadı sanır.
O kadar çok biliyorsan, git o zaman bu işi tek başına yap.
Hayır, sadece, düşünüyorum da,
Kore'de her yıl,
Yaklaşık 250,000 insan ölüyor ve bunların yüzde 30'u gömülüyor.
Joseon Hanedanlığı'ndan* beri, bu avuç içi kadar toprakların,
her uğurlu arazisine zaten bir sürü insan gömülmüş olmalı.
Yine de ısrarla uğurlu topraklar keşfetmeye çabalıyoruz.
- Yani, bu biraz... - Aynen öyle.
Eskiden olduğu gibi yüzde yüz mükemmel araziler yok.
Hepsi kuruyup gitti.
Artık iyi arazi kalmadı.
Şimdi, senin gibiler, cenaze evlerine kapılanmaya bakıyor,
benim gibi geçimini topraktan sağlayanlar da,
inşaat alanlarında yeri eşeleyip duruyor.
Biz buyuz işte. Son kalanlar.
- Bir içki al. - Bir dakika... Galiba geldiler.
Erken geldiniz. Uzun zaman olmuştu.
- Merhaba. - Hoş geldiniz.
- İçeri geçin. - Merhaba.
No comments yet. Be the first to leave one.