Fargo

Fargo

Unduh Subtitle Turkish

Informasi rilis

Fargo (1996) RM4K (1080p BluRay x265 10bit Tigole)
Komentar oleh enro7

Tag

bluray
Diterbitkan pada: 2024-06-11
Unduhan: 154
Tuna Rungu: No
FPS: 23.976

Pratinjau subtitle Turkish

200 baris pertama.

BU GERÇEK BİR HİKAYEDİR. FİLMDEKİ OLAYLAR, 1987...

...YILINDA MİNNESOTA'DA GEÇMEKTEDİR. HAYATTA...

...KALANLARIN İSTEĞİ ÜZERİNE İSİMLER DEĞİŞTİRİLMİŞTİR.

ÖLÜLERE SAYGIMIZDAN GERİ KALAN HER ŞEY AYNEN...

...OLDUĞU GİBİ AKTARILMIŞTIR.

FARGO, KUZEY DAKOTA.

Ben Jerry Lundegaard. - Sen Jerry Lundegaard mısın?

Evet.

Shep Proudfoot dedi ki... - Shep 07:30'da geleceğini söylemişti.

Sekiz buçuk dedi. - Bir saattir burada oturuyoruz.

Şimdiden üç kez işedi. - Gerçekten özür dilerim.

Shep bana sekiz buçuk dedi. Bir karışıklık oldu sanırım.

Arabayı getirdin mi? - Evet, elbette.

Otoparkta, yepyeni taba rengi bir Ciera. - Tamam, hadi otur öyleyse.

Ben Carl Showalter, bu da ortağım Gaear Grimsrud.

Evet, nasılsın? Bu konuda anlaştık, değil mi?

Elbette anlaştık, neden anlaşmayalım? - Evet, hayır, eminim her şeyi anladınız.

Shep size kefil oldu. Size güveniyorum.

Sanırım hepsi bu. İşte anahtarlar. - Hepsi bu değil Jerry.

Yeni araç, artı 40 bin dolar. - Evet, ama anlaşma, önce araba...

...sonra 40 bin dolardı. Sanki fidyeymiş gibi.

Shep söyledi sanıyordum. - Shep bize fazla bir şey anlatmadı.

Peki, tamam. - 07:30'da burada olacağın dışında.

Evet, bir karışıklık oldu. - Bunu az önce de söyledin.

Evet. Ama bu, hepsi önceden ödemeli bir anlaşma değil.

Bakın, size sıfır bir araba veriyorum, avans olarak.

Ve sonra... - Seninle tartışmayacağım.

Tamam. - Burada oturup tartışmayacağım.

Ama şunu söyleyeceğim, Shep'in anlattıkları pek mantıklı gelmedi.

Hayır, doğruyu söylemiştir. Her şey planlandı.

Karının kaçırılmasını istiyorsun. - Evet.

Söylemek istediğim; fidyeyi ödüyorsun, 80 bin papel miydi?

Bize yarısını veriyorsun. Yarısı sende kalıyor.

Peter'ı soyup, Paul'e vermeye benziyor, çok saçma.

Pekala. Bakın fidyeyi ödeyecek olan ben değilim.

Olay şu, karım varlıklı biri. Babası oldukça zengin.

Şu ara başım biraz belada. - Ne tür bir bela Jerry?

Şimdi bu konuya girmek istemiyorum. Sadece parayı istiyorum.

Babası gerçekten zengin biri. - Neden ondan para istemiyorsun?

Ya da kahrolası karından. - Ya da kahrolası karından Jerry.

Bütün bunlar planın...

Bundan haberleri yok, tamam mı? Ve verseler bile parayı almazdım.

Başka konular var. Hem bunlar kişisel şeyler.

Kişisel şeyler mi? - Evet, kişisel şeylerin burada...

Tamam Jerry. Bu görev için, bizi görevlendiriyorsun ama...

Boş ver, şu Ciera'ya bakalım.

MINNEAPOLIS, MINNESOTA.

Hayatım?

Merhaba hayatım, hoş geldin. Fargo nasıldı?

Çok güzeldi. - Babam burada.

25 numara Badgers'a öncülük ediyor.

Gol sayısında bununla birlikte bu yıl beşinci.

Nasılsın Wade? - Fena değil.

Ne izliyorsun? - Gophers'ı.

Kiminle oynuyorlar?

Akşam yemeğine kalıyor mu? - Evet. Sanırım. Baba?

Evet? - Akşam yemeğine kalıyor musun?

Evet.

Kalkabilir miyim? - Bitirdin mi?

Dışarı çıkacağım. - Nereye gidiyorsun?

Hamburgerciye. - Dokuz buçukta dön.

Tamam. - Daha yeni yedi, bitirmedi.

Burada bitirmek yerine hamburgerciye gidiyor.

Sorun değil. - Hamburgerci sorun değil mi?

Orada ne yapıyorlar dersin? Seni temin ederim muzlu süt içmiyorlar.

Sorun değil baba.

Bahsettiğim anlaşma üzerinde düşündün mü?

Wayzata'daki 40 dönümlük şu arazi? - Bahsetmiştin.

Evet, düşüneceğini söylemiştin. Çok para olduğunu biliyorum.

Hem de çok. Oraya ne yapacağım demiştin?

Otopark. Bu çok büyük... - Otopark mı?

Evet bir otopark. - 750 bin biraz fazla.

Evet biraz fazla ama... - Eskiden birkaç otoparkım vardı.

Çok para kaybettirdi.

Evet ama fark şu... - Araziyi Stan Grossman'a...

...göstereceğini sanıyordum. İşi bana paslamadan önce, şöyle bir bakar.

Stan bir şey demez. Bu yüzden ona para ödüyorsun.

Yardımına ihtiyacım var Wade.

Jean, Scotty ve benim için çok işe yarayabilir.

Jean ve Scotty'nin endişelenmelerine gerek yok.

Gözlemeci nerede?

Ne? - Gözlemecide duracağız.

Delirdin mi, kahvaltıda gözleme yedik.

Viski ve bira içip, biftek yiyebileceğim bir yere gitmeliyim.

Daha fazla gözleme olmaz, hadi.

Hadi dostum!

Tamam, işte bir fikir. Brainerd'ın dışında durabiliriz.

Orada dinlenebiliriz. Ne dersin? - Ama şu anda kurt gibi açım.

Evet, evet, Tanrım. Diyorum ki durup gözleme alır, dinleniriz, tamam mı?

Lou Knight, birinci hat.

Bu odada oturduk ve bunu defalarca konuştuk.

Evet ama bu hakiki deri. - Tam burada oturdum ve...

...hakiki deri istemiyorum dedim. - Demek istediğim, hakiki deri...

...almazsanız paslanma problemleri olur. 500 dolardan daha fazlaya mal olur.

Lafı çevirip duruyorsunuz ve bunu konuşmamışız gibi davranıyorsunuz.

Evet ama bu hakiki deri... - 19.500'e anlaşma yapmıştık.

Orada oturdunuz ve bana, opsiyonlarla mühür olmadan bu arabayı...

...19.500'e bırakacağınızı söylediniz. - Söylemedim demiyorum.

20 dakika önce aradınız ve arabanın sizde olduğunu...

...söylediniz, hadi gelin, alın dediniz, ama şu hale bak...

...zamanımızı boşa harcıyorsunuz.

Üstelik ben bu araba için 19.500 ödeyeceğim.

Pekala. Patronumla görüşeceğim.

Bakın, hakiki deriyi fabrikada döşerler. Yapabileceğimiz bir şey yok...

...ama patronumla görüşeceğim. - Bu adamlar, bu adamlar...

Hep aynı. Hep daha fazla.

Gophers maçına gidecek misin? - Elbette.

Fazla biletin var mı?

Şaka mı yapıyorsun?

Daha önce bunu hiç yapmadı. Ama bu özel koşullar...

...altında, hakiki deri için 100 dolar indirim yapabileceğimi söylüyor.

100 dolar mı?

Bana yalan söylediniz Bay Lundegaard.

Sen aşağılık bir yalancısın. - Bucky, lütfen.

Lanet bir yalancı. - Bucky, lütfen.

Kahrolası çek defterim nerede, bitirelim şu işi.

Nerede?

BRAINERD'E HOŞ GELDİNİZ. PAUL BUNYAN'IN VATANI.

Hollywood'dan. Bu gecenin şov yıldızı...

Sendeki potansiyelden bahsediyorum.

Sen bir C öğrencisi değilsin. - Evet.

Ama sürekli C alıyorsun.

İşte bu dengesizlik babanı ve beni kaygılandırıyor.

Dengesizlik nedir bilir misin? - Evet!

Güzel. Evet işte bu yüzden hokey için dışarı çıkmanı istemiyoruz.

Hayır! Bu kadar büyütecek ne var, sadece bir saat.

Bekle. - Büyütecek ne var?

Alo. - Merhaba tatlım.

Merhaba baba. - Jerry oralarda mı?

Evet, tatlım? Evet, burada, şimdi onu çağırırım.

Tatlım? - Çabuk ol.

Babam.

Bak baba, kahrolası okul... - Scotty!

Konuşmamıza dikkat edelim.

Nasılsın Wade? - Orada neler oluyor?

Hiçbir şey, nasılsın? - Stan Grossman teklifini inceledi.

Hoş olduğunu söyledi. - Şaka yapıyorsun.

İlgilenebilirmiş. - Ciddi misin?

Anlaşmayı tamamlayabilmek nakit para lazım Wade.

İki buçukta gel, konuşuruz. Eğer hesapların doğruysa...

...iyi olduğunu söyledi, biliyorsun Stan Grossman.

Evet. - İki buçukta.

Evet. Tamam.

Selam Shep, nasılsın?

Fargo'da aracı olduğun şu iki adam vardı ya?

Grimsrud'a aracı olmuştum. - Orada bir arkadaşı vardı.

Ona kefil olmam. - Önemi yok.

Grimsrud'a kefil oldum, arkadaşı kim? - Carl bir şey.

Hiç duymadım, kefil olmam. - Önemi yok.

Senin kefil olduğun birinin arkadaşı. Bu yüzden endişe etmiyorum...

...sadece merak ediyordum. Onlara ulaşabilir miyim?

Onlarla yaptığım anlaşmaya artık ihtiyacım olmayabilir.

İşler yoluna giriyor. - Ara onları.

Aslında bunu yaptım. Ancak onlara ulaşamadım.

Belki sende başka bir numaraları vardır. - Yok.

Pekala. Tamam o zaman.

Şu camı biraz açamaz mısın?

Pasif içiciliğin kanserojen olduğu kanıtlandı.

Şuraya bak, Twin Cities. Şu büyük camlı olan IDS binası.

Orta batının en uzun gökdeleni. Şeyden sonra...

...Chicago'daki Sears ya da John Hancock binasından.

Minneapolis'e gittin mi? - Hayır.

Bir şey söylesen ölür müsün? - Söyledim.

Hayır. Bu son dört saatte söylediğin ilk şeydi.

Bu bir diyalog fıskiyesi, adamım. Bu bir fıskiye.

Yani, oh baba, uzak dur dostum.

Lanet olsun. Burada oturmuş araba kullanıyorum.

Sürekli araba kullanıyorum. Brainerd'dan beri ve senden tek istediğim konuşmak.

Moralimizi yüksek tutmak, yolun sıkıcılığından kurtulmak...

Tek bir kelime bile edemez misin?

Ben de konuşmayacağım. Nasıl istersen.

Tek kelime etmeyeceğim. Bir oyunda iki kişi oynar.

Bakalım hoşuna gidecek mi?

Tek kelime yok.

Bay Lundegaard. Ben GMAC'den Reilly Diefenbach.

Bu sabah nasılsınız? - Çok iyiyim, siz nasılsınız?

İyiyim bay Lundegaard, telefona gelemeyecek...

...kadar yoğun olmalısınız. - Evet. Burası biraz kalabalık.

Ama bu hoşumuza gidiyor. - Orası kesin.

Bakın, son gönderdiğiniz maliye evraklarında, araçların seri...

...numaralarını okuyamıyorum.

Evet ama... Ben zaten, sorun yok, kiralananlar hanesinde olması...

...gerekiyor. - Evet, 320.000 doları geçen ay aldınız.

Evet, yani bir sorun yok. - Peki şu ödünç aldığınız arabalar...

Başvurunuzdaki seri numaralarını okuyamıyorum.

Belki siz bana oradan okursanız. - Ama anlaşma yapıldı, parayı aldım.

Bu parayla hangi araçları finanse ettiğinizi öğrenmeliyim ki, var olup...

...olmadıklarından emin olabileyim. - Evet, elbette varlar.

Eminim öyledirler fakat seri numaralarını okuyamıyorum.

Eğer bana okuyabilirseniz... - Evet, ama, bakın...

Şu anda önümde değiller, fakslasam nasıl olur?

Faksla olmuyor. Elimdeki de faks ve okuyamıyorum.

Tamam, sekreterimle size bir örneğini gönderirim.

Bunları gerçek araçlarla eşleştiremezsem parayı geri...

...istemek durumunda kalacağım. - Evet, ne kadardı?

320 bin. Bu parayı ödünç verilen arabalarla eşleştirmeliyim.

Tamam, hemen fakslıyorum. - Hayır, hayır, faks...

Yani yolluyorum demek istemiştim. - Tamam, tamam, güzel.

Pekala, hoşça kalın.

Katie Carlson'la birlikteyiz. - Merhaba.

More Turkish subtitles for Fargo

Komentar

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left