200 baris pertama.
Afrika'daki Serengeti düzlüklerinde
sayısız otobur hayvan
birlikte yaşar.
Her sene çiftleşirler ve yavruları olur.
Yeni doğmuş bebeğiyle birlikte olan
şu anne zebraya bakın.
Bebeğine, vahşi doğada
nasıl hayatta kalınacağını
öğretecek.
KAPALI
- Ama vahşi doğada hayatta kalmak... - Cho-won.
- ...kolay değil. - Başka bir yoldan gitmeliyiz.
- Tehlike her yerde. - Buradan geçemeyiz.
- Yavrularının etrafında. - Sana buradan geçemeyiz, dedim.
Uslu dur, Cho-won.
Bir lokma daha alırsan sana bir sürprizim var.
Bir lokma daha!
Cho-won,
o ne?
O ne?
"Yağmur."
Tekrar et. "Yağmur."
Annenin dediğini tekrar et. "Yağmur."
"Şakır şakır yağmur yağıyor."
Bu ne? "Yağmur."
Tekrar et. "Yağmur."
"Şakır şakır yağmur yağıyor."
"Şakır şakır yağmur yağıyor."
"Yağmur" de.
"Şakır şakır yağmur yağıyor."
Söyle.
Neden söyleyemiyorsun? Dilsiz değilsin ki.
"Şakır şakır yağmur yağıyor."
Yine de
Serengeti düzlükleri
dünyada vahşi hayatın hâlâ yaşandığı
birkaç yerden biri.
Orada anneler, yavrularını otlaması
ve özgürce koşması için salabiliyorlar.
Uzun bir süre önce,
dünyanın her yeri bu durumdaydı.
Büyük bir köpek
seni kovalıyor.
Nasıl hissederdin, Cho-won?
Mutlu mu?
Üzgün mü?
Kızgın mı?
Yoksa korkmuş mu?
Sana demedim mi?
Baban çok uzaklarda, seyahatte.
Nasıl hissederdin, Cho-won?
Mutlu mu?
Üzgün mü?
Kızgın mı?
Yoksa korkmuş mu?
Annen hastalanmış, hastanede yatıyor.
Nasıl hissederdin?
Mutlu mu?
Üzgün mü?
Kızgın mı?
Korkmuş mu?
Otizm bir hastalık değil.
Bir engel.
İlaçla ya da ameliyatla tedavi edilemez.
Duygularını dışa vuramayıp, iletişim kuramıyor olmaları
sosyal hayatlarını engelliyor.
İnsanların arasına karışmakta zorlanmaları onların en büyük sorunu.
Bu durum ailelerini de
çok yıpratıyor.
- Sorun ne? - Cho-won kayıp.
- Ne? - Ne yapacağız?
Cho-won!
Cho-won!
Cho-won!
Cho-won!
Cho-won.
Tamam.
Daima birlikte olacağız.
Ölene dek.
Ağaç.
Buna "ağaç" deniyor.
Güneş ışığı.
Güneş çok güzel parıldıyor.
Dere.
Güzel, değil mi?
Rüzgâr.
Bu, rüzgâr.
Rüzgâr.
Kalbin çok hızlı atıyor.
Kalbin
küt küt atıyor.
Benimki de öyle.
Kardeşininki de öyle.
Herkes aynı.
Senin de diğerlerinden
bir farkın yok.
Bacakların?
Çok değerli.
- Vücudun? - Çok iyi.
Bacakların ne?
Çok değerli.
"Yapabilirim."
Söyle. "Yapabilirim."
- Yapabilirim. - Daha yüksek sesle.
Yapabilirim!
Hadi.
Hadi!
- Hadi. - Hadi.
HAN NEHRİ ON KİLOMETRE YARIŞI
Engelli olmasına rağmen mükemmel bir performans gösterdi.
Lütfen kocaman alkışlayalım.
NEW BALANCE HAN NEHRİ YARIŞI
Hadi bakalım. Kameraya bak.
Kupayı biraz indir.
İşte böyle.
Şimdi gülümse.
Hadi, kocaman gülümse.
Gülümsemeye devam et.
- Çok iyi. - Her gün çalış.
Dersleri asmak yok.
Aynen öyle oğlum. Çok zekisin.
Hayvanlar Âlemi saat altıda.
Korkma, geç kalmadık.
Hayvanlar Âlemi.
Pekâlâ.
Merhaba, Jung-won.
Eve mi geldin?
Sana söylemiştim. Dönem arasına girdik.
Açsındır. Sana bir şeyler hazırlayayım.
Yemek yedim.
Havluları yıkar mısın?
Babam aradı.
Önümüzdeki hafta da gelemeyecekmiş.
Programa 30 saniye kaldı.
Küçük kardeşlere eğilerek selam verilmez.
Küçük kardeşlere eğilerek selam verilmez.
Afrika'daki Serengeti düzlüklerinde
sayısız otobur hayvan birlikte yaşar.
Zebralar sürü hâlinde yaşarlar. Antiloplar ve zürafalar...
- Dik otur. - Tamam.
Düşmanları, aslanlar ve leoparlardır.
Hamilelikleri bir yıl sürer ve bir seferde tek bir yavruları olur.
Han Nehri On Kilometre Yarışı
On kilometrelik bir yarışa katıldım. Üçüncü oldum.
Aferin
Öğretmenim çarşamba günü görüşmek istiyor.
Neden?
Danışmanlık falan.
Cho-won'un o gün yüzmesi var.
Sana bununla ilgili ne demiştim?
"Sana ne demiştim?"
Yemek yerken gaz çıkarıyor muyuz, çıkarmıyor muyuz?
Bilmiyorum.
Peki.
Beni dinlemiyorsun.
Sana büyük bir iğne lazım.
Çantamı getir.
İğne yok.
Pekâlâ.
O zaman yemek yerken gaz çıkarmamalısın.
Gazını dışarıda çıkar, yoksa iğne yaparım.
İğneyi sevmiyorum.
Değil mi? Dışarıda gaz yap.
- "Dışarıda gaz yap." - Aynen öyle.
Merhaba.
TAEHUNG TERZİSİ
Takım elbise.
Çantasını tutmuş.
Onu kapkaççı sanmış.
Çok üzgünüm.
Zebra desenini seviyor.
Muhtemelen yakından görmek istemiştir.
Benden özür dilemenize gerek yok.
Ona öğretin. Bu ilk sefer değil.
Çok üzgünüz.
Tanrım.
Aklından ne geçtiğini nasıl biliyorsunuz?
Normal birine benziyor.
Paranın ne olduğunu bilmiyor.
Çantanın pahalı olduğunu biliyor olmalı.
Yepyeni.
Onu evden çıkarmamalısınız.
Diğer insanlar için bir tehdit.
Onu bir tımarhaneye ya da tesise falan gönderin.
- Para üstünü aldın mı? - Evet.
Ne kadar?
Bir gimbap sarması 2.000 won ediyor.
2.000 won ediyor.
- Toplamda 6.000 won. - 6.000 won.
10.000 won eksi 6.000 won, yani 4.000 won.
- 4.000 won. - Bak bakalım 4.000 won var mı?
Tesis mi? Tımarhane mi?
O ne bir suçlu ne de bir deli.
Çantan ne kadar pahalı olursa olsun oğlumun ilgisini çekmiyor.
O yüzden ağzından çıkanlara dikkat et, tamam mı?
Bana oğluma ne yapacağımı söyleme.
Ne cüretle bunu suratına söylersin? Bak.
O her şeyi hatırlar.
Senden çok daha akıllı.
"Köfte, peynir, sosis, ketçap,
No comments yet. Be the first to leave one.