Les 200 premières lignes.
NETFLIX SUNAR
Evet.
Bay Yang'ın
seni göndereceğini biliyordum.
Senin iyiliğin için onları veriyorum Tae-gu.
Sen gelmeseydin
çoktan çimentonun iki metre altında olurlardı.
Duydun mu?
Efsane olurdu.
İyi günler patron.
-Efendim. -İyi günler.
Yang'ın adamları nerede?
Şurada efendim.
YIKIMA VE YENİ EVLERE KARŞIYIZ
O zaman ne olacak?
Mesajı patronuma ileteyim mi?
Umurumda değil.
İstediğini söyle.
Duyalım.
Olan oldu.
Bunu neden yaptın?
Neden durduk yere bize saldırdın?
Sormanın ne anlamı var? Nasıldır bilirsin.
Burada işler böyle yürüyor.
Tae-gu.
Şu sözü duydun mu?
Dangranggeocheol.
Dangranggeocheol.
Büyük laflar etme, sana yakışmıyor.
Kocaman bir tekerlek aşağı yuvarlanıyor
ve ufacık bir peygamber devesi onu durdurmaya çalışıyor.
Lanet olsun.
Bu peygamber devesi çok cesur.
Ama kaçınılmaz sonuç ne?
İyi dinle genç adam.
Ne yapıyorsunuz?
Cidden Bukseong klanına karşı koyabileceğinizi mi
sanıyorsunuz?
Yang'ın itibarını yükseltmeye çalıştığını anlıyorum
ama sen ne kazanacaksın?
Duyduğuma göre
Bukseong'dan Başkan Doh sana bir teklifte bulunmuş
ama ona defolmasını söylemişsin.
Taşaklısın.
Hayat çok mu sıkıcı?
Kendine dikkat et.
Başkan Doh insanlara değer verdiği için bunu görmezden geldi
ama ben, önce seni öldürürdüm.
Açıkçası, sen olmadan
Yang kahrolası bir sakat.
Sözlerini mutlaka ileteceğim.
Evet, istediğini yap.
Kendine iyi bak.
19 geliyor, şu an 3'üncü seviyedeyiz.
SEUL YONGSAN HASTANESİ
Yağmur yağıyor.
Çok erken geldin.
Saate bak!
Çok erken geldin. Saate bak!
Dayı, saati okuyamıyor musun?
Ji-eun, üzgünüm.
Çok meşguldüm ve zaman nasıl geçti anlamadım.
-Üzgünüm. -Tanrım.
Jae-kyung, aç mısın? Yakınlarda iyi bir mulhoe restoranı var.
Hasta olan benim ama en sevdiğin yemeği mi istiyorsun?
Harika istiridye lapaları var. Ondan yemelisin, değil mi?
Yüzüne ne oldu?
-Neden? -Şu hâline bak.
Çok yorgun görünüyorsun.
Hiç yorgun değilim.
Önemli bir iş yapmıyorsun ki.
Gangsterler bütün gün eğlenip tembellik etmiyor mu?
Neden bu kadar bitkinsin?
Tatlım.
-Annene mikrofonda dırdır etmesini söyle. -Konuyu değiştirme.
Hiç utanmıyor musun?
En azından o hayatı bırakacağını söylemeyi kes ve yap gitsin.
Ölürsem
onun tek akrabası sen olacaksın.
Bir yerinden bıçaklanırsan ona ne olacak?
Niye bunu onun önünde söylüyorsun?
Çocuklar anlamaz mı sanıyorsun?
Anlıyorlar.
Tanrım.
Ne biliyorsun? Onu dinleme.
Jae-kyung!
Atla.
Reçeteni doldurtup akşama getiririm.
Tatlım, sonra uğrayacağım.
Eve annenle git, tamam mı?
Dayı, sonra geleceğine söz ver, tamam mı?
Bıçaklanma dayı, çok acıyor.
Tamam, tatlım. Sonra uğrarım, söz.
-Söz ver, mühürle. -Mühürleniyor!
Birkaç gün sonra ne var?
Doğum günüm!
Sana bir hediye aldım, arabada.
Hediye mi? Benim mi?
İşte orada!
Çok mutlu olmalısın!
Ne o? Ona ne aldın?
Ji-eun, aç.
Dayına teşekkür et tatlım.
Ji-eun, mutlu musun?
-Çekilir misin? Bırak da bineyim. -Ne? Bekle.
-Bırak da bineyim. -İçinde ne olabilir?
-İşte! -Neden bu kadar güçlüsün?
Yemek hazırlayacağım, sonra alırsın.
Bu bir iPad!
Beğendin mi? Onunla Mini Mini'yi her gün izleyebilirsin…
-Tamam, bu kadar yeter. -Beğendin mi?
Tanrım, çok yapışkansın!
Yağmurda dikkatli sür.
-Ji-eun, dayına bak. -Ji-eun!
Onu sana ben aldım!
Sonra görüşürüz tatlım!
Hoşça kal!
Ji-eun!
Bir taksi çağırayım efendim.
Hayır, sen önden ofise git. Burada bir işim var.
Size eşlik edebilirim.
Ablamın reçetesini doldurtacağım,
başka bir şey daha var o yüzden sen önden git.
Devam et.
Görüşürüz efendim!
Kapsamlı bir muayeneden sonra ablanız için
uygun bir donör olmadığınıza karar verdik.
İkiniz çok uyumsuzsunuz,
aile üyeleri normalde bu kadar uyumsuz değildir.
Evet, o
üvey ablam.
Anladım.
Doktor.
Ne kadar…
…zamanı var?
AYAKTA TEDAVİ ECZANESİ
Selam, ne oldu?
Hayır.
Sorun değil, mulhoe yemesem de olur.
Öylesine demiştim.
Gerçekten iyiyim, bugün neyin var?
Alo?
Jae-kyung?
Alo?
Jae-kyung?
Orada mısın?
Patron burada efendim.
Uyuyabildin mi?
Yemek yedin mi?
Evet, efendim.
Bugün
Ji-eun'ın doğum günü değil mi?
Başkan Doh bu sefer gerçekten başardı.
Aklını kaçırmış olmalı.
Klanlarımızın arası pek iyi olmasa da
çizgiyi aştı.
Seni işe almak için ağzının suyu akıyordu.
Ne yapacağım?
Her fırsatta kellemizin peşine düşüyorlar.
Patronun olarak
yapabileceğim hiçbir şey yok.
Başkan Doh'u görmeye gideceğim.
Ne yapacaksın?
Ne yapmamı istersiniz?
Siz de bunu istemiyor musunuz?
Artık geri dönemeyiz.
Ablan ve yeğenin konusunda üzgünüm.
Olanları duyunca şoke oldum.
Pek ideal hayatlar yaşamasak da
ancak aşağılıkların da en aşağılığı ailelerimizin peşine düşer.
Bu sefer işleri gerçekten bok ettiler.
Bu işin derinine ineceğim
ve suçluyu sana yollayacağım.
Söz veriyorum.
Artık hepsi geçmişte kaldı.
Bu noktada ne faydası var?
Sizin emriniz olmadığı için bunu kaza olarak kabul edeceğim.
Pekâlâ.
Güzel.
Düşünceli oluşunu seviyorum.
Ailen için üzülüyorum ama teselli etme jesti olarak
istediğin bir şey var mı?
Senin için ne yapabilirim?
Bu görüşmeyi o yüzden istemedin mi?
Aklında bir şey mi var?
Önce gidip soğuk su döküneyim.
Pekâlâ.
Yavaş.
Bu kadar gergin olma.
Burada çıplağız, endişelenecek ne var?
Küçük hesaplar yapıyorsun.
Özür dilerim Başkan Bey.
Tamam, her neyse.
Şu kum saatini döndür.
Buraya gel.
-Ne… -Lanet olsun…
Tae-gu, bekle…
Tae-gu, lütfen! Bir saniye!
Burası.
İyi iş çıkardın.
No comments yet. Be the first to leave one.