Les 200 premières lignes.
KONUK
Bayan Havisham.
Biz geldik.
Burası harika.
Londra'daki dairemizden çok daha büyük.
Ne tuhaf.
Burayı böyle hatırlamıyorum.
Evet ama bu normal, değil mi? Yıllar geçmiş.
Bence evin ailede kalması güzel. Tamir edebiliriz, duvarları boyarız falan.
İstediğimiz buydu.
Evine hoş geldin.
Sen de.
Pekâlâ, bunlar son valizler.
Aile, yuva, saman ve taş.
Yeni bir sayfa açıyoruz.
Yeni bir başlangıç Robert. Son bir tane ve başka yok.
MİLTON Kayıp Cennet
Robert.
Efendim?
Kasabaya inelim diyorum.
Tamam, hemen geliyorum.
Barımın sonunda oturan bu kadın Maia Eden olamaz.
Ta kendisi.
Bu imkânsız.
Duyduğuma göre bir İngiliz bulup Londra'ya yerleşmiş.
O İngiliz ben olabilirim.
Judy, eşim Robert.
Memnun oldum Robert.
-Bilmukabele Judy. -"Bilmukabele". Sevdim bunu.
Pek süslü. Buralarda biraz süslülük hoş olur.
Elimden geleni yaparım Judy.
Babana çok üzüldüm.
Sağ ol.
Bak, ne diyeceğim. Şöyle yapalım. Birkaç tek atalım.
Kalitelidir.
Edgar'a.
Edgar'a.
Edgar'a.
Bu da ne?
-İçinde ne var bunun? -Tarifi gizlidir.
Söylersem seni öldürmem gerek, ikinciyi içmelisin.
Hayır, mecbur değilsin.
-Tabii ki mecbur. -Peki.
Bana bırak. Baş edebilirim.
Yapma.
Neydi bu?
Chillins mi?
Chitlins.
-Beğendin mi? -Güzelmiş.
Nedir bu? Tavuk tadında.
Domuz bağırsağı.
Şaka mı bu...
Tanrım, ciddi misin sen?
-İğrençsin tatlım. -Ben mi iğrencim?
Bana domuz bağırsağı yediriyorsun.
Selam millet.
Bunlar Larry ve Martha'dan. Şurada, arkadalar.
Size hoş geldiniz demek istediler.
Çok sarhoşum. Tanrım, içmezsem kabalık etmiş olurum.
-Bu sonuncu. -Dök gitsin.
Sorun yok, bu son.
Pekâlâ. Kesinlikle sonuncu.
Maia!
Hayırsız kız çocuğu kürkçü dükkânına dönmüş.
Papaz Ellis.
Bana Joseph de lütfen.
Sence de Papaz Ellis saçmalığı için
-yaşlı değil misin? -Elbette.
Aynen.
Kasabaya yeni gelen bu aç da kim böyle?
Eşim Robert.
Domuz bağırsağı.
Judy ona fazla kaçak içki verdi.
Tabii ki verecek. Özel bir misafir için özel bir içki.
Maia seni herkesle tanıştırmak için epey geç kalmış Robert.
Briar Glen'e hoş geldin.
Gelmene çok sevindik.
Millet, bakın ne diyeceğim. Buraya bakın!
Edgar Cartwell Eden'ın kızının
yıllar sonra kasabaya dönmesi mutluluk verici.
Herkes kadeh kaldırsın. Şerefe!
Maia ve Robert'a.
-Şerefe! -Şerefe!
Çok yaşa...
İyi misin?
Eve dönmüşsün.
İyi misin?
Kâbus mu gördün?
İyi misin?
Geçti.
-Tanrım. -Dün gece ne oldu?
Sarhoş olup sandalyeden düştün.
Seni eve taşıdım, hatırlıyor musun?
Ne utanç verici.
Sorun değil.
Ben sana göz kulak oldum.
Lütfen.
Yapma.
Bundan vazgeçmelisin.
Neyden?
Beni terslemekten.
Bu, onu geri getirmeyecek.
Beni suçluyorsun, değil mi?
Elbette hayır. Seni asla suçlayamam.
Bebek sahibi olmamız sana çok şey ifade ediyor, biliyorum.
Ama doktordun söylediği gibi bazen düşük oluyor.
Özellikle ilk seferinde.
Sırf bu yüzden vazgeçecek değiliz ya, değil mi?
Ya gene olursa?
Korktuğunu biliyorum.
Ben de korkuyorum.
Geçen yıl bebeğimizi kaybettik...
...şimdi de babamı.
Bir kaybı daha kaldırabilir miyim, bilmiyorum.
Ama bize inanıyorum.
Sen inanmıyor musun?
Evet.
Elbette inanıyorum. Bize her şeyden çok inanıyorum.
Seni seviyorum.
Ben de seni.
Nasıl yani?
Evet, benziyor.
-Benzemek mi? -Evet.
Maia, resimdeki adam benim kopyam.
Sana aldığım o lensleri takarsan evet, bir ihtimal.
Aman Tanrım.
Gördün mü?
Pek ikna olmadım. Kaşlarını çatman gerek.
-İşte böyle. -Komik bulmana sevindim.
Pekâlâ, evet benziyor...
-Sana benziyor, evet. -Sağ ol.
-Sence bunun anlamı ne? -Bir anlamı yok.
İnsanlar müzelere gidince tablolarda kendilerini hep görür.
Bu, bir müzede falan değildi. Evinin tavan arasındaydı.
Babam çok fazla iş gezisine çıkardı. Sanat eserleri topluyordu.
Bu, onun tutkularından biriydi. Herhangi bir yerden almış olabilir.
Ne yazıyor?
-"Konuk, Kabul Ediyor." -Neyi kabul edecek?
Bilmiyorum, ona sunulan içkiyi?
Konuk olduğuna göre belki de bir daveti kabul ediyor.
O ilacı hâlâ almıyorsun, değil mi?
Kaygı bozukluğun için olanı?
-Hayır. -Emin misin?
Evet.
Aylar önce onu tuvalete attım.
O, acil durumlar için, doktor...
Maia lütfen yapma. Gene başlama. Bıraktım, içmiyorum.
Peki.
Fişin.
-Peki. -Tamam.
Harika. Teşekkürler.
Buyur.
-Günün aydın olsun. -Sağ ol Kathy.
Merhaba.
Sen...
Robert Burrows.
Maia Eden'ın eşi.
Konuşmalıyız Robert.
Ne istersin?
-Varsa bugünkü gazete. -Elbette.
Sana bir tane getireyim.
Pekâlâ.
-Al bakalım. -Harika, teşekkürler.
-Borcum ne kadar? -Lütfen, senin paran burada geçmez.
Sanat, gerçeği görmemizi sağlayan bir yalandır.
Günün aydın olsun.
Peki.
Evet, iki koli teslim edilmedi.
-Londra'dan mı? -Evet.
Birinde özel eşyalar vardı, diğerinde de bir takım elbise olacaktı.
Hâlâ elinize ulaşmadı mı?
-Evet. -Gönderi takip numarası nedir?
Gönderi takip numarasını bize hiç vermediler.
Sizi taşıma bölümüne aktarıyorum.
Tamam, bekliyorum.
Delacroix Sanat Eserleri ve Antika 8241 Main Sokağı
Taşıma bölümü, ben Mike.
-Merhaba. -Merhaba.
Merhaba, şöyle ki...
-İki koli mi kayıp? -Aynen.
Bu konuda konuştuğum dördüncü kişisiniz muhtemelen.
Bunun için özür dilerim.
Evet iki koli eksik.
-Peki. -Gönderi numaramız da yok.
Birkaç kişi, sizin kayıtlarınıza göre teslim edildiğini söyledi.
Bunu giy.
Bilemiyorum.
Babanın takımı?
Gömleklerini zaten giyeceksin.
Evet ama cenazesine mi?
Öldüğünde üzerinde bu yoktu.
Giy hadi.
Bugün burada
Edgar Cartwell Eden'ın şanslı hayatını anmak için toplandık.
Pek çoğumuz gibi...
...Edgar'ın buradaki kökleri nesiller boyu geriye uzanıyor.
Ta ki buranın başka yerin yolunun çamuru olduğu güne dek.
Edgar ve ondan önceki Eden'lar sayesinde
Briar Glen bugün cemiyetimizin sığınacak limanı
hâline geldi.
No comments yet. Be the first to leave one.