200 ensimmäistä riviä.
Son iki, üç, dört.
"Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
"Bu yalan bir mecburiyet yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
Hayat sürprizlerle dolu bir hediye...
...ve hayatı güzelleştirmek bizim elimizde.
Ben de çiçeklerle, kitaplarla, dostlarla dolu bir hayat kurdum kendime.
Annem çiçekçi olduğu için ezbere bilirdim bütün çiçekleri...
...ve peyzaj mimarı olmaktı tek hedefim. Başardım da.
İlkokulda anne ve babamı kaybedince ben de bütün gücümü eğitime verdim.
Her sınıfı, her okulu birincilikle, burslarla, ödüllerle bitirdim.
Üniversite son sınıfta İtalya'dan kabul geldi, geleceğim parlaktı.
Mezun olur olmaz işim garanti.
İtalya, bekle beni İtalya. Geliyorum İtalya derken...
Eda!
Eda!
Eda! Kızım, hadi uyan!
Tamam, uyandım.
Eda! Hadi kalk kızım, adamlar erkenden gelmiş.
-Tamam. Nereye? -Dükkâna.
-Hadi kalk. -Tamam, kalktım.
-Günaydın, günaydın. - Günaydın.
Günaydın dünya güzeli.
Hayaller İtalya, gerçekler petunya.
Bir şey ters gitti.
Çok, çok çok ters gitti.
İndirmişler bile hala.
Kardeşim, niye içeri taşımadınız, bunları bıraktınız buraya?
Ablacığım, işimiz çok, ağaçları getireceğiz daha.
-Ne yapalım? -Sen dur, dur, ben hallederim.
-Nasıl yani, tek başına? -Evet, hallederim dedim.
-Olmaz öyle. -Bırak!
Hala, ne yapıyorsun? Belin dedim!
-Tek başına... Sen geç, geç. -Tamam hadi.
Geç, geç.
Bir zamanlar hayatımda her şey yolundaydı ama bir adam...
...tek bir adam. O adam, o kötü, o korkunç adam.
Her neyse.
İtalya'daki o prestijli üniversiteden mezun olamadım.
-Kaç oldu şimdi bununla? -36 olacak.
Ah, kıyamam.
Aa!
Hii!
Ne oldu?
İyi misin? İyi misin?
-Sen 35 yaz hala. -Ah, aşkım, sen çok yoruldun ya.
Hadi sen geç biraz dinlen, ben temizlerim.
Hadi geç sen, dinlen biraz. Hadi aşkım.
Geç.
Hayatta tek kurtuluşum kariyerdi, yapamadım.
Artık lise mezunu bir çiçekçiyim.
Bugün bu hâlde bu karmaşanın ortasında debelenmemim tek sebebi...
...hayallerimi çalan o adam.
O yakışıklı, duygusuz, insafsız, kalpsiz.
En iyisi anlatmaya ben en başından başlayayım.
Ben Eda Yıldız. Bu da Serkan Bolat.
Gökten üç elma düşmüş.
Biri yaşayana, biri anlatana, biri de izleyene.
Buyurun Serkan Bey.
Leyla, bugün Evren Bey'le toplantım var.
-Bana bir gün önce haber ver demiştim. -Çok özür dilerim Serkan Bey.
Bu kadar basit bir şeyi bile hatırlamıyorsan neden hayatımdasın Leyla?
Neyse, ben üstümü değiştirip geliyorum.
Tekrar özür dilerim Serkan Bey.
Leyla, ya özür dileyecek şekilde davranma ya da özür dileme.
Tamam Serkan Bey.
Edacığım, hazır mı çiçekler aşkım?
-Hazır hala. -Ay, çok güzel olmuş. Ellerine sağlık.
Yemin ediyorum sende bir yetenek var ki...
-Beğendin mi? -Oh, şimdi içim açıldı işte.
Daha bunlar ne ki. Sen daha ne bahçeler yapacaksın bak gör.
Hişt, bana bak, hayat bu.
Tamam, bazı şeyler ters gitmiş olabilir ama...
...asla hayallerinden vazgeçmeyeceksin, asla.
-Asla. -Asla.
Ayfer Sultan, sen şu teslimatları mı halletsen?
Evet, doğru söylüyorsun. Tamam, ben çıkıyorum.
Sen buraları nasıl halledeceksin tek başına?
Ben hallederim. Aa, hallederim ama...
...ben bugün erken çıksam olur mu? -Niye?
Havaalanına gideceğim ya Cenk'i almaya.
-Bu defa geliyor mu beyefendi? -Neden gelmesin?
Ne bileyim ben, bir senedir gelemedi de. Sanki İtalya'da değil de Mars'ta görevde.
Hadi halacığım, hadi.
Tamam, gidiyorum.
- İyi bak kendine. - Sen de.
Serkan Bey geldi.
Serkan Bey geldi! Serkan Bey geldi!
Hoş geldiniz Serkan Bey.
- Günaydın Serkan Bey. - Günaydın Serkan Bey.
Günaydın.
Günaydın. Hoş geldin.
Bakıyorum beni hiç özlememişsiniz.
Abi, günde yedi kere konferans yapıyorsun bizimle.
Seni özlemeye fırsat mı kalıyor, baksana.
-Serkan. -Pırıl.
-Çarşambaya hazırlanmamız lazım. -Seni de görmek güzel Pırıl.
Güzel ama çarşambaya hazırlamamız lazım.
Hepinize yazıklar olsun! Bir kere de, bir gün de benim için yapın şu hazırlığı.
Vallahi Serkan Bey gelince ben bile hazır ola geçiyorum.
Kaldı ki ben onun elemanı bile değilim.
Ben sizin elemanınızım.
Engin Bey, ben bu davetiyeyi ne yapayım?
Hişt! Ne yapıyorsun? Kaldır onu ortadan.
Konusunu bile açma. Ben sana ver dediğim zaman verirsin.
Ama ben Serkan Bey'i gördüğümde konusunu açmaktan korkuyorum.
Engin Bey, ben bugün onun odasına hiç girmesem mi?
Evet, harika fikir. Evet, nasılsa onun özel asistanı değilsin.
Odasına falan girmeye de gerek yok.
Süpersin. Vallahi süpersin. Aynen böyle devam.
Sen hâlâ burada mısın?
Değilim.
Off!
Bu evde insan mı yaşıyor başka bir şey mi belli değil.
Bütün evi taşısaydın mutfağa!
Ben gerçekten nereden başlayacağım?
Ya Melo, bu mutfak böyle mi bırakılır?
Gerçekten nereden başlayacağımı şaşırdım.
Ha...
Bırak canım, ben hallederim ya.
Azıcık kestireyim mi?
İyi, tamam, sen takıl. Ben halledeceğim.
Canım Dadacığım.
Melo! Telefonda takılacağına...
...gerçekten yardım et. Benim işim var, çıkacağım.
Melo, bir bakar mısın?
Hadi yürü, gidiyoruz. Yakalanacağız, gidiyoruz.
Seke seke giderim ben. Yakalanmadım, şimdi yakalanacağız.
-Ayakkabıların nerede? -Hişt...
...Külkedisi!
Bunu unutmuşsun.
-Yaa. -Öyle olmuş biraz.
Hayırdır, yolculuk nereye?
Yolculuk?
-Düğüne. -Cenazeye.
-Düğüne, düğüne. -Cenazeye ya.
Eda, biz mezunlar gününe gidiyoruz da sen üzülürsün diye sana söylemek istemedik.
Hayda! Bu muydu yani? Evde bir hâllerdesin.
Kızım, niye üzüleyim ya?
Aksine gurur duyarım. Siz zamanında aldınız diplomanızı.
Zaten diplomayı en çok hak eden kişi sensin. Sen gönüllerin diplomasını aldın.
Ayrıca benim mezunlar gününden haberim var.
Aysel Hoca aradı. Okula çağırdı, bir şey konuşacakmış.
Allah Allah! Niye aramış seni? Ne haber veriyor o kadın sana?
Melo, daha gitmediğime göre ne konuşacakmış nereden bilebilirim?
Ki ben de gelsem mi sizinle? Geleyim, hem konuşmuş olurum.
-Yok! -Yok!
Yok.
Sen gelme.
Neden biliyor musun? Şimdi biz oraya gideceğiz, iki saat kalabalık, işte...
...stresleneceksin, bulamayacaksın derken falan filan--
-Hadi sen şeye artık, eve. -Dur, dur, dur. Dur.
Melo, pembe far?
Mor.
Melo, kırmızı rujun var.
Renk körlüğü.
-Renk körü olmuş bu kız. -Hasır çanta.
Bunu... Bunu...
Kara kıza bu. Kara kızın renk olsun diye, hep kara kara ya bu.
Melo, beni kandıramazsın. Bu senin tavlama kombinin kızım.
En son Tarkan'ın konserinde böyleydin.
Tarkan'a da giyilirdi ama.
Sökülün.
Hadi, hadi. Doğruyu söyleme vakti.
Sökülün diyor. Sökülelim o zaman.
Şimdi biz gidiyoruz ya hani...
-Ee, evet? -Ee!
Eda, üniversitenin mezunlar gününün onur konuşmacısı yani...
...konuşmaya çağırmışlar.
-Onur konuğu. -Evet, kim?
Bolat, abi.
Serkan Bolat.
-Serkan Bolat mı? -Aynen öyle.
Serkan Bolat!
Leyla, dosyaları düzenleyip benim ofisime bırakır mısın?
Tamam Serkan Bey.
-Leyla, odam yukarıda. -Biliyorum Serkan Bey.
Bana demek istediğin bir şey mi var?
Selin Hanım nişanlanıyor.
Do-doğru mu duydum? Bana Selin nişanlanıyor mu dedi?
Evet Serkan.
-Abiciğim, boş ver. Ne yaparsa yapsın. -Boş ver?
Boş veremem Engin. Ne demek, ne demek nişanlanıyor?
Biz daha yeni ayrıldık Engin. Ne demek? Ne acelesi vardı da evleniyor hemen?
İşte bak, kendin söylüyorsun. Zaten ayrıldınız siz.
-Kız ne isterse yapar, sana ne? -Yapamaz Engin.
Yapamaz çünkü o herif kiminle çalışıyor, gayet iyi biliyorsun, değil mi?
-Kaan Karadağ. -Kimse kim!
Selin zaten seninle konuşmak için Londra'dan dönmeni bekliyordu.
Ha, konuşmak istiyordu benimle, öyle mi?
Serkan, Serkan bak, gözünü seveyim Selin'e falan gitme.
Dedim ya, üniversiteye konuşmaya gidiyorum.
Sonra Evren Bey'le toplantım var, Engin.
No comments yet. Be the first to leave one.