200 ensimmäistä riviä.
Geri dönecek.
Bunu biliyorum.
Ama uzun süre kalmayacak, o yüzden hazır olmalıyız.
Dinle.
Duyuyor musun?
Yukarıda.
Bize bir mesaj vermeye çalışıyor.
Benimle gelir misin Scarlet?
Ama sessiz olmalıyız yoksa onu korkuturuz.
Yemin ederim, benimle o konuda konuşan insanlar var.
- Dalga mı geçiyorsun? Bu delilik. - Yani...
Bu karakterlere âşığım. Bir detay var...
İlham çok ilginç yerlerden gelir Samantha, anlıyor musun?
Bazen bir Chaucer şiirinden.
Bazen Dr. Seuss'tan.
- Cidden. - Hayır.
Belli ki bunun için çok çalışmışsın.
Ben asla böyle bir şey yaratamazdım.
Sanırım bende o hayal gücü yok.
Açıkçası yarısını çizdiğimi hatırlamıyorum bile.
- Kesin kafam iyidir. - Bu delilik.
- Bence bu gayet ilginç. - Kesinlikle öyle, bu harika.
Nereye gitti? Nereye gitti Scarlet?
Jen?
- Bence iyidir. Yani, genelde... - Ağlar.
Evet. Bir sorun çıkarsa çığlık atar.
Açıkçası tam bir kâbus gibiydi.
Sözleşmeler çok saçmaydı
ve bu saate kadar ofisteydik.
Hayır, biliyorum.
Pardon, dursana.
Jeff, neden elektrik faturasında son uyarı yazıyor?
Halledeceğini sanıyordum.
Avukatların icabına bakmasına sağlayacağım. Evet, eve girdim.
- Anne! - Jenny?
Tanrım.
Yatması gerekiyordu.
Tavan arasında ne yapıyordu?
Orayı seviyor. Sen...
Ne alaka? Kızımızın kafasındaki kanamayı durduracağım.
- Ben... - Sen şunu ıslat, ben...
- Al. - Sen... Ben... Şey...
- İlk yardım çantası. - Sağ ol Samantha.
- Çok cesursun. - Ben hallederim.
- Maggie, üzgünüm. Bu benim hatam. - Evet, öyle.
Jeff sözde çalışıyor ama Jenny'ye bakman için sana para veriyorum.
Sakin olalım lütfen. Teşekkürler.
Yara bandı nerede?
Tüm gün tam olarak ne yaptın?
- Yine mi Maggie? - Bilmek istiyorum
çünkü çalışıyor olman gerekiyordu ama bunu göremiyorum.
- Güzel. - Artık çiziyor musun ki?
Tüm gün ne mi yapıyorum?
- Kızımızla vakit geçiriyorum. - Sahi mi?
Her gün boş umutlarla akşam 10'dan önce
annesinin eve gelmesini ve onunla konuşmasını bekleyen kızımızla.
Babam için çalışmak zorunda kalmak beni öldürmüyor mu sanıyorsun?
Seninle evde kalıp hikâye uydurmayı çok isterdim ama yapamam.
Her gün bu fedakârlığı yapıyorum ama olsun. Bununla barıştım.
Sen özel değilsin, tamam mı?
Sadece işsizsin.
Sanırım ben... Eve gideceğim.
Yarın görüşürüz. Tabii kalmamı istemiyorsanız.
İstemeyiz. Hastaneye gideceğiz, tamam mı? Hadi.
Maggie.
Bunu unutacaktın.
Sen gelmiyorsun.
Ne? Jenny'yi hastaneye götürüyoruz.
Jeff, onu ben alıyorum.
- Nasıl yani? - Hoşça kal Jeff.
Boşanma kâğıtları her ikisinin de rızası olmadan doldurulmuş.
Maggie, tüm finansal mallar senin üzerine kayıtlı.
Nafaka talep etmiyorsun
ama tam velayet istiyorsun.
Bunun sebebi nedir?
Çünkü yetişkinlik konusunda başarısız.
Bunu daha dostane yapalım. Aynı sebepten buradayız.
Çocuğun iyiliğini istiyoruz.
Bu da ondan mümkün olduğunca uzaklaştırarak mümkün.
İtiraz falan etmen gerekmiyor mu?
Mahkemede değiliz Bay Vahn, sohbet ediyoruz.
Öyleyse babası sayesinde havalı ve kaba bir ara bulucu bulması hiç adil değil.
Bence de ne zaman annesi işe gitse kafasını yaran
torunum için endişelenmem adil değil.
Bayan Vahn, eski eşinin
çocuğun sağlığını tehlikeye attığını düşünüyor.
Hem de pervasızca, bu kadar basit.
O bir kazaydı.
Kızımızın güvenliğini tehlikeye atmıyorum. Hadi ama.
Maggie, üç yıl önce bir kukla gösterisinde
çalıştığından beri işsiz olduğunu söylüyor.
Oldukça büyük bir işti.
Öyleydi. Hâlâ eski defterleri açıyorsun Jeffrey.
İki yıl oldu.
Çok başarılı bir çizgi roman serisiydi.
Kızımın evinde yaşarken kızımla birlikte yaratmıştı.
Ve dizisini çekecektik.
- Oyuncakları çıkacaktı. - Ve o, anlaşmayı bozdu çünkü...
Çünkü dünyamızı alıp efektlerle süsleyeceklerdi
ve buna izin veremezdim. Prensip ayrılıkları yaşadık.
Bırakın çocuğuna düzgün bir ev sağlamayı,
kendi mortgage'ını bile ödeyemiyor.
Neden hayatımı mahvetmeye çalışıyorsun?
Hayatını mahvetmiyorum.
Jeff, ben...
Sikeyim.
Jenny'yi sevdiğini biliyorum. Konumuz bu değil.
Bu daha gerçekçi.
Ben ona bakabilirim, sen bakamazsın. Bu kadar.
Bu nedir?
Kurtuluşun.
Yeni bir hayata başlayabilirsin. İstediğin de buydu.
İstediğim bu değil.
Çılgın bir günün ortasıydı.
- Hangi biri? - Değil mi?
Bu anlaşma gayet adil.
Evet, anlıyorum ama şansım nedir?
Hakkında ne kadar haklılardı?
Yani, ben... Bir ofiste çalışamam.
- Denedim ama... - Belki de en iyisi budur.
- Baba! - Ne yapıyorsun küçük canavar?
Buraya gel.
Dedenin büyük evinde ve o Westchesterlı aptallarla eğleniyor musun?
Hiçbir yerde park yok, sadece golf var.
Kuklaların varken kimin golfe ihtiyacı var ki?
- Bunlar yakında bitecek mi? - Gel bebeğim.
Elbette bitecek. Önemli bir şey değil.
İn bakalım.
Gidiyoruz.
- Hafta sonu takılalım mı? - Ziyaret günü yarın.
Yarın çarşamba.
Hafta sonuna iki gün yakın, bu harika bir haber.
Baksana, hadi evimize gidip yemek yapalım
ve şu velayet işini kendi aramızda halledelim.
Orası bizim değil, benim evim ve sen de şimdilik orada yaşıyorsun.
Şu açıdan alayım da
güzel anneni,
daha az güzel babanı ve uyuyan bebeği görebilesin.
- Saatlerdir uyuyan bebeği. - Saatlerdir uyuyan bebeği.
- Deliksiz. - Evet.
Bu harika.
Evet. Çok uslu bir kız.
Bu da ne?
Şuna bak.
Şimdi sosyal bir deney yapacağız.
Jenny.
Ben Tanrı.
Lütfen beşiğine geri dön.
Bak, yapıyor.
Aferin.
Şimdi de Jenny'nin odasının dışındayız.
Kapı açılıyor ve o da ne?
Okuyabiliyor musun? "Korkunç Soy" yazıyor.
Dışarı çıkıyor!
Onu dışarı çıkardın.
Ayakkabılarına bak.
- Çok havalı. - Evet.
- Bebek, Scarlet'i seviyor mu? - Evet.
- Peki ya anneyi? - Evet.
- Peki ya babayı? - Evet.
- Evet. - Bebek babayı seviyor.
Bebek anneyi seviyor.
Bebek Scarlet'i seviyor.
Seni uzun ve pahalı bir savaş bekliyor.
Muhteşem Prenses'in sıcak çikolatası hazır.
Senin için de kızın için de acılı olacak.
Muhteşem Prenses!
Muhteşem Prenses!
- Pardon. Jen, ne diyorduk? - Teşekkürler.
- Beni dinle. - Evet.
Tam velayeti alacağına eminim
ama savaşacaksan her şeyi kaybedebilirsin,
kızını ziyaret bile edemeyebilirsin.
Anlaşmayı imzala gitsin.
Evet, anlıyorum. Tamam.
Konuşmak istersen beni ara.
- Kuş çiziyorum. - Tamam mı?
Marion, Jenny kuş çiziyor. Kapamalıyım.
Ben de Prenses Muhteşem'i çiziyorum.
Neden durdun?
Bir resim yaparken
nasıl olacağını kafanda canlandırırsın
ve bazen bir hata yaparsın ama ne fark eder ki?
Düzeltirsin olur biter.
Bazense çok fazla hata yaparsın.
Baktığında her şey tamamen mahvolmuştur ve...
Tam bir mürekkep ziyanı olduğunu fark edersin.
- Jeff Vahn. - Evet.
Ha siktir. Pardon.
- Ben Connor, üniversiteden. - Vay canına.
Seni o bıyıkla tanıyamadım.
- Evet, Doobie Brothers gibiyim. - N'aber?
Şahaneyim adamım.
Geçen yıl kendi çizgi roman şirketimi kurdum.
- Ve Stun Gun satın aldı. - Hadi canım.
Evet, artık önemli biriyim.
Ya sen adamım? Nasıl gidiyor?
Geçen hafta karım beni terk etti ve şu anda tarafsız bir bölgede
kızımın tam velayetini almasın diye uğraşıyorum.
- Yani... - Siktir be.
No comments yet. Be the first to leave one.