Still Up

Still Up

Lataa Turkish -tekstitys

Kausi 1

Julkaisutiedot

Still Up S01E03 WEB x264-TORRENTGALAXY
Still Up S01E03 720p ATVP WEB-DL DDP5 1 Atmos H 264-CMRG
Still Up S01E03 720p Web H264-JFF
Still Up S01E03 1080p WEB H264-NHTFS
Still Up S01E03 2160p WEB H265-NHTFS
Still Up S01E03 WEBRip x264-XEN0N
Still Up S01E03 XviD-AFG
Still Up S01E03 720p WEB-DL HEVC X265-RMT
Still Up S01E03 1080p HEVC X265-MeGusta
Still Up S01E03 WEB H264-RBB
Kommentaari sash35

Tunnisteet

web
x264
Web-DL
web-dl
WEB-DL
720p
720
1080
webrip
BRip
XviD
x265
HEVC
Julkaistu: 2023-09-23
Lataukset: 7
Kuulovammaisille: No

Turkish tekstityksen esikatselu

200 ensimmäistä riviä.

20.45

İlginç.

Çene diyeceğim.

Çenesiz yaşayabilir misin?

Kolaylıkla.

Dişlerinin, suratının altından düşmesini ne engelleyecek peki?

Güven bana. Baş ederim.

Neyse, senin "dizsiz" hayatından çok daha iyi olur.

Kaskatı iki bacak. Saçmalık.

Mesela nasıl forklift süreceksin?

Bu, beni endişelendirmez.

Break-dans. Break-dans yapamazsın.

Bu da hayatımı etkileyecek bir şey değil.

Dizsiz kolaylıkla yaşarım. Özellikle benimkiler olmadan. Nefret ediyorum.

Dizlerinin bir şeyi yok.

Ne diyorsun? Devasalar.

Tayt giydiğimde

iki karnabahar kaçırıyor gibi görünüyorum.

İlginç. Ben olsam satsuma derdim.

Sağ ol.

Veggie.

Havaalanından bir şey istiyor muyum?

- Dev bir Toblerone. Tabii ki. - Tabii ki.

Veg'in dönmesini iple çekiyorum.

- Yemek yapabilirim. - Ne, sen mi?

Evet. Sağ ol Daniel. Yemek yapabilirim.

Neyse, büyük gece geldi.

Amy kaçta geliyor?

21.00'den sonra.

Son müşterisiyle işi bitince.

Evet. Mesleği neydi?

- Kişisel antrenör. - Kişisel antrenör.

Öyle biriyle çıkmıştım. Bir şey diyeyim mi?

Spor saati takmak için ön sevişmeyi keserdi.

Açıkçası keyfim kaçıyordu.

Ciddi mi? Aklıma geldi.

Randevu sitesinin şifresi neydi?

Mesajlarıma bakayım da aynı hikâyeleri anlatmayayım.

Evet. Patates123.

Patates... Patates123 mü?

Evet. Patates123.

- Patates123. - Peki,

evden çıkamadığını nasıl söyledin?

Evet. Buna bayılacaksın.

Söylemedim.

Danny, söyle ona. Anlayacaktır.

Bu, ilk randevumuz.

İşler ciddiye binince söylerim.

Beraber bakım evine yattığımızda.

Tamam. Peki. Ne yemek yapacaksın peki?

- Nereye koyayım Daniel? - Tezgâha. Sağ ol Adam.

Adam mı yemek yapıyor?

Hayır, birkaç şey aldı sadece.

Beni de götür.

- Selam Adam. - Selem Leese.

İtfaiyecilik nasıl gidiyor?

Evet, iyi. İyi değil. Hiçbir yangın iyi değildir.

Ana kuralımız.

Tamam. Neler var, anlatayım.

Bu sabah sebze toplamaya çıktım, yani hepsi taze.

- Danny, toplamak mı dedi? - Sanırım, evet.

Burada ısırgan otu var, tam mevsimi.

Isırgan otunun mevsimi olmasına şaşırıyorum.

Sonra yabani sarımsak ve kestane var.

Sorun var mı?

- Nereden başlayacağımı bilmiyorum. - Tamam, ben,

hepsini kızartıp yabani pirinçle yemeyi severim.

Yabani pirincin var mı?

- Var mı? - Hayır. Yok.

Merak etme. Hallederim. Hemen dönerim. Bir yere ayrılma.

Senin için yeterince şey yapmıyor mu?

Çamaşır, alışveriş, şimdi de yiyecek toplamaya yolluyorsun.

Yardım etmeyi seviyor. Onu durdurmayacağım.

Ondan faydalanıyorsun.

İşte. Yabani pirinç.

Harika. Sağ ol. Tamam, Adam. Dinle.

Konuşuyorduk da.

Bir uzvun olmadan yaşayacak olsan hangisi olurdu?

Adam?

Adam?

Adam?

- Adam? - Adam?

Onu bilemiyorum

ama burunsuz olmak istemezdim.

- Neden? - Özlerdim.

Brain amcamı anlatmış mıyım?

90’larda inşaatçılık yapıyordu.

Arkadaşı Trevor'la çalışırlarken

tepelerindeki iki metrelik sac levha, yerinden çıkmış,

düşmüş, amcama çarpmamış ama

Trevor'a çarpmış.

Burnunun ucunu kesmiş.

Amcam bir şekilde ucunu bulmuş

ve hiç düşünmeden ...

- Hayır! Yeme! - ... ağzına atmış.

Ağzına mı atmış?

- Atılmaz mı? - Hayır, atılmaz.

- Hayır. Neden ki? - Yok. Atılmaz.

Taze kalması için en iyi yer, ağız.

Hayır. Pardon. Bu, doğru olamaz.

Dur. Amcan, arkadaşının burnunu mu emmiş?

Hiç hijyenik değil. Sonra ne olmuş?

Trevor'la burun ucunu cerraha götürmüşler ve yerine dikmiş.

Şimdi Trev'in kızının vaftiz babası

ve burnuna gelince bazı açılardan hiç belli olmuyor

ama başka açılardan kötü kesilmiş sosise benziyor.

Tamam. Gitsem iyi olacak.

Üst kattaki Bay Shamim'in banyoya girmesine yardım edeceğim.

Sorun olursa karşı kapıdayım, tamam mı?

- Görüşürüz. Sağ ol. - Hoşça kal Leese!

Güle güle.

Bu adam fazla iyi. Hâlâ bekâr olduğuna inanamıyorum.

Benim için hiç öyle demiyorsun.

Birinin seninle çıkmasını

- anlamakta zorlanıyorum. - Evet. Haklısın.

Şaka yaptım.

Amy, seni hak edecek kadar iyi çıksa iyi olur

ve garipsin diye dalga da geçmesin.

Ne, senin yaptığın gibi mi?

Evet ama o, farklı çünkü benim iznim var.

Evet. Tamam. Açıkçası biraz korkuyorum.

Tüm o konuşmalar,

en azından 39 kilometrekare çapında

bir mesafeden mesaj atmak yeterince korkutucu

ama dairemde, iç çamaşırı çekmecemin birkaç metre yakınında olması.

Konuşmamı, ilginç şeyler söylememi beklemesi.

Dehşet verici. İnsanlar nasıl yapıyor anlamıyorum.

Anlatacak hikâyem de yok

çünkü hep evdeyim. Hiç anekdotum yok.

Fazla losyon sürdüğümü biliyorum çünkü kızarıyor

ve burun deliklerim yanıyor.

Cidden, Amy'nin ısırgan otu istemesi ihtimali nedir?

Üstüne köpek işediği kesin olanları mı?

Tarihteki en kötü randevu olacak.

Hayır. Harika olacak.

Hem tarihteki en kötü randevuya ben çıktım bile.

Anlatsana. Güzelse kendi hikâyem gibi anlatırım.

Mekânı o seçti.

Birkaç bira içtik. Güzelce sohbet ettik

ve sonra mekân değiştirmeyi teklif etti. Şöyle dedim...

Evet. Tabii.

Masamızın sadece masa olmadığını da o zaman anladım.

Neler oluyor?

Bisikletti de.

On bir kilometre bindik

ve sonra bir hafta

otoparkta kaybolmuş bir kovboy gibi gezdim.

Evet. Yok, oldukça kötüymüş.

Dinle. Hafta boyunca bundan korktum.

Rahatlamasını sağlayacak

birkaç fikir buldum.

Elbette. Hadi o zaman. Söyle.

Tamam. İlki.

Silah ya da kayıt aleti saklamadığımı

bilsin diye dolap kapaklarını sökeyim mi?

- Hayır. - Peki. Bu nasıl?

İki pantolon giyeyim mi?

Bir şey diyeyim mi?

Fermuarına kilit taksana.

Bence o zaman çok rahatlar.

Çünkü... Nasıl? Ciddi misin?

Hayır! Dolapları kapaksız

ve iki pantolon giymiş biri beni ürkütürdü.

Yaptığının farkında mısın?

- Ne? - Kendini sabote ediyorsun.

Seni tanırım.

Kendine zarar veriyorsun,

mutsuzsun, sence ömür boyu yalnız kalmalısın.

Öyle biri değilim. Tek kişilik bir mutluluk hız treniyim.

Tek kişilik mutluluk hız treni, o zaman bir geceliğine

şunun keyfini çıkarmayı denesene.

Keyfini çıkarmaktan nefret ederim. Karnım ağrıyor.

- Geldi. - Evet. Biliyorum. Duyuyorum.

- Peki. - Rahatla

- ve... Bu, çok fazla. - Peki.

Hayır, bırak. Güzel görünüyordu.

İyiyim.

- Sakin ol. - Sakinim.

"Sakin ol" deme çünkü o zaman olamam.

Paniğe kapılma.

İyisin. Sen yaparsın.

- Selam. - Selam.

O sesle konuşma.

Biliyorum. Sus.

Bekle. Evet.

- İki saniye. - Tamam.

Daha iyi.

Bu, o. Geldi.

- Peki, ben... Evet. - Evet, geldi.

- Haber veririm. - Tamam.

İyisin. Sen yaparsın.

Normal davran, tamam mı?

Öyle deme.

Affedersiniz bayım. Bayım?

Yap hadi.

Amy.

Danny.

- Selam. - Selam.

- Pardon. Biraz... - Eller.

Duble. Daha iyi değil mi?

More Turkish subtitles for Still Up

Kommentit

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left