Οι πρώτες 200 γραμμές.
Hay...
Tiz dehşetiyle ölümün soluk yüzü,
yatağımız yapar koca okyanusu,
dalgaların sesini duyan yüce Tanrı,
yalvaran ruhlarımıza uzatır bir yardım eli.
Dört haftaya!
Ben almayayım. Sağ olun.
Kaldırılan kadehe eşlik etmezsen uğursuzluk getirir delikanlı.
Amacım saygısızlık değildi.
İçmeyen insanların iyi bir sebebi olmalı.
Öyle değil.
Kurallara aykırı olduğunu okudum efendim.
Öyle mi?
Evet efendim. Kitapçıkta yazıyordu.
Seni okuyan biri olarak hayal etmemiştim.
Amacım sorun çıkarmak değil.
O zaman dediğimi yap.
Kitapçıkta bu da yazıyor.
Dört haftaya.
Evet. Su deposunun bakıma ihtiyacı var.
Görevlerinden biri bu delikanlı.
Yoksa bunu okumamış mıydın?
Musluğu ve mekanizmayı temizleyeceksin,
daha sonra etrafı toparlayacaksın.
Dışarıda tamir edilecek daha çok şey var.
Duydun mu delikanlı?
-Evet efendim. -Başüstüne efendim!
Başüstüne efendim.
Sis dağıldığında
öksüz vardiyayla çalışacaksın.
Öksüz vardiya mı?
Fenere bakmaya kalkarım diyordum.
Işık bende.
Kurallar vardiyayı değiştirir.
Korkulacak olan şey, gece vardiyasıdır delikanlı.
Yani benim vardiyam, geceden sabaha.
Resmen yeni yetme birine çattık.
Sen kendi görevine bak. Işık bende.
FENER BEKÇİLERİ İÇİN TALİMATLAR, TEMMUZ 1881
Ağzına sıçayım!
Sana içelim güzelim.
Çatı.
Su deposundan sonra oraya bak.
Lambaya da bak, yağı bitti.
Başüstüne efendim.
Yürü!
Gitsene.
Oraya çıkamazsın!
-Yağ lazım efendim. -Yoruldun mu? Bunu kullan.
Seni bir sürü sıkıntıdan kurtarır.
Bir soluklan delikanlı.
Soluklan dedim delikanlı.
Sonra varili getir,
aşağıdaki merdiven boşluğunda onu bulursun.
Tabii tüm feneri yakmak gibi bir planın yoksa.
Sonra kalan görevlerini yap.
Çok geciktin zaten.
-Başüstüne efendim. -Çok yavaşsın. Sersem misin?
Hayır efendim.
Hadi inandım.
Tiz dehşetiyle ölümün soluk yüzü,
yatağımız yapar koca okyanusu,
dalgaların sesini duyan yüce Tanrı,
yalvaran ruhlarımıza uzatır bir yardım eli.
Tadı hâlâ aynı mı?
Biraz neşelen be delikanlı.
Şimdi muhabbet vakti.
Tadını çıkar.
Birkaç hafta için geldin,
ikimiz de cenazedeymiş gibi sessiziz.
Ben pek konuşmam.
Önce gözlem mi yaparsın?
Hayır efendim. Yapmam.
Yapmazsın.
Yapmazsın.
Chicopee, ne harika bir gemiydi.
Güzel yapılmış, görünüşü de temizdi.
Onun gibi bir 1964'lü yok.
Paydos yapıyorduk. Bir ayaklanma oldu.
Neden diye soruyorum. Neden?
Bir denizcinin hayatındaki en berbat kısım nedir delikanlı?
Rüzgârla deniz arasında kalınca işin durmasıdır.
Doldrumlar.
Şeytan'dan daha kötüdür.
Can sıkıntısı, insanları kötü biriye çevirir
ve su hızlıca gider delikanlı. Ortadan kaybolur.
Tek çare içmektir.
Denizcileri mutlu eder, onları uysallaştırır,
sakinleştirir, onları...
Aptallaştırır.
Senin içinde
denizci ruhu yoksa ne olayım delikanlı.
Kafandakileri söyle delikanlı.
Önceki eleman neden gitmişti?
Yardımcım mı?
Öldü.
Kafayı yemişti.
Deniz kızını, yaratıkları, kötü kehanetleri zırvalıyordu.
En sonunda,
incir çekirdeği kadar algısı kalmıştı.
Işıkta bir çeşit büyü olduğuna inanıyordu.
Aziz Elmo'nun, ateşini oraya kullandığını düşünüyordu.
Kurtuluştan bahsediyordu.
Abartılı hikâyeler.
Seni martıyla kapışırken gördüm.
Kendi hâllerine bırak.
Bir deniz kuşunu öldürmek uğursuzluk getirir.
Bol bol hikâyeler.
Deniz kuşu öldürmek uğursuzluktur!
Dinleme beni delikanlı.
Dinleme.
Bize kahve yap.
Önümüzde uzun bir gece var.
Kahve iyi gelir.
İşten kaytarıyorsun delikanlı!
Bunu inkâr etme!
Buna ne diyeceksin?
-Efendim? -Ne?
Paspas yapıp iki kez temizledim efendim.
Yalancı it.
-Temizledim. -Kirlenmiş ve her yere bulaşmış.
Silinmemiş, yıkanmamış ve lekelenmiş.
Bana sataşıp mutlu mu oluyorsunuz?
Bir daha söyle.
Zaten söyledim.
Bana nasıl karşı çıkarsın, seni it?
Bakın,
bu işi kabul ederkenki amacım ev hanımlığı
veya kölelik yapmak değildi.
Bu doğru değil!
Bu kaldığımız yerler, şimdiye kadar gördüğüm
bütün denizci kamplarından daha harabe hâlde.
İngiltere kraliçesinin hizmetçisi bile
benim gibi iş yapamaz
çünkü size diyorum,
burayı iki kez ovaladım efendim.
Ve ben de öyle bir şey yapmadın diyorum.
Yeniden temizle diyorum
ve bu kez düzgünce temizle
yoksa sonradan on kez daha temizlersin.
Senden burada bulunan
her parke ve tahtayı çıkarıp sökmeni istersem
ve kan içinde kalmış ellerinle temizlemeni söylersem
bunu yapacaksın.
Ve eğer sana o çürümüş çivi yuvalarındaki
her çiviyi sökmeni
ve çivilerin paslı kısımlarını
balık gibi parlayana dek yalamanı istersem,
sonra bütün deniz fenerini hurda hâlinden
yeniden yapmanı istersem,
sonra bunu defalarca yapmanı istersem yapacaksın!
Ve Tanrı'nın adını veriyorum,
gülerek yapacaksın delikanlı çünkü hoşuna gidecek.
Hoşuna gidecek çünkü ben öyle diyorum!
Bana bir daha karşı çıkarsan aldığın paradan kısarım.
Duydun mu delikanlı?
Başüstüne efendim.
Temizle bakalım it.
Temizle!
Düzgün yap delikanlı.
Başüstüne efendim.
Badana pürüzsüz olmalı delikanlı.
Parlak! Işıltılı!
Gümüş genelev tabelası gibi.
Denizcilere düzgün bir işaret bırak.
Fırtınanın ortasında onu göremeyecekler!
Sinirlenme ama delikanlı.
Güzel iş yapıyorsun.
Benden geçer not aldın.
Doğru söylüyorum!
Seni biraz aşağı indireceğim.
Yavaş!
Güvenli ellerdesin.
Yavaş!
Sallanmayı bırak delikanlı.
-Sallanmıyorum! -Sallanıyorsun!
-Düzgün dur! -Duruyorum!
Yapma! Git!
Git!
Deniz Feneri
Sağ ol delikanlı.
Winslow.
Ephraim Winslow.
Kalan iki haftada bana...
Bana adımla seslenin.
Şu hâline bak, emir veriyorsun delikanlı.
-Winslow. -Pekâlâ.
Bana uyar Ephraim Winslow.
Söylesene, senin gibi birini böyle lanet bir yere ne getirdi?
Benim gibi nasıl biri?
Tablo gibi güzel biri.
Şaka yapıyorum be delikanlı, şaka...
-Winslow. -Winslow.
Seni...
...bu kayalıklara ne getirdi Ephraim Winslow?
Önceden ne iş yapıyordun?
-Keresteciydim. -Kereste mi?
Kereste işi. Kuzey tarafında. Kanada yolunda.
-Hudson Körfezi tarafları mı? -Aynen.
Dedikleri doğru mu?
No comments yet. Be the first to leave one.