Οι πρώτες 200 γραμμές.
Metropolitan Cezaevi, New York
Luther, derste şeker yok.
Olsun. Çıkışta veririm, olur mu?
Tamam, bugün ne var, bilen var mı?
Hızlı bilgiler!
Evet, doğru!
Bu sorulara cevap vermek için beş dakikanız var.
Cevabı bilmiyorsanız üzülmeyin, sonrakine geçin.
Tamam mı?
Bayan Knight?
Luther? Luther!
Luther! Luther! - Luther boğuluyor!
Marcus! Marcus, hemşireyi çağır!
Dersten çıkmana izin veriyorum!
- 911. - Pembroke İlkokulu,
1. Cadde! Öğrencim boğuluyor!
Tamam, ben hallederim.
- Aferin sana. - Geçti.
- İşte oldu. - Geçti, geçti.
Nasılsın oğlum?
Adın ne?
- Luther Jennins. - Tamam Luther.
Hemşire seninle ilgilenecek, tamam mı?
Ben eşyalarını getireyim.
Tamam. Gel.
Çok teşekkürler.
Ne demek. Ben Kashir.
4B'nin dersine giriyorum. - Morgan Knight.
Merhaba.
Morgan'ın Hikayesi
Morgan?
Pardon. Korkutmak istememiştim. - Yok, affedersin.
Ben iyiyim. Hâlâ biraz sinirlerim bozuk.
Bu araba senin mi?
Bana ait olması açısından evet.
Kişiliğimi yansıtması açısından mı?
Hayır. Hayır. Bunu...
Bunu ben seçmedim.
Hediyeydi. Kocamdan.
Rengini beğendim ama.
- Lakers taraftarı mısın? - Hayır. Hayır.
İstatistik olarak sarı arabalar daha az insan öldürüyor.
- Bunu bildiğim iyi oldu. - Evet.
Dinle, birkaç hafta buralardayım,
yani görüşürüz.
Tamam. Evet. Dikkatli git.
Teşekkürler Bayan Knight.
Ne? Gerçekten mi?
- Efendim, ne oldu? - Merhaba,
Ari'yi okuldan alman gerekiyor.
Ben yetişemeyeceğim.
- Neden? - Lastiğim patladı.
O nasıl oldu?
Hiçbir fikrim yok.
Fark eder mi? Birinin oğlumuzu alması gerek.
Bebeğim, Inez alsın.
Bunun için ona para ödüyorum.
Bugün izinli.
Julie'nin çocuğu da hasta, yani başka kimse alamaz.
Ben de alamam, işteyim.
Tamam. Ari'nin bizi beklemesini istemiyorum.
Orelia alamaz mı?
En kısa zamanda onunla evde buluşacağım.
Orelia!
Tamam. Teşekkürler.
Ve...
- Merhaba, gelsene. - Sana Geyser'i sat demiştim.
Yükselecek.
Güneşe fazla yakın uçuyorsun.
Sonsuza dek yanında çalışmak istemiyorum Ron.
Eğer düşündüğüm gibi olursa,
benim için hiç çalışmayacaksın.
Satmıyorum.
Sen bilirsin.
Mecbur olmasam resitali kaçırmazdım, biliyorsun değil mi?
Baban orada olacak
ve benim için video çekecek, ben de izleyeceğim.
Ve bir daha, bir daha, bir daha izleyeceğim,
çello çalmayı öğrenene kadar. - Sen çello çalamıyorsun.
Şu anda çalamıyorum, ama bekle sen.
Çalabileceğim.
İyi geceler. - İyi geceler.
Evet, Geyser hakkında ne varsa.
En son bilgileri posta kutumda bekliyorum.
Ve sürekli takip edin, tamam mı?
Bu bavul ne için?
Boston, yarın, konferans.
Takviminde var.
O mu? tamam.
Yani Ari'yi çello resitaline senin götürmen gerek.
Hayır.
Yarın çok yoğunum. Belki sen erteleyebilirsin.
Konferansı benim için ertelemezler.
Jason, bu benim kariyerim.
Verdikleri paraya bakılırsa, daha ziyade hobin.
Bence onu resitale götürmen
Ari'nin çok hoşuna gider.
Onu çalarken duymadın bile.
Daha yeni bebeği oldu, biraz uzun sürebilir.
Birkaç ay burada kalabilirim. Pardon. Bir saniye.
Yolculuk mu var?
Boston'da eğitim semineri.
- Zahman şeyi mi? - Zahman'ı biliyor musun?
Evet, tez danışmanımdı.
Sorgulamaya dayalı öğrenme girişimindeydim.
Selamımı söyle.
- Tamam. - Arabayla mı gideceksin?
Hayır, Penn İstasyonu'ndan trene bineceğim.
Ben seni bırakırım.
Bisikletine sığabileceğimi sanmıyorum.
Bugün arabayla geldim.
Bir Lotus değil tabii,
ama metroda bavul taşımak çok zor. Hadi.
- Emin misin? - Esas soru şu. Sen benim
Camry'me binmeye hazır mısın?
Bıraktığın için çok teşekkürler.
Ben gidip barda içeceğim,
çünkü seyahat günlerinin kuralı bu galiba.
Arkadaş ister misin?
Seyahat etmeyeceğim, ama Manhattan'da düzgün bir
park yeri buldum ve bunu da kutlamayacaksam...
Bence bir meslektaşla içki içmek harika,
ama açık konuşayım, daha ileri gidemez,
çünkü ben evliyim.
Alabilir miyim?
Tabii.
Pardon, geciktim. Ben hallederim Inez.
Tamam. Gidelim. Gidelim.
Şimdilik 10 kişi diyorlar, ama...
Geçen hafta aynı trenle Boston'a gittim.
Korkunç.
Boston treninden mi söz ediyorsunuz? Ne oldu?
- Evet, gel. Bak şuna. - Polis ve ambulanslar hâlâ
raydan çıkan trenin bulunduğu yerde.
Morgan Knight'ı aradınız. Mesaj bırakın.
Hey Ari, orada durmanı istiyorum.
Bir telefon edeceğim.
- Ama zaten geç kaldık! - Ari! Ari.
Beni dinle. Burada durman gerekiyor.
Burada. Tam burada. Kımıldama.
Orada dur.
Bana anlattığın Kolombiyalı herifi yakaladık,
üç kızı hapsetmişti.
Bir tane daha vereceksen tamam, ama...
Hey, çok iyisin Flaco.
O kim?
- Ağabeyim. - Ağabeyinin olduğunu bilmiyordum.
Bunu açmam lazım.
Hadi, dışarı çık Flaco.
Tamam.
- Jace? - Morgan Boston treninde.
Kaza mı?
Evet, telefonunu da açmıyor ve...
Ölülerin olduğunu söylüyorlar.
Acil durum numarasını arıyorum, ama kimseye ulaşamıyorum.
Tamam, birkaç yeri ararım.
Sen neredesin? - Evdeyim.
Tamam, hemen geliyorum. Hâlâ 54. Cadde'de misin?
Doğu 72. Cadde. Adresi mesaj atarım.
Ufaklık, resitale gidemeyeceğiz.
Bunu yukarıda konuşuruz. Hadi.
Treni kaçırdığıma inanamıyorum.
Kim tren kaçırmamıştır ki?
Ben.
Hayatım boyunca hiç tren kaçırmadım.
Hiç böyle bir şey yapmamıştım.
Şimdilik nasıl gidiyor?
Pardon. Ben...
Kocam arayıp duruyor, çocuğumla alakalı olabilir.
Cevapsız çağrı Jason Knight
Müdür Martinez
Merhaba, seni sonra arayabilir miyim?
İyi misin diye sormak için aradım.
Evet, neden olmayayım ki?
Boston'a giden 5:40 treninde değil miydin?
Treni kaçırdım.
Çok şükür.
Neden? Anlamadım.
Korkunç bir kaza oldu. Haberlere de çıktı.
Acil müdahale ekipleri Boston'a giden trenin
enkazında sağ kalanları arıyor.
Raydan çıkmasının sebebi henüz bilinmiyor.
Tren akşam üzeri New York'tan... - Aman Tanrım.
...yola çıkmıştı.
Hey. İçeri gel.
- Merhaba. - Merhaba, bir şey öğrendin mi?
Ulaşımdaki arkadaşımla konuştum.
Ölenlerin hiçbiri Morgan'ın tarifine uymuyor.
O zaman neden ona ulaşamıyorum?
Merhaba Ari.
- Sen kimsin? - Ne demek sen kimsin?
Bu Eric amcan, biliyorsun. Gel sarıl.
Hey, önemli değil Ari. Önemli değil.
Onun yerine yumruk çaksak? Olur mu?
Ben yabancı sayılırım.
Kim tanımadığı birine sarılmak ister ki?
Evet. Tuhaf.
- Evet. - Tamam, bizi biraz yalnız bırak.
- Bir şey biliyor mu? - Hayır.
Telefonunu falan takip edemez misin?
No comments yet. Be the first to leave one.