De første 200 linjer.
Los Angeles'ın 300 kilometre güneydoğusunda,
deniz seviyesinin 35 metre altındaki terk edilmiş bir deniz üssünde ve
hâlâ aktif bir bombalama poligonunda
polisi, itfaiyesi, hükümeti, elektriği ve suyu olmayan bir topluluk yaşamaktadır.
DENİZ SEVİYESİNİN ALTINDA
Tamam, geliyorum.
Tamam, anlaşıldı.
Beş dolara istediğin kadar sıcak su veriyorlar.
Sıcak sularına girince resmen domuza dönüşüyorum.
Saçımı en az üç defa yıkıyorum.
Evet, bundan eminim.
Çakalların nerede olduğunu merak ediyorum.
STERLING, SUCU
Eskiden her sabah Tony ve McAdoo'nun evinin arasından geçerlerdi.
Hortumum var, herhangi bir yere park edebilirim. Sorun olmaz.
Güneş gözlüklerimi alayım, geliyorum.
Tamam.
Rooster ve Ma Chicken buradayken evlerinin önünde bir sürü yaratık vardı
ve yaratıkların nasıl göründüğünü anlatan birkaç kişiden biriydiler.
Güzel bir gün.
Hava ısınıyor gerçi.
Şerefsiz piçler.
Çocuklara hep derdim.
Karıncalara basmamalarını
böcekleri öldürmemelerini
söylerdim.
Onların da ailesi var.
Yaşayacakları bir hayat var. Onlar da bir şeyler yapıyor.
Böcekleri rahat bırakın.
Örümcek veya benzeri hayvanları öldürmeyin.
Hayır.
Olmaz.
Anlayacak yaşa geldiklerinde onlara anlattım.
Sonra da şöyle dedim,
"Ama
sinekler ve sivrisinekleri öldürme konusunda istisna yapabiliriz."
Geri arama numarası bırakmak için beşe basın.
Merhaba Jennifer.
Ben baban. Hâlini hatırını sormak ve
neler yaptığını öğrenmek için arayayım dedim.
Burada her şey yolunda. Umarım orada da her şey yolundadır.
Fırsat bulunca beni ara.
Seni seviyorum. Görüşürüz.
Pekâlâ.
LİLİ, DOKTOR
Benimle gelmek mi istersin yoksa kalmak mı?
Arkada mı kalacaksın?
Çok kötü.
KENNETH, OTOBÜS KENNY
Dışarıda geçirmek zorunda kaldığım ilk geceyi hatırlayabiliyorum.
20 yıldan fazla oldu. Kalçamı kırmadan önce.
Başıma gelen onca şeyden önce.
Bir nedenden o gün kalacak yerim yoktu
ve hava kararıyordu. Cebimde bir dolar falan vardı.
Bir bardak kahve alayım dedim. O zamanlar bir dolara
iki bardak kahve alabiliyordunuz.
Tüm gece boş boş dolaşmıştım. San Diego'daydım.
Broadway'e gittiğimi hatırlıyorum. Gidip geldim. Gidip geldim.
Sonunda, güneş doğarken...
O zamanlar sokakta uyumaktan korkuyordum.
Bu yüzden güneş doğana kadar bekleyip parka gitmeye karar verdim.
Sabah bir gazete aldım,
su kıyısındaki parklardan birine gittim.
Bacaklarıma battaniye örtüp uyumaya koyuldum.
Birkaç dakika sonra
San Diego polisi yanıma geldi.
Şöyle dedi,
"Burada... Ne yapıyorsun?"
"Sadece uyuyorum." dedim.
"Parkta uyumak yasak." dedi.
"Parkta uyumuyorum, bak bugünün gazetesi var.
Bütün gece yürüdüm. Yorgunum." dedim.
"Parkta günün herhangi bir saatinde battaniyeyle uyumak yasak." dedi.
Ondan sonra doğuya, dağlara doğru yola koyuldum.
Dağları biliyordum ve dağlarda kamp yapacaktım.
Zaten insanlar hep sana böyle söyler.
"Neden dağlarda kalmıyorsunuz ki?"
Çünkü orada da yasak.
İki hafta limitin olsa da
dağlarda yaşıyorsan ve kalacak başka yerin yoksa
dağda kalman da yasak.
İki haftalık limite uysan bile yasak.
"Kamu arazilerinde yasa dışı yaşam" diyorlar.
Bu yüzden suçlanmıştım. Tek federal suçum budur.
Kamu arazilerinde yaşamaktan sicilimde federal suçum var.
Tüm kurallara uymama rağmen.
Sonra "Peki o zaman." dedim ve tepeyi aştım, bu büyük çöle geldim.
Burası çok büyük olduğu için burayı umursamıyorlar.
Nihayet yaşayacak yerim var.
Dışarıda uyuduğum için ceza yer miyim diye endişenlenmeme gerek yok.
Burada keyfime bakıp rahatça yaşayabilirim.
Şehirde saklanmanız gerekiyor.
Orada tamamen şans eseri hayatta kalıyoruz. Yasalar sayesinde değil.
İnan bana tüm numaraları öğrendim.
Şehirde güvende olmak, tutuklanmamak için
geceyi çöp konteynerinin içinde bile geçirdim.
Ama burada öyle zorluklara katlanmama gerek yok.
Burada özgürüm ve güvendeyim,
istediğim yere kamp ateşi yakıp oraya gidebilirim.
Köpeğim için endişelenmeme gerek yok.
Harika bir yer.
770 KKOB radyoda 6:23 ve 7:43'te
The Morning Show ile paranızın seyrini izleyin.
Siktir be!
Güzel bir evim vardı.
Güzel bir çocuğum.
Tatminkâr bir kariyerim vardı.
Oğlumun velayetini almak için
cebimdeki son kuruşa kadar harcadım.
Velayeti alamadım.
Bu araçlar hurda olmuş,
tekerleri eksik.
Burası arabaların psikotik krizlerini geçirmeleri için geldiği
bir akıl hastanesi gibi sanki.
Yani...
Yani, arabalar tanınamaz hâlde.
Şu eski Ford'un yanındaki
arabama bakıyorum ve kendime
"Bu yere çok bağlıyım, burada o kadar uzun süre kalacağım ki
benim arabam da bu eski Ford gibi mi görünecek?" diye soruyorum.
Köfte tarifini vermen için ölüyorlar!
Epeydir aynı tarifi dinliyorum...
Hamağımı kurduğum için çok mutluyum.
Yıllardır vardı ama kurmamıştım.
Kampım aylardır burada ve her gün sandalyede oturmaktan sırtım ağrıyordu.
Şimdi harika hissediyorum.
Bu kadar uzun süre bekledim çünkü hamağı bağlayacak yer yoktu.
Bir ucunu arabaya bağlayabilirdim ama diğer ucu ne olacak?
Burada insanın boyunu geçen bir tane bile ağaç yok.
Sonra hurdalıkta bulduğum bu kapı çerçevesi aklıma geldi.
Buraya bağlayıp destekledim ve ipi ağacın dibine bağladım.
Çok rahat ve sağlam oldu.
Öğleden sonraları burada okuyabilirim, düşünebilirim, yazabilirim
veya aklıma ne eserse onu yapabilirim.
Bu kapı çerçevesini almamın asıl nedeni
içini camla kaplamak ve otobüsün içine güneş girmesini sağlamaktı.
Otobüsü yeniden tasarlarken
bir kış tarafı bir de yaz tarafı olsun istemiştim.
Böylece her türlü iklimde rahatça yaşayabilecektim.
Burası kış tarafı.
Yani, daha çok pencere var.
Ve buradaki cam kapı
diğer tüm pencelerin aldığı güneş ısısını tek başına alıyor.
Telsizi kontrol et. Çalışıp çalışmadığını bilmiyorum.
Kalan son suyu boşaltacak bir yer arıyorum.
Biraz heyecanlı olacak.
Orada susamış insanlar vardır.
Evet, çöl ve su ihtiyacı arasındaki ilişkiyi hiç anlayamadım zaten!
Hep aklıma takılmıştır.
Buradan ne zaman ayrılmayı düşünüyorsun?
Şartlar şimdiden zorlaşmaya başladı.
Ama...
Sanırım nisana kadar burada yaşamaya çalışacağım.
Nisan burada genellikle zorlu geçer.
Bazen burada yaşayanların nasıl başardığını merak ediyorum.
Bir yüzme havuzu,
birkaç bikinili kız ve soğuk şarap istiyorum.
Ama hayatta her istediğin olmuyor tabii...
Sen tutabilir misin? Ben başlatayım.
Tamam.
- Oluyor mu? - Oluyor.
Tamam, güzel.
Dolunca buradan su püskürtüyor.
- Buradan. - Evet.
Şu küçük şeyden.
Orası hava çıkışı için.
Pekâlâ.
İşte.
- Bir onluk. - İkilik daha.
Tamam.
- Üç daha. - Tamam.
Galiba bir de çeyreklik var. Biri bahşiş vermişti.
- Gerek yok. - Gerçekten mi?
- Gerek yok. - Pekâlâ.
- Su için teşekkürler. - Rica ederim.
Pekâlâ.
Meksika'nın Mexicali şehrine gitmeyi düşünüyorum.
Gözlük almak için.
Pekâlâ.
Orada bir diş hekimini tanıyorum.
Evet.
- Sınırı geçebilsem olurdu. - Geçebilirsin tabii ki.
Sadece ehliyetin olsa yeter.
Benim kamyonetini alırız.
Park edip sınırı geçeriz.
Sorun çıkmayacaktır.
- Anladın mı? - Emin misin?
Kesinlikle.
Yani,
üstümüzü değiştirmemiz gerekebilir ama...
- Ama en azından... - Evet, fena fikir değil.
Çünkü dişçiyle konuştum, benim dişimi de o yaptı.
Yarım saatte yaptı.
Senin gittiğin dişçi mi değil mi?
Dr. Cruz. Yarım saat için sadece 10 dolar aldı.
Vay canına.
"Takma diş yapıyor musun?" diye sordum. "Evet." dedi.
Vay canına.
Takma dişi burada yaptırmaya kalksan
boku yedin.
No comments yet. Be the first to leave one.