De første 200 linjer.
İzin verin, şu ana kadar günüm nasıl geçti anlatayım.
Paris'te kahve, Maldivler'de sörf...
Kilimanjaro dağlarında azıcık kestirme.
He, bir de, Rio'daki Polonyalı hatunun telefon numarası.
Sonra ise...
NBA finalinin son çeyreğine sıçradım. Saha kenarı elbette.
Hem de bunların hepsi öğle yemeğinden önceydi.
Saymaya devam edebilirim, ama lâfı getireceğim şey:
Dünya'nın tepesinde duruyorum.
Buradaki aydınlık bölge...
Her zaman böyle değildi.
Bir zamanlar normal bir insandım...
...sizin gibi bir enayiydim.
- Selam, Millie. - Selam, David.
Burada çok şehir resmi varmış.
Bir hayalin olacaksa, büyük olsun değil mi?
Doğru.
Sonra görüşürüz.
Hey Millie!
Bir saniye verin.
Selam.
Sadece bunu vermek istemiştim.
Plymouth'taki bir bahçe mezatından aldım.
Seveceğini düşündüm.
Biraz ses çıkarıyor ve birkaç kat da eksik ama...
Bayıldım.
- Öyle mi? - Evet.
Vay anasını be, Beyaz Surat.
- Mark. - Hey, bu da ne?
- Noel erken mi geldi? - Mark, kes şunu. Mark!
- Mark, ona geri ver. - Vay anasını be!
- Bakın, David, Millie'ye ne almış? - Mark! Mark! Dur artık.
Eyfel Kulesi'ni sever misiniz beyler? Bu şeyi yeterince sallayınca...
Eyfel Kulesi'nin sallanışını duyabiliyorsun. Yemin ederim.
- Hey! Kim sallamak ister? - Hey! Bu kadar yeter.
- Kes şunu. Geri ver. - Peki. Tamam.
Özür dilerim. Al.
Kusura bakma, ahbap. Gücümün farkında değilim galiba.
- Ne pisliksin! - Sadece takılıyordum.
- Komik değildi. - Çocuklar çok komik buldular.
David?
David, gitme oraya. Güvenli değil.
David, boşver.
Hadi Beyaz Surat! Aptallık etme.
David, geri gel. Hadi. Boş ver işte. Sorun değil.
Yapma. Değmez. Geri gel. Lütfen.
Yapma, David!
Dikkatli ol. Hadi.
- Her şey yolunda. Gördün mü? - İyi, geri gel şimdi.
- David! - Millie, oraya gitme!
David! David! Kimse yok mu?
Aman Tanrım!
- David! Yardım çağırın. - Millie, geri dön!
Lütfen yardım edin! David!
- Ona yardım edemezsin. - 911'i arayın! David!
- Millie, dur, dur, dur! - David!
ANN ARBOR BÖLGE KÜTÜPHANESİ
İşte ilk kez böyle oldu.
Bir saniye önce gidiciydim...
...sonra bir baktım ki, Ann Arbor Halk Kütüphanesi'ndeyim.
Evim, evim, güzel evim.
Beş yaşındayken annem bizi terk etti.
Babama gelince, pek de babalık yaptığını söyleyemeyiz.
Geç kaldın.
Yemeğin soğudu.
Neredeydin bakayım?
Hey! Soru sorduğumda cevap beklerim. Tamam mı?
Hey, hey, hey. Ne oldu sana?
Okuldaki çocuklar işte.
Hey, David, buraya geri dön, paspası kap ve şurayı temizle.
David!
Beni yukarı çıkartma!
David? Doğru olanı seç.
David! David...
Kapıyı aç.
Az önce ışınladım mı ben?
KÜTÜPHANENİZE KAÇIN
Harika.
Kütüphaneye ışınlandım.
Bakın! Hayır! Bir yere gelmem. Ne söylediğiniz umurumda değil.
O anda dank etti.
Az önce başıma gelen şey...
...beni özgür kılabilirdi.
Annem kaçabiliyorsa...
...ben de kaçabilirdim.
Geçecek.
Ona her şeyi anlatmak istedim.
David?
David?
Ama kim inanırdı ki?
David!
Artık ilerlemenin zamanı geldi diye düşündüm.
Bir oda istiyorum.
Belâ çıkarmayacaksın, değil mi? Garip işler falan.
Yo, garip işler olmayacak.
SIÇRAYICI
İşte oradaydım.
Milyonlarca sorum vardı: Meselâ "bu şey nasıl işliyor?"
"Nasıl kontrol ederim?"
Buraya gitmiştim.
Anne! Anne, okyanusu ve diğer her yeri görebiliyorsun buradan!
Şansımız yaver giderse, belki King Kong'u görürüz.
Cidden mi?
- Tuttun mu? - Tuttum. Bırakır mıyım hiç?
GÖÇMEN TASARRUF BANKASI
15 yaşındaydım.
Hadi ama, siz olsanız ne yapardınız?
Bir gün geri öderim diye düşündüm.
Müşteriler için tuvalet var mı?
Hey! Buradan!
Peki.
Çabuk yap.
Sorun değil, sağ ol.
Daha büyük bir çanta gerekecek.
Vay anasını!
Hey!
Garip işler olmayacak demiştim.
Hani iki günlük kira? Kira borcun var.
Alo? Alo?
Polis ve FBI zaten yola koyuldular.
- Siz neredensiniz? - Ulusal Güvenlik.
Nasıl olduğuna akıl sır erdiremiyorlar.
Kasanın zaman kilidi, basınç klipsi, çelik zırhı var.
- Bu adama açık bir kapı bile... - Gerekli değil miymiş?
Gün ortasına kadar soyulduğumuzu bile bilmiyorduk.
Bütün ayın güvenlik kayıtlarını istiyorum...
...ve de kasada depozitolu kutusu olan herkesin ismi gerek.
Olmaz, bu gizlidir. Neden bu isimlere ihtiyacınız var ki?
Kasanızı soyan herkimse daha önce burada bulunmuş.
Şimdi, isimleri de, kayıtları da istiyorum.
Bugün.
Böylece hikâye mutlu sonla bitti.
Beyaz Surat geberdi ama...
...ben hiç bu kadar hayatta olmamıştım.
Şimdi New York'ta yaşıyorum.
Ama bütün dünya varken...
...neden tek bir mekanda tıkılı kalayım ki?
Kadın nehirde sürükleniyor.
Ama gördüğünüz gibi, sel 10 dakika önce şiddetlendi.
Şimdi asıl soru Pat, bu insanlara ne olacağı?
Onları kurtarmak için bir mucize gerekecek.
İyi günler, Bay Jones.
- Nasıl oynuyorlar? - İlk devre, altı sayı gerideler.
Şemsiyenin gerekli olacağını sanmıyorum.
Kim bilir ki!
- Dikkat et. - Katılmamın sakıncası var mı?
- Hayır. - Ne içiyorsun?
Cin-tonik.
Tanqueray cini ve tonik. İki tane lütfen.
Eee, Londra'da mı yaşıyorsun?
Taksi!
Kahretsin!
Abi, çok iğrenç oldu bu.
Dalgalar buraya vuracak sanıyordum.
- Fiji'ye vurduğunu duydum. - Fiji, ha?
Evet, 10 metrelik dalgalar varmış.
Gerçekten mi?
Gidelim.
Neden? Neden? Neden?
Çünkü sen bir yüz karasısın.
Her zaman her yerde olma gücüne...
...sadece Tanrı sahip olmalı.
Endişelenilecek biri daha gitti.
İndirin şunu!
Defolup gidelim buradan.
Evet?
Banka işinde bir ipucu var, efendim.
Bir sonraki uçağa atlıyorum.
Selam, Angelo. Maç nasıl gitti?
Pek iyi değil.
- Şemsiye gerekmez demiştim. - Evet, haklıymışsın.
Kaçma.
Sekiz yıldır seni arıyorduk.
Siz kimsiniz?
Benim adım Roland.
- Dairemde ne işin var? - O konuya da geleceğiz.
Nasıl bir soyguncu...
...not bırakır? BİR GÜN GERİ ÖDEYECEĞİM.
- Avukatlarımla konuşmalıyım. - Neden?
Tutuklu değilsin ki.
- Yani sen... - Polis mi?
Herkes banka soyabilir.
Benim bilmek istediğim hiç kapı açmadan nasıl soyduğun.
Hadi.
Eminim bir şeyler uydurabilirsin.
Bak, eğer polis değilsen...
...ve tutuklu değilsem...
...gitmeni rica edeceğim.
Yardım ister misin?
Kapı kullanmayalı uzun bir süre oluyor, ha?
Kim olduğunu biliyorum.
Ne olduğunu biliyorum.
Bu sohbet bitmiştir.
Sorularımı yanıtlayana kadar...
...bu sohbet bitmez.
Söylesene...
...nasıl bu kadar uzun süre dayandın?
Sana kim yardım ediyor?
Sıçrayıcılar.
Beyninden 1,000 volt elektrik geçerken sıçramak zor, değil mi?
No comments yet. Be the first to leave one.