De første 200 linjer.
Sarışın mısın? Sarışın ve...
Hayır ama Hitler'i seviyorum.
Sizin gibiler bugün ölmüş olurdu.
Anneleriniz, atalarınız gazlanırdı.
Bir derdin mi var?
Seninle var. Çirkinsin.
John Galliano, Christian Dior'un eski kreatif direktörü
nefret suçundan hüküm giydi...
...sarhoşken bir barda bir kadına söylediği Yahudi karşıtı sözleri...
- Büyük olay. - Gerçekten büyük.
Moda dünyasının rock star'ıydı.
Utanç verici. Çok utanç verici.
YILIN İNGİLİZ TASARIMCISI 1995
Yahudi karşıtı şeyler söyleyen herkesin karşısındayım.
Natalie Portman, yayınladığı açıklamada şöyle dedi: "Artık yeter."
Yahudi olmaktan gurur duyan biri olarak
büyük bir şaşkınlık ve tiksinti duyuyorum.
Galliano mahkemeye arka kapıdan girdi
ama yine de medyanın ilgisinden kaçamadı.
Suçlu bulunursa altı ay hapis
ve 22 bin avro para cezası alma ihtimali var.
Savcılık, alkolik ve ırkçı olduğu iddiasını savunuyor.
Yaptığım iğrenç, berbat bir şeydi.
Gerçekten korkunçtu.
Sizce bu duruma nasıl düştünüz, anlatabilir misiniz?
Evet, size her şeyi anlatacağım.
Evet.
Titreme geldi. Sigara içmem lazım, pardon.
LONDRA 1980
Maggie dışarı! Maggie dışarı!
ENFLASYON ORANI - yüzde 21.8!
BİZE İŞ VER MAGGIE
JOHN LENNON ÖLDÜRÜLDÜ
Thatcher iktidarında yürüyüşlere filan katılmadım.
Çizmeye meraklıydım.
Saint Martin Sanat Okulu için bir portfolyo hazırladım.
Çok az kişiyi kabul ediyorlardı.
Çok sıkı bir rekabet vardı.
Ama beni hem kabul ettiler hem de burs verdiler.
Kafa dengi insanlarla tanıştım. Şey filan oldum,
çok şükür yalnız değilim!
David Harrison diye muhteşem bir tip vardı.
DAVID HARRISON RESSAM
Hâlâ şey mi... Hâlâ o havalı aksanla mı konuşuyor?
İlk tanıştığımızda çok utangaçtı.
Biraz rahatlattım onu.
Hep ablasıymışım gibi hissettim.
Malcolm McLaren, David'in Sex Pistols'a öncülük etmesini istiyordu
çünkü çok taşkındı.
Sanırım benim söylemek istediğim şeyleri söylüyordu, bilmiyorum.
Yani hâlâ evimde yaşıyordum.
Henüz daha sonra dönüştüğüm kasıntı tavuskuşu değildim.
Çok varoştu, giyimi kuşamı da.
Markalara filan düşkündü.
Onu Vinted ile tanıştırdım.
O günlerde sadece eski kıyafet dükkanlarına gidiliyordu.
Gece kulüplerine gitmek için otobüse binip
Soho'daki Old Compton Sokağı'na giderdim.
Kızlar, stiller, müzik.
Ah! Bir yeniyetme olarak o güne kadar tüm bunlardan bihaberdim.
John çok sivri dilliydi.
O zamanlar bir birayla sarhoş olurdu.
Sarhoşken biraz kontrolden çıkardı.
Onu kollamak gerekirdi.
Poposunu açıp göstermeye bayılırdı.
- YENİ MODA Yeni Romantikler'in başlangıcıydı.
İndirimli satış yapan bir tiyatro vardı.
18. yüzyıldan kalma bir pelerin, fırfırlı bir bluz alabiliyordun...
Anlıyor musun?
Orayı resmen yağmaladılar ve oradan edindikleri malzemelerle
bu Yeni Romantik stilini oluşturmaya başladılar.
Sonra National Theatre'da kostümcü olarak çalışmaya başladım.
Kıyafetleri ortamında görüyordun.
O karakterin nasıl hareket ettiğiyle ve koktuğuyla ilgileniliyordu.
Tüm o malzemeler gelirdi, aksesuarlar,
işte bugünkü ifadeyle kombinin tüm öğeleri.
Sonra The Barbican'da Abel Gance'in Napoleon'unu görmeye gittim.
Aklım başımdan gitti.
Hani koşarken karların üstüne düşüp kalkıyordu ya,
kirpikleri karla kaplı, resmen hayran olmuştum!
Nasıl bir hayranlık anlatamam.
Tabii ki etkiledi beni.
Tabii ki.
Araştırma yapmaya ve taslaklarımı çizmeye
o zaman başladım, Les Incroyables adlı mezuniyet defilem için.
Devrimci bir Fransız gibiydim,
karalıyordum, çiziyordum, boyuyordum,
hikayeler yaratıyordum.
Yazı üslubum değişti.
18. yüzyıl havasına büründü.
Sağ elle çizmek çok kolaylaşınca,
kalemi, fırçayı, boyayı sol elime alırdım, o acayip ve sıradışı
çizgiyi yakalamak için. Takıntıydı işte, takıntı.
Biçkiden anlamıyordum, dikmeyi bilmiyordum...
Çizebiliyordum ama sonra hocam...
Şey dediğini hatırlıyorum, "Dur biraz. Çizimlerine bak.
"Çizdiğin gibi biç."
Kapı açılmıştı. İşe koyuldum.
Çok heyecan verici bir şey olacağının farkındaydık.
Okulda herkes John'un mezuniyet defilesini konuşuyordu.
HAMISH BOWLES GAZETECİ VE EDİTÖR
O 10 tasarım zihnime kazındı,
gördüğüm en iyi beş defile arasındaydı.
Gerçekten büyüleyiciydi.
LES INCROYABLES MEZUNİYET DEFİLESİ 1984
Devrim gibiydi.
Paltolar her şekilde giyilebiliyordu, düz, ters, baş aşağı.
Erkekler de etek giyebilirdi, kızlar da. Uzun...
Cinsiyetsiz!
Muazzam bir enerji ve tutku vardı.
İnsan şunu fark ediyordu,
"Deha sahibi bir insan bu."
John Galliano ile birlikteyim,
Londra'nın sayısız büyük yıldızından biri.
John, biraz geçmişinden bahseder misin?
Temmuzda Saint Martin'den mezun oldum.
Les Incroyables başlıklı koleksiyonumu sundum.
Fransız Devrimi'nden ilham alıyordu
ve çok iyi geçti.
Sonra direkt Olympia'ya geldim, ilkbahar/yaz koleksiyonumu sunmak için.
İlhamını nereden alıyorsun?
Bu koleksiyon özelinde,
Afganistan'la ilgili okuduğum bir paragraftan ilham aldım.
Emanullah Han'ın tebaasını Avrupa kıyafetleri giymeye zorlamasıyla ilgiliydi.
Halk ayaklanmıştı tabii.
Bu tür bir gerilimi, bundaki romantizmi yakalamaya çalıştım.
Bir sonraki koleksiyonu planlamaya veya fikir üretmeye başladın mı?
Başladın mı?
Evet. Kış Koleksiyonu.
Gerçek bir defile yapmayı umuyorum
çünkü güçlü bir mesajım olduğunu düşünüyorum.
THE LUDIC GAME
JOHN'UN İLK DEFİLESİ, SONBAHAR/KIŞ 1985
Bir mankenle çıkıyordum,
"Bir defile var, sen de gel. John Galliano diye adam var,
"inanılmaz biri" dedi bana.
Kız arkadaşım podyuma çıktı, saçında bir ağaç vardı,
ayağında da takunya.
- JEREMY HEALY, DJ VE MÜZİSYEN İki de ölü uskumru vardı.
Podyumda bu şekilde yürüyordu.
Sonra da kız ölü balıkları seyircilere fırlattı, aynen.
İnsanlar vurulmamaya çalışıyordu,
Ben "İnanılmaz!" filan oldum. Bayılmıştım. "Nasıl yani?" oldum.
Sonrasında kulise gittim.
John bana gelip "İşlerini çok beğeniyorum,
"seninle çalışmayı çok isterim" dedi.
HAYSI FANTAYZEE JEREMY HEALY'NİN GRUBU
İLKBAHAR/YAZ KOLEKSİYONU, 1985
Para gerçekten umurunda değildi.
JOHANN BRUN'UN SESİ JOHN'UN İLK FİNANSÖRÜ
Sadece işini kolaylaştırmamı istedi.
"Sadece hayallerimi gerçekleştirmeye devam etmemi sağla."
Bu kadar.
Bir defiledeki bir ânı hatırlıyorum,
kızlar defilenin sonunda beyaz muslin kıyafetlerle geldiler,
vücutlarına yapışsın diye su dökmüştü üstlerine.
Logolu bir damgası vardı.
Kızların alınlarına basmıştı bu damgayı.
Boya yüzlerinden beyaz elbiselerine akıyordu.
- PAUL FRECKER, ARKADAŞI İnanılmazdı.
O kadar güzeldi ki
ağladım.
Defileden sonra "Editörler ağladı mı? diye sorardı.
"Polly'nin gözler dolmuş muydu?"
- POLLY MELLEN, MODA EDİTÖRÜ Yani mesele duyguydu.
Yaratabileceğimiz en güzel şeyi yaratma çabasıydı.
1987 Yılın İngiliz Tasarımcısı Ödülü'nün sahibi
John Galliano.
John Galliano bugün bizimle olduğu için çok mutluyuz.
Saint Martin'den henüz dört yıl önce mezun oldu.
- Yani... - Üç...
Üç mü? Vay be, gördünüz mü?
Her şey mümkün.
Hepiniz için ilham, gerçekten.
Defilelerin gücü sayesinde
John moda dünyasında bir süper star olmuştu bile.
Ama o aşamada bir sorunumuz vardı.
John'un tasarımları zordu.
Diğer tasarımcılara kıyasla giymesi daha zahmetliydi.
Ayrıca satması da daha zordu.
Bazen kesimlerin ve silüetlerin
askıda iyi durmayacağını düşünüyor musun?
Evet, yani evet, bunu söyleyenler oldu daha önce.
Ama bazen de gerçekten satışları artırıyor
çünkü askıda o kadar ilginç duruyor ki birilerinin dikkatini çekiyor.
Kıyafetler güzel olsa da
satışlar düşüyordu.
Sabit giderler arşa çıkmıştı.
Ticari açıdan işlerin iyi gitmediğinin farkındaydı.
Ne zaman satışlardan filan bahsetsem şöyle derdi:
"Modayı ciddiye alan biri olduğuna pek inanmıyorum."
İşte böylece John ile yollarımı ayırdım...
Hiçbir zaman anlamadım onu.
Her koleksiyondan sonra çökerdi.
Tamamen çökerdi demek istiyorum.
Ofisine gider,
orada oturup içerdi.
Ve defilenin videosunu izlerdi,
tekrar tekrar.
Yaralı bir insandı bence.
No comments yet. Be the first to leave one.