Prvních 200 řádků.
Hazır mısın?
Düşünceler ve beraberinde tarih de değişiyor.
Şehre en son geldiğimde bunu hissetmiştim.
Hiç düşünmediğim, büyük değişikliklerle karşılaştım.
Erkek Arkadaşınızı Puanlayın
- Kaç puandayım? - Cidden bilmek istiyor musun?
Erkek arkadaşınız her zaman istediğini yapar mı?
Evet.
Hata yaptığında kabul eder mi?
Asla.
Erkek arkadaşınız kibrit olmadan ateş yakmayı biliyor mu?
Cevap D şıkkı. Kimin umurunda?
A. Evet, gayet iyi.
Kusura bakma, öyle bir soru yok.
- Olması gerek. - Üzgünüm.
Hâlâ sıfır puansın.
YÜKLÜYOR
- Hayır! - Evet!
Elin direksiyonda olsun.
- Merhaba. - Selam!
- Sizi bir saniye bekleteceğim. - Elbette.
- Nasılsınız? - İyiyiz. Gayet iyiyiz.
Rezervasyon yaptırmıştık. Lewis adına.
- Adınız neydi? - Alex Lewis.
Evet, burayı imzalayın.
Her şey hazır. Kanonuz nehir kıyısında.
Pazartesi 17.00'ye kadar geri getirmelisiniz.
Tamamdır. Salı günü iş var.
- Harita ister misiniz? - Hayır, gerek yok.
- Harita istemiyorsunuz? - Evet, gerek yok, buraları iyi bilirim.
Mevsim dönümündeyiz.
Yani hava bir anda değişebilir.
Öylece, aniden. - Daha az insan olur.
En güzeli.
Sormamın sakıncası yoksa, Bay Haritasız...
...nereye gidiyorsunuz? - Karaayak Patikası.
Ona göstermek için sabırsızlanıyorum. İlk gelişi. Harika olacak.
Kötü haberlerim var.
Üzgünüm ama Karaayak Patikası bu mevsimde kapalıdır.
- Neden? - Öyle gerekiyor.
Etrafta serseriler türedi.
Ortalıkta dolaşıp her şeye zarar veriyorlar.
Burası önemli bir park.
Gerçi biliyorsunuzdur.
Ama Park ve Bahçeler burayı bu şekilde korumak istiyor.
Bakın, bu yolculuğa çıkmamızın tek nedeni Karaayak Patikası.
500 dolar cezası. Yakalanırsanız. Adam başı.
Bu da 1000 dolar eder. Kamp geziniz pahalıya mâl olur.
Pekâlâ.
Jenn, hazır mısın?
- Evet. - Bir dakika.
İlk yardım çantası. İçinde bir tane de düdük var.
Geri getirmeye çalışın, ben de ücret almam.
1000 dolar mı?
Uyanık adamsın.
Güle güle. İyi eğlenceler. - Teşekkürler.
- Hâlâ mı? - Son.
Hadi ama tatlım.
Bu çok önemli. Bunu ne zamandır bekliyorum, biliyorsun.
Bana sadece...
Hepsi önemlidir. Dönene kadar bekleyemez mi?
Tamam, bitti.
Oldu mu? - Peki.
Sana inanmıyorum ama... - Tamam, kaldırıyorum işte.
Pekâlâ. Dur, dur. Bir fotoğraf çekelim.
Çıkışı belgeleyelim.
Bir işe yarasın bari.
Tamam.
Hazır mısın?
Güzel. - Evet.
Birimiz güzel çıkmış. - Pekâlâ.
Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır.
- İyi eğlenceler. - Çok teşekkürler.
- Kahretsin! - İyi misin?
Kahretsin. Lanet olsun! Canım fena halde yandı.
İyi olduğundan emin misin?
Evet, evet, evet. Yürüdükçe düzelir.
Bu senin için.
Zaten korkmuş görünüyorsun.
Güvenli hisset.
Muhtemelen ihtiyacım olmayacak.
O işi zaten hallettim.
Bak ne var yanımda.
- Ne zaman aldın onu? - Birkaç gün önce.
İhtiyacın olmayacak ki.
İyi vakit geçirmek mi istiyorsun yoksa gezi boyunca panik olmamı mı?
- Bununlayken güvende hissediyorum. - Peki. Tamam.
Ama yanında taşıyacaksan çantada bir işe yaramaz. Bana ver.
Teşekkürler. Kemerine takacağım. Tamam mı?
İhtiyacın da olmayacak.
Ayı kovucu mu?
Kim bilir daha neler var yanında? - Başka bir şey yok.
- Bir bakalım! - Bir şey yok.
Yok işte...
- Hadi ama! - Ne?
Ciddi misin?
Bu bir işaret fişeği. - Ne olduğunu biliyorum.
Bu yolda aracın kalırsa falan işe yarar.
Biliyorsun bunu. Bildiğini biliyorum.
Jenn, yapma, fişek isteseydin kalem fişeklerden alabilirdim.
Kamp malzemesi satan her yerde var.
Al fişeğini. - Teşekkür ederim.
- Hazır mısın? - Sanırım evet.
Pekâlâ.
Aman Tanrım!
- Tamam mısın? - Evet.
Ne? Ne oldu?
Jenn, sincaptan büyük bir şey görürsek şanslıyız demektir, değil mi?
- Merhaba. - Merhaba.
Hayır.
Şuna bak. Ne sevimli.
Almalıyız bence.
- Burası iyi mi? - Evet.
Kamp danışmanı. Biraz geri çekil.
- Beni ayartmaya mı çalışıyorsun? - İşe yarıyor mu?
Evet. Çok seksi.
Yeri gelmişken...
...yanından geçtiğimiz şu küçük gölü hatırlıyor musun?
- Hayır, hatırlamıyorum. - Sahi mi?
Girerim demiştin. - Öyle bir şey demedim.
- Evet, dedin. - Hayır, belki dedim.
Hayır, hayır, hayır, evet dedin.
Hadi aşkım. - Hayır.
Bu şeye benziyor...
..."Bu gece Çin yemeği söyleyelim mi?" diyorsun...
...bense "Olabilir!" sonra İtalyan söylüyoruz.
Öyle bir şey.
- Ama orada tek başıma kalacağım. - Kimse git yüz demiyor.
Yapma şunu!
Aman Tanrım. Lütfen, ya etrafta...
Yarı yolda bırakma aşkım.
Tamam, tamam! Peki.
- Hazır mısın? - Hayır.
Hadi.
Beş, dört... Üç, iki, bir!
- Jen, hadi! - Hayır!
Çok soğuk.
Karanlık çökmeden biraz daha odun toplayacağım.
- İyi. Gelip yardım edeyim. - Hayır, hayır. Hemen dönerim.
Peki. Tamam.
Merhaba.
Ne zamandır?
Şu ana kadar mı? Birkaç aydır. Sen?
- Ne? - Yani emin değilim.
- Sahi mi? - Evet.
Yani cevap D.
Tuhaf. Ben...
Bilgisayarda işlenmiş olamaz, önce Danimarka'dan mı geçmiş?
- Hayır, hiç sanmıyorum. - Ben D aldım.
Gerçekten tuhaf bir hikaye.
- Bilmek istersin diye söyledim. - Hayır, sebebi bu değildi.
Bu Alex. Alex, bu da Brad.
Bred'di, değil mi? - Evet, selam. Nasılsın?
İyiyim. Teşekkürler.
Buradan mı geçiyordun yoksa...
Evet, patikadan geliyordum. Arkadaşına denk geldim.
Beni muhabbete davet etti. - Evet.
Brad parkta büyümüş.
Ya da ormanda. Ayrıca bir sürü balığı var.
Bu gece güzel bir yemek yaparız dedim.
İstesem bile hepsini yiyemem. Yani, deneyebilirim ama...
Ben üzerime bir gömlek alayım, olur mu?
- Tamam. - Tamam.
Ne diyordun?
- Aslında buna pek alışkın değilim. - Evet.
- Ama yine de müthiş bir deneyim. - Ben de severim.
- Jenn? - Evet. Evet?
- Bir saniye gelip yardım edebilir misin? - Tabii.
Ne oldu? - Tamam, gel içeri.
Tamam.
Ne oldu?
- Sen rahat mısın böyle? - Neden?
Ondan mı? - Evet. Ne bileyim, adam belki...
10 dakika falan konuştuk, harika biri.
Harika biri.
Adam yalancı. - Niye yalancıymış?
Ormanda büyümüş? Nerede, İrlanda ormanlarında mı?
Hadi ama. Yapma. - Ne alakası var şimdi?
Davet mi ettin, kendisi mi oturdu?
Davet ettim.
Daveti geri almamı ister misin? - Hayır, böyle bir şey yapamayız...
Yapabiliriz. Yapabilirim.
Cidden tuhaf olur ama... - Hayatta yapamazsın, biliyorum.
- Ne için yardım istemiştin? - Yardıma ihtiyacım olmadığı gayet açık.
Bence açık değil demek. Çünkü çadıra gelmemi istedin.
Baksanıza, size rahatsızlık vermek istemem...
...o yüzden gitsem daha iyi olur. Size iyi kamplar.
- Hayır, hayır, hayır, kal! - Hayır, hayır, hayır.
Kalacak ve yemeği bizimle yiyeceksin.
- Öyle mi? - Elbette.
Bir yanlış anlaşılma oldu. Hepsi o.
Tamam o halde. Başlayalım.
Balık istemiştin.
Bu göllerde balık tutmak yasak zannediyordum.
Büyükbaba kuralı.
Yani eski kanunların mevcut durumlara uygulandığı...
...ancak bir yenisinin tüm gelecekteki kanunlara uygulandığı şey mi?
Büyükbaba kanunu nedir biliyorum.
Tamam, kusura bakma.
- Avukat. - Evet, anladım.
No comments yet. Be the first to leave one.