Prvních 200 řádků.
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
Normali ne kadar?
Ben nereden bileyim?
On dakika mı?
Hiç süre tutmadım.
Hoşuna gitti ama, değil mi?
Dinle...
- Benim gitti. - Leo.
Hoşuma gitti.
Gerçekten. Şimdi sus. Konsantre olmalıyız.
Bence bir 15 dakika sürdü.
Bir dahakine süre tutarız. Baskı yok.
- Yani bir dahaki sefer olacak mı? - İllaki olacak değil.
- Ama bir dahaki sefere dedin. - Şu anda meşgulüz.
Gerçekten ayıracak beş dakikam yok.
Kusura bakma da beş dakikadan fazlaydı.
Lanet olsun!
Sence kimi görmeye geldi?
"Saldırıda sağ kulağı koptu."
"Saldırıda sol gözü koptu."
Orası belli.
Nasıl ölmemiş ki?
Kurbanlar hastaneye geldiklerinde
yaralarının iyileştiği yazıyor.
Çok az kan kaybı.
Bu...
Bu imkânsız.
Biz buna "Koleksiyoncu Vakası" diyoruz.
Çok iyi iyileşmiş, sanki hiç uzuv olmamış gibi görünüyor.
- Snowdonia şahin otu. - Şahin otu.
Koleksiyoncu geri dönmüş.
Hastanedeki bir hemşireyle konuştuk.
Başka kurbanlar da olmuş.
Birinin karaciğeri yok, diğerinin sol akciğeri, vesaire.
Yani? Spike dün gece şehrin her yerinde yeni canavarlar görmüş.
Bunun nesi özel?
Sherlock bu vakadan bahsetmişti. Çözemediği tek vakaymış.
Sol bacak, sağ bacak, sol kol, sağ kol, hepsi alınmış.
Yaralar mucize eseri iyileşmiş.
Bu vakadaki gibi.
Biri insanların vücut parçalarından
bir insan yaratmaya çalışıyor.
Bunun olmasını sağlayan güç durmuş olmalı Bea ve Jessie'nin...
Yani Yarık ilk kez kapandığında.
Yeni Yarık açılınca devam ettiler.
Ben hâlâ planı anlamadım.
Ne olmuş yeniden oluyorsa?
Kime ne? Ne önemi var? Yarık'ı bulmamızı nasıl sağlayacak?
Jessie yeri görecek kadar canavarların kafasında derine inemiyor.
Olay şu Billy, tüm bu vakalar içinde
Watson bununla ilgilendiği için ilgileniyoruz.
Ya Yarık'ı bulmanın başka bir yolu varsa?
Yok.
Sen demiştin, kâbuslarında derine inip
- büyük mağaraya girersen... - Bir daha yapmam.
Korkunç olduğunu biliyorum
ama istediğinde çıkabilirsin, bu yüzden anlamıyorum...
Nasıl olduğunu bilmiyorsun. Yapmayacağım.
- Sanki sen yapardın. - Ben...
- Bunu ona yaptırmayacağız. - Yeter be! Tamam mı? Durun.
Bakın, hepimiz...
Biraz yorgunuz.
Yani...
Derin bir nefes alalım.
Bea.
Vücut parçaları vakasında ipuçları ne?
Sherlock nadir bir bitkiden bahsetti.
Snowdonia şahin otu.
Watson bir uzmanla konuştuğunu söylemiş, Edith Dubois.
- Onunla başlayalım. - Olur.
Harika. Oradan başlayalım, tamam mı?
Leo.
Belediye binasında adresini bul,
geri geldiğinde beraber oraya gideriz.
Beni ilgilendirmiyor dostum. İşim gücüm var.
Bensiz bu işi halledebilirsiniz.
Siz halledin.
Bill! Ne?
Git.
Ben de gelmiyorum.
Jessie, ne?
Bunu yapmamı istediğine inanamıyorum.
- Hayır, istemedim... - Beni yalnız bırak.
Billy! Dur!
Billy, bekle. Dur.
Bak.
- Onunla tekrar konuşmak nasıldı? - Ne? Kim?
- Spike söyledi. - Spike'ın çenesi düşmüş.
Spike senin dostun Billy.
Biraz konuşalım mı?
Ailem hakkında yalan söylemişler.
Dedi ki annem...
Dokumacı değilmiş.
Belki bu yalandır.
Kayıtlara bakmak için darülacezeye gittim.
Dinle Bill.
Sana yaptıkları için dövmek istedim.
- Yapma. - Yapacağım.
Senin suçun yok. Küçücük çocuktun.
Çocuklar kimseyi korumamalı, onlar korunmalı.
Ondan iğreniyorum Bea.
Ben de.
Ben de. Ama arada olan asıl sana olacak.
Çünkü sonucu bu olacak.
Sertsin ama iyi birisin.
İyi kalpliler zarar görmeden başkalarına zarar vermez.
Sen bize lazımsın Bill.
Gücün bize lazım.
Kalbin bize lazım.
Bunu başka bir şeyle değiştiremeyiz.
Konuşmayı biliyorsun. Bu adil değil.
- İksir? - Yok, sağ ol.
"Londra'dan bıkmış kişi
hayattan bıkmıştır."
"Çünkü Londra'da hayata dair her şey vardır."
"Dünya tarihinde eşi görülmemiş bir şehir."
"İstediğin kişi olabileceğin bir şehir."
"İstediğini yap."
Silahlıyım.
Eminim öylesinizdir.
Yabani görünüşünüze uygun olur.
Hâlinize bakın.
Ama aslında yabani değilsiniz, değil mi?
Rol yapıyorsunuz.
Hayır.
Burada arkadaş edindim.
Bir hayatım var.
İngiltere Prensi olduğunuzu biliyorlardır.
Yoksa buralardakiler sizin gibilerden pek hazzetmezler.
Beni saraya geri götürürsen prens olmayı bırakırım.
Toplantılara, ziyafetlere, kahvaltılara
ve sosyal etkinliklere katılmam.
Annemle bile konuşmam.
Ayrıldığımı öğrenince ne dedi?
Hasta, küçük oğlunun vahşi doğada kaybolduğunu öğrenince?
Gittiğimi hâlâ bilmiyor, değil mi?
Ona söylemedin.
Bana dokunursan ne denli ihmalkâr olduğunu ona söylerim.
Artık Kraliyet için çalışmadığında
bu üstünlük havana ne olacak?
Kaderimi ben belirlerim.
Ben!
Saraya ne zaman döneceğim bana kalmış.
Üstelik Daimler,
bu konuda yapabileceğin hiçbir şey yok.
John?
Tanrım!
Kalbime inecekti.
Buraya nasıl geldin?
Sen baygınken Bea anahtarı kopyaladı.
Takdir edilesi.
Burada olmak istemiyorum. Seçeneğim olmadığı için buradayım.
Yardımın lazım.
Emin misin, burası mı?
11 Colebrook Bahçeleri. Edith Dubois.
Biri bizden önce davranmış.
Watson.
Bu bitkici kadını bulmayı Watson niye çok istiyor?
Tanrım.
Doktor burayı bayağı dağıtmış.
Vay anasını. Altını üstüne getirmiş.
Bu, Edith mi?
Kocasıyla?
Pek neşeli görünmüyorlar.
Sanırım Watson'ın aradığını buldum.
Günlüğe benziyor.
"19 Ağustos.
Neyse ki hastalık sadece el ve ayakları etkiledi.
Çürümenin başlamasıyla el ve ayak parmakları karardı."
Kocası.
"Ekim. Hastalık organlarına ilerledi.
Bir şey yapmazsam ölecek.
Onu komaya sokmayı planlıyorum.
Güvenli bir yere götürüp
vücudundan geri kalanı muhafaza için soğuk tutacağım.
Sonra doğayı kullanıp onu yeniden oluşturarak
geri getireceğim."
Koleksiyoncu oymuş.
"Güvenli bir yer" derken?
Peki. Çok yardımı dokundu. Her yerde olabilir.
Sherlock demişti ki:
"Snowdonia şahin otu son derece özel koşullarda yetişir."
Doğada Kuzey Galler'deki bir dağın tek yüzünde yetişiyor.
Botanik bahçeleri.
Şuraya bakın, Watson ne hâle getirmiş.
Çaresizlik göstergesi.
Korku ve öfke.
Onu bulmayı neden takmış?
Neden durum tersiyken
Sherlock'a şahin otu işe yaramıyor demiş?
Gidip şu cevapları bulalım.
Belki bu gece birlikte beş dakika geçirebiliriz.
Eve döndüğümüzde.
Tabii dönebilirsek.
Döneceğiz.
Bir gün geri dönemeyebiliriz.
Şu ana dek şanslıydık ama...
Geri dönmek istiyor musun?
Dönemeyiz.
İyi ki buradasın.
No comments yet. Be the first to leave one.